“Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar”
En güzel eylemi gerçekleştirmek için hayata adım atma fırsat ve imkânı tanınan insan (67-Mülk 2), bu gerçeğin ne kadar farkındadır acaba?
Hayat, birçoğumuzun sandığı gibi yeme-içme ve eğlenmeden mi ibarettir? Yoksa sergilediğimiz bu yaşantımızın bir hesabı olacak mı? Olacaksa (ki muhakkaktır) nasıl hesap vereceğiz, bunu ne kadar düşünenimiz var?
“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? ...” (57-Hadid 16)
Öyle ya! Çocuk yaşlarında tekâmülü elde edenlerin yanı sıra uzun bir ömrü heba edip, boşa geçiren (Belhum Adal misali) nice insan var. Şu bir gerçek ki, ne kadar ömür verilirse verilsin insanın istek ve arzuları, yaşama hırsı bitmez.
Ve sonunda yaşlı veya genç herkes mutlaka, bir şekilde ölümle yüzleşecek ve adli ilahi önünde hayatının hesabını verecek. Hal böyleyken “Ey insan! Seni yaratıp, düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı aldatan nedir?” (82-İnfitar 6, 7, 8)
Bu sebeple dua ve temennimiz, “Rabbimiz, bizi tez zamanda doğru yolunu gösterdiği (nimet verilen) kullarının zümresine ilhak eylesin” olsun. Aksi takdirde bu gidiş, bizi uçuruma götürür!
•
MÜ’MİNLERDEN ÖYLE
ADAMLAR VARDIR Kİ…
Bugün Şubat’ın 17’si.
Şubat, malumunuz “Şehitler Ayı”dır. Zira bu ayda nice yiğitler, Rablerine verdikleri sözü hakkıyla yerine getirip kanlarıyla/canlarıyla bu dünyadan cennete uçtular!
Kimi gençliğinin baharına yeni girmişti. Kimi ise aklın kemale erdiği yaş kabul edildiği 40’ına henüz gelmişti…
Birçoğumuzun 70’inde-80’inde düşünemediği, yakalayamadığı hayatın gerçeklerini onlar bu genç yaşlarında yaşayıp tamamladılar.
“Bugün, yarın yaparım, yapacağız” deyip bir türlü başlayamadığımız birçok hayırlı ameli onlar kısacık hayatlarında başardılar.”
“Hayat, (zaten) iman ve cihad” değil miydi?
“Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.” (61-Saff 10-11)
Şehadete götüren yoldu aslında Rabbimiz tarafından gösterilen bu hedef!
Bu sebeple sahabe efendilerimizin her biri, genci-yaşlısı demeden bu yolda birbirleriyle yarışa soyunmuşlardı. Öyle ki, “ben mi gideyim, o mu?” cihada katılma aşkları, çocuklar ile babalarını Resulullah’ın huzuruna kadar götürmüştü.
Bununla beraber “şehadet” bir nasip meselesiydi.
Bizzat peygamberimiz, onun hakkında “Hâlid Allah’ın kılıcıdır” buyurduğu (Ebû Dâvûd). Halid bin Velid, Müslüman olduktan sonra girdiği her sefer, zaferle neticeleniyordu. Bu sahabeler arasında öyle bir hal almıştı ki (Hz. Ömer’in, kendi hilafeti döneminde O’nu görevden almasına kadar) “Halid’in kumandan olmayacağı bir sefer kazanılamaz” inancı doğmuştu. Lakin 50 yaşlarında vefat ettiğinde kendi deyimiyle vücudunda kılıç veya bir ok yarası almamış bir yeri kalmamıştı. Buna rağmen yine kendi ifadesiyle “kadınlar gibi” yatağında (hastalanarak) ölmüştü. O, şehid olmamıştı, ama şehid gibi ölmüştü.
Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle haşredilirsiniz.”
Katıldığı savaşlarda Müslümanların şehadete olan aşklarını -düşmana haykırarak- şöyle ifade ediyordu Halid: “İşte size öyle bir orduyla geldim ki, sizin dünyayı sevdiğiniz kadar onlar ölümü seviyorlar!”
Evet, tahtında Rabbe gülümseyen tüm şehitlerimiz de bizim yaşamayı sevdiğimiz gibi ölümü böyle sevdiler!
Bir yıl içinde tüm Medine’yi İslam ile tanıştıran Musab bin Ümeyr onlardandır. Henüz 40 yaşında şehadetle şereflenmişti. Habeşistan’a hicrette arkadaşı olan ve Resulullah’ın amcasının oğlu Cafer bin Ebi Talip de 40 yaşında iken şehadete yürüdü…
Resulullah’ın “Allah’ın aslanı” lakaplı amcası Hz. Hamza 57’sinde şehadet şerbetini içti. Ve benzeri nice sahabe efendilerimiz… Allah onlardan razı olmuştur.
•
ŞUBAT AYI ŞEHİTLERİMİZDEN
Hasan El Benna, 43 yaşında kendi zamanının Mısır firavunlarının adamları tarafından kurşunlanarak şehit düşmüştü.
O, bitirdiği bütün okulları (lise, üniversite) birincilikle bitirmişti ve henüz lise yıllarında İslamî çalışmalarına başlamıştı.
Yozlaşmaya yüz tutmuş Müslümanların ilk uyanma kıvılcımı onunla başladı. 1920’lerde başlayıp ve giderek yaygınlaşan, artık belli ilkeleri olan “Müslüman Kardeşler Hareketi” 20 yıl içinde sadece ülkesi Mısır’la kalmayıp tüm dünyaya yayıldı.
Bu sebeple zamanın Nemrut ve Firavunları tarafından artık “dur!” denilmesi gerekiyordu. Ve 12 Şubat 1949’da kurşunlanmış, hastanede tedavisine ise izin verilmeyip kan kaybından şehid olmuştu. Allah rahmet eylesin, şehadetini kabul etsin.
“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (33-Ahzab 23)
Devam edecek…







