• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Kendinden özür dilemek yetmez (1)

06 Ağustos 2025
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Kendinden özür dilemek yetmez (1)

MUSTAFA ÇELİK

Bazı insanlar vardır; dillerinden düşürmedikleri bir cümleyle yaşarlar: “Ben kendimden özür diledim.” Kulağa olgun, içsel bir yüzleşme gibi gelir. Ama çoğu zaman bu söz, bir zırh gibi kullanılır: Geçmişteki hataların, kırılmış kalplerin, görmezden gelinen sorumlulukların üzerine örtülmüş ince bir perde.

İçsel Barış mı, Dışsal Hesaplaşma mı?

Kendinden özür dilemek, evet, tekâmül yolunda atılmış bir adımdır. Ama eksiktir. Çünkü hata, sadece kendine karşı işlenmez. Hataların çoğu, başkalarının hayatlarına dokunur; bir sözle, bir susuşla, bir terk edişle. Ve orada, o dokunduğun yüreklerde bir iz kalır. İçinden ne kadar “pişmanım” desen de, dışarıya dönüp “affedersin” demedikçe eksik kalır o yüzleşme. Tevazu yüzleşmenin zeminidir. Bu zeminde bulunmayanler, hep kendilerini pir-ü pak zannederek temize çıkarmaya çalışırlar.

Alçakgönüllü olmak ile alçak olmak arasında çok fark vardır. Nedamette, tevbede vasati olmamız lazım. Tevbelerimiz, istiğfarlarımız içsel barışın çağrılarıdır. İçsel barış, kendi vicdanıyla uzlaşmaktır. Ama gerçek barış, kırdığın insanlarla, hatanı kabul ederek yeniden bağ kurmaktır. Aksi halde, içsel özür yalnızca kendi kendine bir teselli olur, gerçek bir temizlik sağlamaz.

Tevazuunun en zoru, başkasından özür dilemektir. Hatada ısrar etmeyip itirafta bulunmak bir erdemdir. Tevazu; içe dönmek değil sadece, dışa yönelmeyi de bilmektir. Egoyu kırmak, gururu yutmak, hatanı kabul edip başkasının gözüne bakarak özür dilemektir. En zoru da budur. Çünkü başkasından özür dilemek, seni yargılayacak bir başka vicdanın önüne çıkmayı göze almaktır. Bu da olgunluğun, gerçek tevazunun sınavıdır.

İnsan, yaratılışı gereği hata yapmaya meyillidir. Ancak insanı yücelten şey, hatasız olmak değil, hatasını fark edip ondan dönme erdemini gösterebilmesidir. Bu erdemin adı, özür dilemektir. Özür dilemek, yalnızca bir pişmanlık ifadesi değil, aynı zamanda tevazunun, olgunluğun ve dinî bir sorumluluğun göstergesidir.

İslam dini, kulun hem Rabbine hem de insanlara karşı olan hatalarında samimi bir şekilde özür dilemesini teşvik eder. Kur›an-ı Kerim›de Allah Teâlâ, “Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur” buyurarak (Nisâ Sûresi/ 110), affın kapısını pişmanlıkla çalanlara açık olduğunu bildirir. Bu ayet, sadece Allah’a yönelen tövbeyi değil, insanlara yapılan yanlışların da telafisini kapsar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Hepiniz hata edersiniz. Hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir” buyurarak (Sünen-i  İbn Mâce, Zühd, 30.), özür dilemenin bir zayıflık değil, bilakis bir kulluk bilinci olduğunu ifade etmiştir. Çünkü özür dilemek, kişinin nefsine karşı verdiği bir savaştır. Kibir, insanı hatasını örtmeye iterken; iman, hatayı kabul edip düzeltmeyi emreder.

Özür dilemek, toplumsal barışın da anahtarıdır. Kinle yürüyen yollar, bir özürle çiçeklenebilir. Kırgınlıklar, bir “Affet beni” cümlesiyle son bulabilir. İslam, sadece birey ile Allah arasında değil, insanlar arasında da arınmayı ve bağışlamayı ister. Bu yüzden Hz. Peygamber, helalleşmeden ahirete göçmeyi büyük bir vebal olarak görmüştür.

Özür dilemek; güçsüzlük değil, tam tersine, güçlü olmanın işaretidir. Gururu bir kenara bırakmak, kırılmışlığı tamir etmek için en büyük cesarettir. Ve ne yazık ki, bunu başaranlar azdır.

Özür ve affetme; iki yönlü bir yolculuktur. Bir kişi kendinden özür dilediğini söylediğinde, aslında ikinci bir adım da beklenir: affetme. Affetmek, hem kendine hem başkasına sunulan bir armağandır. Ancak affetmeden sadece özür dilemek, yaraların kapanmasını sağlamaz.

Affetmek kolay değildir. İnsan, incinmişliğin derinliğini, ihanete uğramışlığın acısını hisseder. Ama affetmek, o acıyla yaşamaktan kurtulmanın yoludur. Ve bu yolculukta, özür dilemek ve affetmek birbirini tamamlar.

Eve, bazen insanlar, kendilerinden özür dilemekle sorumluluklarını üzerlerinden atmaya çalışır. Bu, bir tür sığınak haline gelir. Sanki “Ben kendimden özür diledim, gerisi önemli değil” demekle, başkalarının duygularını ya da haklarını hiçe sayabilirler. Oysa gerçek olgunluk, kendinle barışmanın yanı sıra, karşı tarafın duygularını da önemsemektir. Bir ilişkinin, bir dostluğun ya da toplumsal bağların sağlamlığı, karşılıklı saygı ve sorumluluk bilinci üzerine kurulur. Tek taraflı pişmanlık ya da özür, bu bağı onaramaz.

Kendinden özür dilemek önemli bir adımdır; içsel sorgulamanın, vicdan azabının işaretidir. Ancak insan, yaşamı boyunca yaptığı hataların sorumluluğunu gerçek anlamda taşıyabilmek için, başkasından özür dilemeyi, hatalarını açıkça kabul etmeyi öğrenmelidir. Tevazu, sadece kendine dönmek değil, aynı zamanda kırdığın kişilere dönüp “üzgünüm” diyebilmektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Meral Üşengen

Medeniliğe dair güzel bir makale olmuş..Medeniyet derslerimizde bu yazıyı okuyacağız. Kendim çok istifade ettim, inşaAllah faydalı olacaktır Böyle yazıların devamını bekliyoruz.. Allah cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23