• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Sonuç mu, süreç mi?

30 Temmuz 2025
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Sonuç mu, süreç mi?

MUSTAFA ÇELİK

İnsanlar genellikle başarıya ulaşıp ulaşmadığına bakar, ne kadar emek verdiğini, nasıl zorluklar aştığını değil. Bu yüzden bazı durumlarda sadece sonucu göstermek, çabanın kendisinden daha çok değer görebilir. Ancak bu yaklaşım eleştirilebilir de; çünkü sadece sonuca odaklanmak, etik olmayan yollarla elde edilen başarıları da meşru gösterebilir

 “Kimse senin gemiyi nasıl karşıya geçirdiğinle ilgilenmez, karşıya geçip geçirmediğinle ilgilenir.” Bu söz, modern toplumların başarıya olan bakışını oldukça çarpıcı bir şekilde özetler. Giderek hızlanan dünyada, insanlar artık sadece sonuçlara odaklanıyor; ne kadar emek verildiği, hangi yöntemlerle sonuca ulaşıldığı çoğu zaman göz ardı ediliyor. Bu yaklaşım, başarıyı yalnızca ulaşılan hedef üzerinden değerlendiren dar bir perspektifin ürünüdür. Sadece sonuca odaklanmak, kimi zaman etik dışı yolları bile meşrulaştırabilir. Amaç her şeyi haklı çıkarır anlayışı, toplumsal değerleri ve güven duygusunu zedeleyebilir. Oysa hayat, yalnızca sonuçlardan ibaret değildir. Hedefe giden yol; mücadele, kararlılık, azim, sabır ve bazen de vazgeçmeyi bilmeyi içerir. Bir dağa tırmanan dağcının zirveye ulaşıp ulaşmaması elbette önemlidir, fakat asıl anlamlı olan, o tırmanış sırasında yaşadığı deneyimler, öğrendiği dersler ve karşılaştığı zorluklarla nasıl başa çıktığıdır. Bu süreç, bireyin karakterini oluşturur ve onu olgunlaştırır. Dolayısıyla toplum, yalnızca sonuca değil, sürece de değer vermeyi öğrenmelidir. Çünkü sağlam bir gelecek, yalnızca başarılarla değil, o başarıların ardındaki değerlerle inşa edilir.

Yalnızca sonuca odaklanan bir bakış açısı, beraberinde birçok sorunu da getirir. İnsanlar, başarıya ulaşmak için kısa yollar aramaya başlar, etik dışı yöntemleri meşru görür hale gelir. Bir öğrenci sınavdan yüksek not almak için kopya çekerse, kağıt üzerindeki başarı, gerçekte bir boşluktur. Çünkü bu başarıda bilgi yoktur, çaba yoktur, hak edilmişlik yoktur. Oysa asıl değerli olan, sabahlara kadar çalışarak, zorlukların üstesinden gelerek, bilgiyi içselleştirerek kazanılan başarıdır. İşte o zaman, yalnızca bir hedefe ulaşmakla kalınmaz, aynı zamanda kişisel bir dönüşüm de yaşanır.

Bu durum sadece bireysel yaşamla sınırlı değildir. Kurumlar, devletler ve toplumlar da benzer bir anlayışa sahiptir. Bir liderin sadece seçim kazanması, bir şirketin sadece kâr etmesi ya da bir ülkenin sadece ekonomik büyüme göstermesi yeterli değildir. Bu sonuçlara nasıl ulaşıldığı da en az sonuç kadar önemlidir. Adil bir yönetimle mi kazanıldı seçim, doğaya zarar vermeden mi elde edildi kar, büyüme sırasında toplumun refahı gözetildi mi? İşte bu sorular süreci değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koyar.

Öyleyse sormak gerekir: Başarıya giden yolda hangi değerlerden vazgeçmeye razıyız? Karşıya bir gemiyi geçirmek için her yolu mübah saymalı mıyız? Cevap, vicdanla verildiğinde şudur: Hayır. Çünkü sürecin değersiz olduğu bir yerde, sonuçlar da bir süre sonra anlamını yitirir.

Sonuç odaklı yaşamak, kısa vadede başarı getirebilir; fakat uzun vadede bireyleri duygusal olarak yıpratır, toplumu ise ahlaki bir boşluğa sürükler. Oysa süreç odaklı olmak, belki daha uzun bir yolculuktur ama daha sağlam, daha sürdürülebilir ve daha insani bir başarıyı beraberinde getirir.

Unutulmamalıdır ki, gerçek başarı sadece karşıya geçmek değil, o geçişi nasıl gerçekleştirdiğimizdir. Bizi biz yapan, sadece vardığımız yer değil, oraya yürürken attığımız her adımdır. Adımlarımızın meşru olması, adımızın meşhur olmasından daha önemlidir. Yani attığımız adımların (yani yaptığımız işlerin, kararlarımızın, hareketlerimizin) doğru, ahlaki ve meşru olması; insanların bizi tanıması, adımızın duyulması veya şöhret kazanmamızdan daha değerlidir. . Rasûlüllah (sav) bizleri uyarıyor:

“Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa; nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez.” (Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, 17)

Günümüz dünyasında adını duyurmak, dikkat çekmek ve tanınmak neredeyse bir başarı ölçütü haline geldi. Sosyal medya hesaplarında artan takipçi sayıları, gündem olan içerikler, popülerlik yarışları… Herkes görünür olmak istiyor. Ancak şu soruyu sormak gerek: Attığımız adımlar meşru mu? Yoksa sadece alkışlanmak uğruna değerlerimizden mi ödün veriyoruz?

Meşhur olmak, zamanın ruhuna uygun bir hızda elde edilebilir. Doğru yerde, doğru zamanda birkaç dikkat çekici adım atmak yeterlidir. Ama meşru olmak; dürüstlük ister, sabır ister, vicdanla yüzleşmek ister. Çünkü meşruluk, dış dünyaya değil, insanın kendi iç dünyasına verdiği bir hesaplaşmadır.

Adımızın bilinmesi güzel olabilir, ama ya o adın altı boşsa? Ya ardında kirli hesaplar, yanlış işler, incitilen insanlar varsa? O zaman şöhret, bir tür kandırmacaya dönüşür. Oysa meşru adımlar; sessizce atılsa bile, zamanla saygı inşa eder. Alkış değil, itibar kazandırır. Geçici değil, kalıcı izler bırakır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hacer Açıkgöz

Başarı yolunda dikkat edilmesi gereken usulü bize hatırlatan çok faydalı bir yazı olmuş. Zevkle okudum ve çok istifade ettim. Allah razı olsun, böyle yazıların devamını bekleriz. Selam ve dua ile..

Tarih Doktoru Uğur

Mustafa hocam, itibar da boştur. Önemli olan Allah'ın rızasıdır. Zaten o zaman onun meleklerinin yanında itibarlı oluruz. Ama Allah dilerse bolluğu ve merhametinden olarak dünya (yakın önemsiz) hayatta da itibarımızı arttırır.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23