• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Ulu çınarlar fırtınalı diyarlarda yetişirler

23 Temmuz 2025
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Ulu çınarlar fırtınalı diyarlarda yetişirler

MUSTAFA ÇELİK

“Fırtınalı diyarlarda yetişmek”; zorluklar, mücadeleler ve çalkantılı şartlar içinde büyümeyi, olgunlaşmayı gerçekleştirmektir. Bu, sıradan bir yaşamı değil; sıkıntıların, risklerin, fedakârlıkların olduğu bir yolu seçmek demektir. Peygamberin öğrettiği Kur’an ve Kur’an’ın uygulaması olan Sünnet, yani peygamberimizin hayatı, her devirde, her coğrafyada Rabbe hakkıyla teslim olmuş Rabbanîler yetiştirecektir. Yetişen bu Rabbanîler insanlara hak bilgiler öğretecekler, insanlara hak ile yön verecekler, gerekirse Allah yolunda mücadele edeceklerdir.

“Nice peygamberle birlikte birçok Rabbanîler (bilginler) savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve zorluk)tan dolayı ne gevşeklik gösterdiler ne de boyun eğdiler. Allah sabır gösterenleri sever.” (Âli İmran Sûresi/ 146)

Her insan, yaşam yolculuğunda bir yere ait olmayı, kök salmayı ve anlamlı bir iz bırakmayı ister. Fakat bazıları için bu yolculuk, diğerlerinden çok daha çetindir. Onlar, fırtınalı diyarlarda büyür. Her adımı rüzgâr, her nefesi mücadele kokar. Sıradan hayatların konforlu sokaklarından değil, dikenli yollardan geçerler.

Fırtınalı bir coğrafyada yetişmek, sadece dışsal zorluklarla değil; içsel bir savaşla da yüzleşmektir. İnsanın kendini aşması, sınırlarını tanıması ve gerekirse o sınırları zorlaması gerekir. Bu, yüreği olanların işidir. Çünkü o yolda yürümek bedel ister. Kaybedilen uykular, vazgeçilen rahatlıklar, çoğu zaman anlaşılamamak... Her biri ödenen bir bedeldir.

Ama bazı insanlar vardır ki, bu yolu isteyerek seçerler. Çünkü bir davaları vardır. Adalet, hakikat, özgürlük ya da insanlık adına bir sözleri vardır bu dünyaya. Onlar, hayatlarını anlamlı kılmak için fırtınaya yürürler. Ve ne zaman düşseler, yeniden ayağa kalkmayı bilirler.

İşte bu yüzden denir ki: Fırtınalı diyarlarda yetişmek, bedel ödemeye katlanmaktır. Bu dava adamlarının işidir. Herkesin taşıyamayacağı bir yükü omuzlamak, herkesin yürüyemeyeceği bir yolda yürümektir bu. Ve sonunda, dünya değişmese bile insan değişir. Daha güçlü, daha inançlı ve daha insan kalmayı başararak...

Hayatın en keskin öğretmeni, zaman değil; zorluktur.

Rüzgârın önünde eğilmeyen, fırtınanın ortasında kök salan çınarlar gibi insanlar da ancak çetin yollarla büyürler. Güneşin her daim parladığı yerde gölgeye kim ihtiyaç duyar ki? Asıl karakter, gökyüzü karardığında, sığınacak yer olmadığında kendini gösterir.

Ulu çınar olmak, sadece ayakta kalmak değildir. Diğerlerine de gölgelik olmak, rüzgârı kesmek, toprağı tutmaktır. Ama bu, bir anda olmaz. Her yara bir halka bırakır gövdesinde, her düşüş bir güç katar köklerine. Zorluklar, önce seni sınar, sonra seninle bütünleşir.

Kimi insanlar düz yollarda yürümeyi arzular; oysa asıl değer, yokuşu tırmananın ardında gizlidir. Çünkü hayat, fırtınadan kaçanları değil, onunla yürümeyi öğrenenleri büyütür. Onlar ki, gözyaşını toprağa akıtır; gün gelir, o toprakta umut yeşerir.

Ve bir gün herkes gölgesine sığındığında, kimse bilmez o ulu çınarın ne fırtınalardan geçtiğini.

Yokuşları aşmanın bedeline katlanmayan düz ova yürüme hakkına kavuşamazlar. Hayat, bazen önümüze dimdik bir yokuş çıkarır. Nefesimizi keser, dizlerimizi titretir, kimi zaman geri dönmeyi bile düşündürür. Ama işte tam da o noktada, karakterimizi belirleyen bir karar veririz: Devam mı, vazgeçmek mi?

Yokuşlar, sadece fiziksel değil, zihinsel sınavlardır. Bir sınav kazanmak, bir işi sürdürmek, bir ilişkiyi ayakta tutmak... Bunların her biri yokuş gibidir; terletir, sabır ister, azimle tırmanmayı gerektirir. Ama herkes bilir ki o yokuş aşılmadan, ardındaki düz ovaya ulaşılamaz.

Düz ova, emekle gelen huzurun adıdır. Rahat nefes almanın, başını yastığa huzurla koymanın, “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmenin ödülüdür. Fakat bu ödül, sadece bedelini ödeyenlere verilir. Kimseye durduğu yerden, çaba göstermeden ova sunulmaz.

Zaman zaman şikâyet ettiğimiz zorluklar, aslında içimizdeki gücü ortaya çıkaran aynalardır. Yokuşlar bizi biz yapan, yontan, şekillendiren yollar... Ve biz, ancak o yolları yürüyerek büyürüz.

Milletlerin mayasını yoğuran, yönünü tayin eden ilim ve fikir insanlarıdır. Bizim âlimlerimiz, mütefekkirlerimiz ve dava adamlarımız kolay şartlarda değil, fırtınalı zamanların, çetin imtihanların içinden geçerek yetişmiştir. Eğer bu değerlerin kıymetini bilmezsek; sadece onları değil, aslında kendi kimliğimizi ve geleceğimizi de yitiririz. 

Tarihin en zorlu dönemlerinde, karanlık göklerin altında, sarsılan toprağın ortasında boy veren çınarlarımız oldu bizim. Âlimlerimiz, mütefekkirlerimiz, dava adamlarımız… Onlar, kolay zamanların değil, fırtınalı çağların mahsulüdür. Susmanın acıya dönüştüğü, konuşmanın bedel olduğu devirlerde; susmadılar, sarsılmadılar, eğilmediler.

Her biri bir meşale oldu; karanlıkları yaktılar. Cehalete, zulme, teslimiyete karşı ilimle, fikirle, imanla direndiler. Çünkü onlar sadece kendilerini değil, bir nesli, bir ümmeti, bir milleti taşımakla yükümlü olduklarının farkındaydılar.

Ama biz… Biz ne kadar farkındayız bu kıymetin?  Fırtınalarda büyüyen çınarları unutursak, ilk rüzgârda savruluruz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mısır ve Gazze

Gazze halkı, fırtınalı rüzgarlar ile imtihan oluyor. Bir insanlık dramı yaşadıkları, halbuki Gazze halkı oldukça eğitimli ve medeni bir toplum olarak İslam coğrafyası ve dünya için örnek bir toplum özelliği taşıyordu. İsrail ve savaş koşulları Gazze toplumunu rüzgarda savurdu ve şimdi savaş şartları ile birlikte " kıtlık " yaşıyorlar. İsrail insani yardımlara da izin vermiyor. Dünya 'medeni' Gazze toplumuna sadece seyirci kalıyor. Durum şöyle ki savaş koşullarının getirdiği "kıtlık" medeni Gazze haklı için bir imtihan ve dünya toplumu için de bir ibret vesikası niteliğindedir. Malûm iklim koşulları ve tabiat şartları değişmektedir. Allah'ın bir imtihanı bu sene ülkemiz de meyve çiçekleri bahar da dalında don etkisine maruz kaldı. Meyve almaya toplumun alım gücü düştü ve meyve de pazar tezgahında yok denilebilecek düzeyde.. Bu ve benzeri misallere dair meyve kıtlığı var denilebilir. Dünya büyük bir kıtlık imtihanına da tabi olabilir. Hz. Yusuf kıssası temsil de.. Konu şu ki medeni toplum Gazze de ki "kıtlık dramı" fotoğrafları malum, Gazze de bu kıtlık belki, dünya da ki reel de medenî toplum için "kıtlık dramı" bir fragmanı olmasın!... Gazze ki fırtına rüzgarları ibret almasını bilene!..

Nedim

Yazı gerçekten güzel Fakat yazarın dedikleri olabilmesi için en azından Osmanlı sonrası İslam dünyasında olan biten gibi olmamalıdır.Cunku İslam dünyası adına çok başarısız emperyalist kâfirler için de çok başarılı bir toplum ve devlet yapılanması oluştu.İslam dünyası İslam iddiası taşıyan herkes şuan ki emperyalist lerin iktidarına sanki su taşıdı.Ve bunu yaparken de tam da yazarın yazdığı gibi Kur'an sünnet hatta ehlisunne söylemi ile yaptı.Kuranda sünnette ve ehlisunne itikadında icmainda sorun olmadığına göre bu kaynaklardan beslenenler in ortaya koyduğu İslam dışılığın ve emperyalistlerin lehine olan bu durumun bir sebebi olmalıdır.Kurana sünnete ve ehlisunne ye SAHABENİN dört mezhep imamları nin yaklaştığı gibi anladığı ve inandığı gibi olmadığı ortaya çıkıyor.Kaynaklar ve İslam iddiası taşıyanların arasında bir kaçak var.ŞEYTAN VE ADAMLARI sanki araya girmiş Allahla aldatmış ve hakka değil batıla hizmet etmiş bu insanların Kur'an sünnet ehlisunne söylemleri anlamaları..Zaten Resulullah sav bu konuda bir hadisi şerifi var.Yere dümdüz bir çizgi çizip o çizginin etrafına da kısa kısa çizgiler daha çizip o ilk çizdiği yolun hak yol diğer çizgilerin batıl yollar olduğunu ve her yolun başında bir şeytanın bu batıl yola çağırdığı anlatmıştır.Osmanli sonrası İslam dünyası ile öncesi kıyaslandığında öncesinde Kur'an sünnet merkezli bir toplum ve devlet yapısı olduğu ve yasama ve yargı gücü nün Allah cc elinde ukdesinde hakimiyetinde olduğu görülürken Osmanlı sonrası İslam dünyasında tam tersi olarak emperyalist güçlerin sistemleri ile yasama ve yargı kişilere diktatörlere işbirlikçilere verildiği ve toplumların ve devletlerin Allah'a kul köle İbadet etmeyip efendileri olan emperyalist lere kul köle yapıldığı görülür.Osmanli sonrası günümüzde petrol zenginliği olsun Dünya'nın en büyük ordularına silahlarına sahip olunsun hatta Pakistan da olduğu gibi nükleer güç sahibi de olunsa Filistin Gazze meselesi gibi diğer konulara göre küçücük bir sorunu halledemiyor.Onca para onca asker silah ve nükleer silahla mudahele edip Gazze deki mazlum halklar kurtarilamiyor.Ne yani bu Gazze'de herşey yok olduktan sonra mı mudahele edilecek.Esasen şuan Gazze nin başına şimdi seyirci olmaktan öte elinden birşey gelmeyenler in başına aynısı geldiğinde diğerleri de aynı çaresizliği gösterecekler.Osmanli sonrası peygamber sav in verdiği ruh öğrettiği akide olmadığından ve yasama ve yargı gücü kişilerde kurumlarda olduğundan İslam öncesi CAHİLİYYE ye dönülmüş.Yeniden La ilahe illallah ve şehadeti Sahabelerin anladığı yaşadığı inandığı şekilde hatta müslüman olan Türklerin ileikelimetullah davası ile putları devirdiği şekle bürünmek mümkün olmasa sahabeleri de turkleri de harekete geçiren Kur'an sünnet kıyamete kadar korunur muydu.Bunda hikmet yok mu.nedersiniz Sahabe gibi o müslüman turkler gibi olmaya CENNETE giden yolda olmaya...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23