• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Kâfirin ürettiği malı değil, kâfirin kendisini boykot etmeliyiz

14 Mayıs 2025
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Kâfirin ürettiği malı değil, kâfirin kendisini boykot etmeliyiz

MUSTAFA ÇELİK

Küfrü ve kâfiri boykot etmek, imandandır. İman; yön göstergesi ve kimlik bilgisidir. Müslüman, hangi makamda ve mevkide bulunursa bulsun, imanı kadardır. Eman ve emniyete eren mü’min, imanına küfrü bulaştırmayan Müslümandır. Rabbimiz buyuruyor:

İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am Sûresi/ 82)

İman edenler ve imanlarına şirk, baskı, zulüm, işkence, haksızlık, isyan ve inkâr bulaştırmayanlar, bunlara âlet olmayanlar, güven ve güvenlik içindedirler. Doğru, hak yolda, İslâm›da sebat edenlerdir. Allahû Teâla buyuruyor: 

“Sen milletlerine/dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara Sûresi/ 120)

Tarihin her devrinde, her çağında hakikat aynıdır: Bir Yahudi de, bir Hristiyan da, hakiki bir Müslümandan asla razı olmaz. Onu dost bellemez, dost görmez ve razı da olmayacaktır. Ancak ne zaman ki bir Müslüman, tevhidi elinden bırakır; Kur’an’ı, imanı, İslam’ı, Allah’ı, Rasûl’ü ve kendi kitabını terk eder de Yahudi ve Hristiyan inancına yönelir, onların hayat tarzına, inanç sistemine, düşünce yapısına teslim olursa, işte ancak o zaman ondan memnun olurlar. Razı oldukları, İslam’a sırt çeviren o şahıstır. Bunun dışındaki bir razılık, tarihin hiçbir safhasında, hiçbir toplumda vaki olmamıştır. Zira tüm büyük çatışmaların, büyük savaşların, dostlukların ve düşmanlıkların kökünde din vardır, inanç vardır. 

Tarihin başından bugüne kadar yaşanan mücadelelerin derinliklerine inildiğinde görülecektir ki; kavganın aslı itikattır. Aynı inancı taşıyanlar, birbirine gönülden bağlanır, fedakârlık eder, yoldaş olurlar. Ancak farklı inançlara sahip olanlar, daima birbirine mesafeli, çoğu zaman da düşmanca davranırlar. Eğer bugün, farklı din ve inanç sahipleri arasında sıcak bir ilişki gözlemleniyorsa bilinmelidir ki; bu ya birinin diğerine boyun eğmesindendir ya da bir tarafın kendi inancını karşı tarafın değerleriyle uzlaştırmaya çalışmasındandır. Kimi zaman da kişi, ismen Müslüman olsa da, zihnen ve ruhen karşı tarafın hayat anlayışını kabullenmiş, onun çizdiği rotaya yönelmiş demektir. Aksi hâlde, inançlar bu kadar derin ve keskinken, bu tarz bir yakınlık mümkün değildir. Zira bütün kavgaların temelinde inanç vardır. Bugün de dünya üzerinde süren savaşların ardında aynı gerçek yatmaktadır. Ne var ki, bazı Müslümanlar kendi dinlerini yeterince tanımadıklarından, inançlarına sahip çıkmadıklarından dolayı bu savaşların adını doğru koymaktan aciz kalmaktadırlar. Israrla, bu mücadelelerin dinle ilgisi olmadığını savunurlar. Çünkü hem İslam’ın uyanışından korkarlar, hem de kendilerinin savunacak bir inancı yoktur. Oysa düşmanlarımız, kendi hedeflerini açıkça ilan etmektedirler: İsmailoğullarını yeryüzünden silene dek savaşımız sürecek” demektedirler. Fakat bizimkiler hâlâ farklı türlü anlamlandırmaya çalışmaktadırlar bu durumu. Rabbimizin apaçık hükmüdür:

“Yahudiler de, Hristiyanlar da senden asla razı olmayacaklardır; ta ki sen onların milletine, yani dinlerine tabi olmadıkça.”

Milletine tabi olmak; onların yolunu, şeriatını, inançlarını benimsemektir. Bu itibarla Yahudilik ve Hristiyanlık, küfrün ortak çatısı altında birleşmiş tek bir millettir. İslam ise tevhidin milletidir. Müslüman, kendi dininden çıkıp onların milletine geçmedikçe,  onların rızasını ve dostluğunu beklemek beyhudedir. Bu hakikat, kelâm-ı kadim olan Kur’an ile sabittir.

Kur’ân’a rağmen küfrün kanunlarıyla idare olunuyorsanız, küfrün kanunlarını boykot etmiyorsanız, kâfirin malını boykot etseniz ne yazar… Müslümanlar, ehli zimmet (Müslümanların yönetimi altında yaşayan gayrimüslimler) ve diğer kâfirlerle, alışverişin amacı haram olmadığı sürece, ilişki kurmanın caiz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak bir Müslümanın, Müslümanlara karşı savaşanlara silah veya savaş araçları satması veya onların dinlerini desteklemelerine yardımcı olacak herhangi bir şey yapması dinen helal değildir. Şunu bilelim ki; Müslümanlara karşı savaşanlara silah satmanın haram olduğu hususunda icma hasıl olmuştur. (İmam-ı Nevevi, El-Mecmû’, 9/432) Şayet bugün Müslümanlar harbi hale gelmiş olan Amerika-İsrail’in mallarını boykot etmiyorlarsa, onlarla her türlü ticareti kesmiyorlarsa, küfrü ve küfür milletini temelinden boykot etmediklerindendir.

Hakikati karartan, hakikatin üstünü örten küfür kökten silinmedikçe, dünyada mümin huzur bulamayacaktır. Bunun için asıl hedefimiz, kanunlarıyla, kural ve kaideleriyle küfrün kendisi olmalıdır. Yahudi Kur’ân’daki Yahudi, lakin Müslüman Kur’ân’daki Müslüman değil. Kur’ân’ın hangi âyeti sana dedi ki Avrupa Birliği’ne girmek için git gâvurun önünde eğil?

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nahit sazoglu

Kâfirler istemesede Allah nurunu tamamliyacaktir inşallah ülkemizde ekonomik gelişmeler ancak demiryollarıyla olacaktır petrol şirketleri otomotiv şirketleri otobüs şirketleri lastik şirketleri cumhuriyet kurulduğundan bugüne kadar demiryollarini engellemişlerdir her ilimize hızli tren yapmaliyiz raylı sistemler geliştirmeliyiz yük ve yolcu taşımacılığında acilen demiryollarına geçmeliyiz demiryolları toptan tüfekten daha mühim bir emniyet silahıdır tulomsas tudemsas TÜVASAŞ demiryolu şirketlerini çok uluslu şirket yapmaliyiz

Âdil şahid

Vardır bunda da bir hikmet, belki de İslamiyet, ab de yayılacaktır bu vesileyle. Selamlar
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23