“Aşağılık maymunlar…”
Her istediğini istediği şekilde -doğa ve toplum kurallarını dikkate almadan- özgürlük adı altında yapmak, akıl nimetinin nasip olmadığı (sözüm ona) hayvanlara has bir durumdur!
Ki, bu bile yanlış ifade olur. Zira insan dışındaki canlı cansız tüm varlıkların dahi kendilerine has, tabi oldukları kuralları var.
Güneş, Ay, Dünya tüm gezegenler kendi yörüngelerinde seyrederler…
Bitki/ağaçlar mevsiminde çiçeğe/meyveye durur; görevleri bitti mi kabuklarına çekilirler…
Yani akıl sahibi olmayan varlıklar dahi kendi başlarına hareket etmezken, akıl taşıyan insan nasıl ölçüsüz, kuralsız hareket edebilir!
Allah’ın akıl bahşettiği, sorumluluk yüklediği insan şereflidir/değer yüklüdür.
Kur’an’ın birçok yerinde “Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?”, “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”, “Ey akıl sahipleri, ibret alın!” gibi ifadelerleinsana yapıp ettiğine bakması, akıl nimetiyle yükümlülüğünün farkına varması beklenir kendisinden.
Aklını kullandığı ölçüde şerefli kalacağı/şerefini artıracağı, kullanmadığında ise o şereften yoksun kalacağı ve hayvanlardan daha aşağı derekelere yuvarlanacağı da haber verilir Tin Suresi’nde.
Fakat bu bir hakikattir: Doğru ve iyilik yolunu tutan, ister ki bütün insanlar doğru yola girsin…
Doğruluktan yüz çeviren, kötülüklerle kalbi/hayatı kararan da bütün insanların kendisi gibi yoldan çıkmasını arzu eder…
Âdem’le imtihan olan iblis, imtihanı kaybedince ve lanetlenince Allah’tan mühlet istedi; Âdem’i ve onun bütün zürriyetini yoldan çıkaracağına dair yemin etti.
Hem iyiliğe hem de kötülüğe çağırma kavgası o gün bugündür devam etmektedir.
İyiliğe çağıranlar fıtratları gereği rablerine kulluğu benimseyerek bunu sürdürürler. Bundan daha normali yok.
Anormal olan, Allah’ın koyduğu kuralları, helal-haram çizgisinin de ötesinde sapkınlığı normalmiş gibi dayatma cüretinde bulunmaktır.
Ortalıkta meşrulaştırılmaya çalışılan sapkın furyayı biliyorsunuz, adlandırmama gerek yok!
Buna karşı “siz ne yapıyorsunuz böyle!..” diyen birileri çıktığında da bu sapkınların şakşakçıları (ki, onlar gibi olmadıkları ne malum!?), “sapkınları suçlayacaklarına onlara karşı çıkanları suçlamaya kalkışıyorlar.”
Kendi deyimleriyle, ağızlarıyla değil başka yerleriyle sürekli bu konuşanlar ve dün Müslüman kadınlara sövdükleriyle kalan bu haysiyetsizler, bugün de kudurmaktalar.
Kuduranlar olsa da iyiliğe inananlar, bulundukları ortamı muhafaza etmek durumundalar!
İyiliğin, doğrunun hepten yerini kötü akımlara terk etmemesi için rabbimizin emri gereğince mücadele vermek zorundalar!
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Ali İmran 104)
Peygamberimiz buyuruyor: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân)
Kur’an ve sünnete rağmen iyiliği emir ve tavsiye, kötülüğe de mani olmayı terk eder ve sessiz kalırsak, batan gemiyle biz de aile efradımızla beraber batmak durumunda kalırız!
Peygamberimiz (s.a.s.) buyurur: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onların bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi… Alt katta oturanlar:
Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler.
Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî,Tirmizî)
İsrail Oğulları Allah’ın gösterdiği hayat ölçülerini kale almadılar; küçümsediler, alaya aldılar. Ve Allah’ın yasaklarını delme cüretinde bulundular.
Bir kısmı, “Allah sizin yüzünüzden başımıza bela yağdıracak” deyip kötü olanları uyardı. Diğerleri, uyaranları ve Allah’ın emrini dinlemediler.
Buna karşılık Yüce Allah onları, “Aşağılık maymunlar olun.” (2-Bakara 65) cezasıyla cezalandırdı…
Rivayet edilir ki, Yahudiler, “cumartesi ibadet edin, avlanmayın” (Yevm-i Sebt yasağını) ilahi emrini hiçe saydılar. İçlerinden bir kısmı “sizin yüzünüzden başımıza bela gelecek, yapmayın böyle!” dediler ama isyancılara söz geçiremeyeceklerini anlayınca aralarına bir set/duvar ördüler…
Bir zaman sonra o yakınlarından ses seda gelmediğini görünce de “bir bakalım bunlara ne oldu” diye duvarın üstünden baktıklarında gördüler ki, kimi maymun, kimi domuz suretine girmiş; çıkardıkları sesten de bir şey anlaşılmıyor. Ve birkaç gün öyle yaşarlar sonra onların hepsi ölüp gider. Ayette onların o halleri şöyle açıklanır:
“De ki: ‘Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.’ ” (5-Maide 60)
Rabbimizin aynı duruma bizi de düşürmeyeceği ne malum! Onun için üzerimize düşeni yapmak zorunda ve durumundayız…







