“Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar”-2-
Şubat Ayı, bir taraftan kışın bitimini haber verir diğer taraftan baharın gelişini müjdeler…
Arap, Fars, Türk ve hatta Moğol, Çin ve Grekler toplumlarında da varlığı bilinen ve belli hayat tecrübelerinin sonucu karşımıza çıkan -havaya, suya ve en son da toprağa düşme- olarak bilinen cemre, mesela ilki, 19 Şubat’ta havaya düştü. 26’ında suya ve 6 Mart’ta da toprağa düşecek.
Geçen hafta Şubat Ayı Şehitleri’ne kısmen yer vermeye çalıştık. Devam ediyoruz. Bir manasıyla da Şehid, “canını Allah yolunda feda eden kimsenin, Allah’ın vaad ettiği nimetleri hazır olarak görüp onlardan yararlanması hasebiyle, “gören, tanıklık eden” (şâhid) anlamına gelir…” (TDV İ.A.)
Bu sebeple, tıpkı Şubat ayı gibi şehitler de, bir taraftan zorlu ve sıkıntılı geçen dünya hayatı sürecinin son bulduğunu, diğer taraftan da manevi ve sonsuz baharın başladığını bizlere haber verirler.
Ayette buyurulur: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Aksine onlar diridirler ve Rableri yanında rızıklanmaktadırlar.” (3-Âl-i İmran 169)
Allah Resûlü (s.a.s.), buyurmuşlar: “Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim.” (Buhârî-Müslim, İman)
Müslümanların en mühim esaslardan biri “Ölürsem şehidim, kalırsam gazi!..” inancıdır.
“De ki: Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz...” (9-Tevbe 52)
…
Hak İçin Haksızlığa Karşı Dimdik Durdular!
Şehitlerin hayatlarına baktığımızda Hak namına haksızlığa karşı taviz vermeden dimdik durduklarını görürüz. Mesela, “Cennet gençlerinin efendisidir” buyurulan Hz. Hüseyin, Kufelilerden aldığı davet mektupları için yola çıkmıştı. Kendisini (bunlara güvenilmez, babana da ihanet ettiler; gitme deyip) bu yoldan çevirmek isteyenlere, verdiği sözü hatırlatıyor, geri dönmesinin doğru olamadığını söylüyordu. Nihayet verilen bütün sözlerin boş ve yalan olduğuna şahit olunca da yanındakilere (akrabalarının dışındaki askerlere) gitmesine izin veriyor ve ısrarla geri dönmelerini emrediyor, ama kendisiyle beraber kalanlarla Yezid’in askerlerine karşı -geri dönmelerine müsaade etmediğinden- sonuna kadar mücadele ediyor. Ölümü bildiği halde “Ben Resulullah’ı rüyamda gördüm. Bana ‘Yapmakta olduğun işi tamamla’ dedi. Ben bu yoldan dönemem” diyordu.
Mekkelilere esir düşenlerden Hubeyb Bin Adiy, idam edilmesine yakın, “Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, senin de evinde rahat oturmanı istemez miydin?” denildiğinde:
“Ben Muhammed’in (s.a.s.) değil şu an benim yerimde olmasını, Medîne’de ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!”
“Ey Hubeyb, İslâm dininden dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz” dediklerinde de:
“Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiç ehemmiyeti yoktur” diyordu…
Seyyid Kutup, kendisine “Şimdiye kadar ki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek, Cumhurbaşkanı Cemal Abdün Nasır’dan özür dilediğin takdirde idam hükmü bozulacak ve serbest kalacaksın” denildiğinde,
“Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!..” diye haykırmıştı. Ve sonunda o da 29 Ağustos 1966’ta idam edilerek şehid edildi.
Malcom X (El Hac Malik Şahbaz), hakeza suikasta uğrayacağını bildiği halde o gün bulunması gereken konferansa -şehadeti bile bile- gitti ve orada 21 Şubat 1965’te kalleşçe şehid edildi…
Metin Yüksel: Daha önce de kurşun yemişti ama vurgun yememişti. Yolundan vazgeçmesi söz konusu değildi. Şehadetinden dakikalar önce Cuma namazı için safta onu vurmak isteyenlere “burası yeri ve zamanı değil” diyecekti. Ama caniler kararlıydı; Metin ise korkup kaçacak kadar ödlek değildi. Ve Cuma namazı çıkışı Fatih Camii avlusunda o da şehid edilir. “Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara” diyordu…
Konu “Şehadet” olduğundan Şubat Ayı Şehitleri olmayanları da belki zikrettik. Ama hepsinin azmi, direnişi, şehide yakışırca duruşu aynıydı. 4 Şubat 1926’da Şapka Kanununa muhalefetten idam edilen İskilipli Atıf Hoca da öyleydi. 17 Şubat 1994 tarihinde hanımı ve bir çocuğuyla beraber, İsrail helikopterlerinin roketleriyle şehid edilen Abbas Musavi de hakeza.
Şeyh Ömer Abdurrahman 18 Şubat 2017’de ABD zindanlarında şehid edilirken de aynı şuur ve dava bilinciyle ruhunu teslim etti.
Türkiye Müslümanlarını siyasetle tanıştıran ve ümmet bilincinin yaygınlaşmasının öncülüğünü yapan ve 27 Şubat 2011’de vefat eden Necmeddin Erbakan’ı da “şehid gibi” bir hayat yaşadığı için zikretmemek yakışık olmaz. Ve ismini zikredemediğimiz niceleri… Rabbim şehadet ve şefaatlerini bizlere nasip eylesin…
“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (33-Ahzâb 23)







