• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Birilerini kazanmak için kendinizi kaybetmeyin

29 Mart 2023
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

 

İnsanları kendimize değil, dinimize kazandıracağız. Dinimize kazandırdıklarımızla birlikte Allah’ın dinine Allah’ın diniyle mukayyed kalarak hizmet edeceğiz. Biz Cennet’te başlamış bir savaşın dünyadaki savaşçılarıyız. Cehennem ehli gibi yaşayamayız. Biz kazanılmış savaşların hainleri, kaybedilmiş savaşların da kahramanları olabileceğine inanan kimseleriz.

Hilafetin ilgasından bu yana yanlışlarla yaşamaya devam ediyoruz. Kendimizi, ailemizi cehennem ateşinden korumadan başkalarını cehennemden korumaya çalışıyoruz. Hatta başkalarının cennete girmeleri için cehenneme girmeye bile razı olanlarımız vardır. Bir yaşama biçimi olarak şöyle deniliyor: 

“Milletimizin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım...” Birileri bunu daha da ileri götürerek Hz. Ebu Bekir (ra)’ya izafe etmektedir. Nitekim Şemseddin Sivasi, “Cihar-ı Yar-ı Güzin” adlı eserinin 25’inci sahifesinde şöyle diyor: Hazreti Ebu Bekir Efendimiz (ra.) şöyle söylemiştir: “Ya Rabbi vücûdumu o kadar büyüt ki, cehennemi ben doldurayım. Oraya bir başkası girmesin.” Said Nursî (Rh.a.), bu sözü ehl-i imanla tahsis edilmiş olarak nakletmiştir; “Cehennemde vücudum öyle büyüsün ki, ehl-i imana yer kalmasın.” (Sözler, Sh: 706) Sahih herhangi bir kaynakta bulunmayan Hz. Ebu Bekir (ra)’in bu sözünü, “kâfirler de oradan çıksın, onların yerine ben ebedi cehennemde kalırım” şeklinde değil, “ehl-i iman yerine ben yanayım” şeklinde tevil edenler olmuştur. Ancak Allahû Teala birçok ayette cehennemi inkâr edenlerle dolduracağım demesine rağmen, Hz Ebu Bekir (ra) gibi cennetle müjdelenen bir şahsiyetin bir yandan Allah’ın kanunlarına muhalif olan ve aynı zamanda da tabi olduğu peygamberin rahmetinin önüne geçecek bir sözü söylediğine bir Müslümanın inanması mümkün değildir. Bu söz, Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e atılmış bir iftiradır. Zira, ilim ehli hiç kimse böyle bir sözü rivayet etmemiş, güvenilir kaynaklarda da böyle bir nakil yer almamıştır. Bu söz esasen, birçok yönden Kur’an’a ve Sünnete aykırıdır. Rabbimiz buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten/cehennemden koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim Sûresi/ 6)

Dikkat edilirse, Rabbimiz başkalarını cehennemden korumadan önce kendimizi cehennemden korumamızı bizden istemektedir. Hatta ailemizden önce de kendimizi korumakla mükellefiz. Zira kendi nefsini cehennemden korumayan bir kimse ne ailesini ve ne de başkalarını cehennemden koruyamaz. Memleketin selametini, başkalarının imanlarını kurtarmayı, cehennemlik işleri işlemeye gerekçe yapanlar, bu uğurda imanlarını dahi tehlikeye atanlar, başta kendi imanlarına sonra da memleketlerine ihanet edenlerdir. Dolayısıyla başkaları cehenneme girmesin diye cehennemde yanma temennisinde bulunmanın bu âyet-i celile ile bağdaşır bir yanı ve yönü yoktur. Memleketin selameti, başkasının imanını kurtarmak için çalışmak; dinsiz ve donsuzlarla beraber olmayı, cehennemde yanmayı, cehennemlik işleri yapmayı ve meşru saymayı asla ve kat’a gerektirmez. Cehennemlik fikirleri, cehennemlik işleri terk ederek cehennemden beri olmayı Allah’tan istemek, mü’minlerin asli vasıflarındandır.

“Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir! Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.” (Furkan Sûresi/ 6-66)

Cehennemlik fikirleri ve işleri terk etmek ve cehennem yolcularından ayrılmayı ahlâk haline getirmek, her işe iyi niyetle başlamak, nifak ve fitnelere karşı uyanık olmak, hayatın bütün kademe ve karelerinde bir tek Allah’ın diniyle mukayyed kalıp ve bunun için aklımızı kullanmak ve sadece Yüce Allah’ı zikredip O’nun rızasını esas almak, şeytana ve dostlarına karşı alacağımız tedbirlerin başında gelir.

İfrat ve tefritten beri olan Müslüman denge insanıdır; vasattır, vasatidir. Şunu bilelim ki; sürekli öğreten, öğrenmeyi; sürekli nasihat eden, dinlemeyi; sürekli emreden, emir almayı; sürekli varlıklı olan, yokluğu; sürekli sağlıklı olan, hastalığı; gençler, ihtiyarlığı, kendini müstağni gören de Rabbini unutabilir. Öğreten, ne kadar öğretse de öğrenmeyi; nasihatçi, ne kadar nasihat etse de nasihat dinlemeyi; amir, ne kadar emretse de emir almayı; varlıklı, ne kadar varlıklı olsa da yokluğu; sağlıklı, ne kadar sağlıklı olsa da hastalığı; genç, ihtiyarlığı, kul da Rabbini asla unutmamalıdır. İmanın miyarı hayatın yegâne ayarı olduğu sürece bu böyledir. Kendimizi unutmamakla mükellefiz. Rabbimiz uyarıyor: “Siz kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? Anlamıyor musunuz?” (Bakara Sûresi/ 44) Allah’ın âyetlerini hep başkasına okuyup kendilerini vareste görenler, Peygamberlere varis olamazlar. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Süleyman Sırrı Dinçer

Kaleminize sağlık Kardeşim.Hayırlı ramazanlar.

Ramiz ÇAKIR

Cümleten Kardeşlerime hayırlı Ramazanlar dilerim. Rabbim bizleri İslam Kardeşliğinde daim eyle.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23