--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Okul katliamları ve anomi

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
8

Okul katliamları ve anomi

MUSTAFA ARMAĞAN

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir gün arayla vuku bulan ve 10 kişinin ölümüne ilaveten onlarca yaralıyla sonuçlanan “school shooting” olaylarına tarihimizde ilk kez şahit olduk. Daha önce ABD, Avustralya ve Kanada gibi uzak memleketlerde duyardık tepeden tırnağa silahla mücehhez bir öğrenci veya emekli askerin okula girip veya sokağa çıkıp önüne geleni pompalı tüfekle avladığını. Ve hayret ederdik. Demek ki olabiliyormuş diyoruz şimdi.

Bu tarz okul saldırıları, öğretmene kızan velinin tabancasını beline koyup okulu basmasından mahiyet itibariyle tamamen farklıdır. Onlar anlık öfkeler üzerine kurulu basit saldırılardı. Burada karşımıza çıkan tablo ise mağdurların kişiliğiyle bir ilgisinin olmaması, tamamen saldırganın kafasındaki bir ispat (çoğunlukla erkekliğini ispatlama) davasını halletmeyle alakalı bulunması gibi komplike eylemler.


Geçenlerde Instagram’da bir Amerikalı öğretmenin videosunu dinledim ve gözlemlerimle karşılaştırdığımda konuşana hak verdim. 20 yıllık kadın öğretmen diyordu ki: 

“Ben ilk defa böyle bir nesille karşı karşıyayım. Yaramazlık da yapmıyorlar, yapsalar ona da razıyım. Öğrenciler sadece donuk bakışlarla dersi izliyor en ufak bir tepki vermeden. Akılları başka bir yerde. Cep telefonlarına yeniden kavuşabilmenin dakikalarını sayıyorlar adeta...”

İşin sanal boyutu bu. Bir de kültürel tarafı var meselenin.

Doğru, insanlık günümüzde böyle bir kitlesel uyuşturucu bağımlılığına sürüklenmekte. Her şeyin mümkün olduğu bir dünya bu. Değerler ise Nietzsche’nin uyardığı zamana oranla çok daha fazla ayaklar altında. Küresel bir cehalet yağmuru sağanak halinde üzerimizden geçiyor.


Bunlar doğru olmasına doğru ama bu yağmuru daha yoğun hissetmemize yol açan bir açmazımız da var: Kültürel şok.

Eğer kültürel şoku üç dört nesildir bu derece derinden hissedecek şekilde yaşamamış olsaydık ve önüne onu göğüsleyebilecek bir Çin seddi örebilseydik belki bugün daha hazırlıklı çıkabilirdik sahneye.


Bilelim ki biz bir “kültürel vatan” yitirdik son asırda dostlar.

Tarihimizi, edebiyatımızı, dilimizi, musikimizi yasaklar veya itibarsızlaştırmalar sebebiyle yitirdiğimiz gibi, var olan yerli/İslami düşünce ve tasavvufun imkânlarını, özgüvenimizi, millî şuuru, duamızı, velhasıl bizi biz yapan karakteri de kaybettik büyük ölçüde.


Velhasıl babamızı kaybettik. Birileri bize Batı’yı gerçek babamız zannettirdi. Üvey babanın tarihini, kültürünü, dilini okuyan nesillerden başka ne bekleyebilirdik ki?

İşte bu sahtelik ve muğlaklıklar ortak hafızamızda derin yaralar açtı. Redhouse’ın lügatinde 100 bine ulaşan kelime hazinemiz kırıla kırıla birkaç yüze indi. Örf ve âdetler bozuldu, büyüğe saygı kalmadı. Vaktiyle öğretmeninin önünde yere bakan öğrenciler şimdi onları pompalı tüfekle vurma yarışında.


Gelinen noktayı daha fazla tarife hacet yok. Zaten görmek için azıcık zahmet yeterli. Ancak unuttuğumuz acı bir gerçek var:

“Batılılaşma” diye önümüze konulan sahte reçete aslî kodlarımızı çözüp bıraktı ama yerine yenisini koymadı. Sonuç, Cemil Meriç’in uyardığı gibi “anomi” oldu, yani kendisini hiçbir kurala hiçbir değere hiçbir otoriteye bağlı hissetmeyen, “ölçüsüzlüğün hastalığına müptela”, amaçsız bir güruhun davranışları... (Bkz. “Anarşi değil anomi”, Mağaradakiler, Ötüken Neşriyat, İst., 1978, s. 309-335.) 


İşte tam da bu manzara, Durkheim’dan beri sosyolojinin “anomi” diye tarif ettiği halin en çıplak ve en acı görünümüdür. Normların eridiği, anlamın buharlaştığı, insanın hem kendine hem de dünyaya yabancılaştığı derin bir boşluk... Bu boşluktaki genç, ne yapacağını, nereye ait olduğunu, niçin yaşadığını bilemez hale gelir. Dışarıdan bakıldığında donuk bakışlar gibi görünen şey, aslında ağır bir manevi çöküntünün ve varoluşsal yalnızlığın ifadesidir.

Bu çöküntü sadece ferdî bir ruh hali de değildir. O, bir medeniyetin uzun zamandır yaşadığı derin yaraların, kültürel kopuşun ve nesiller boyu biriktirilen kimlik bunalımının bir tezahürüdür.  

Yorumlar

(8)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

AKİL AKALIN

27 Nisan 2026 02:41

Mustafa Armağan kardeşim; Dik duran tarihçilerimizdensiniz. Hizmet ve yazılarınız ve bilhassa şapka yüzünden idam edilenleri anlatan videonuz bir harikaydı, sizi gerçekleri haykıran bir tarihçi olarak tarih yadedecektir, İnşaallah.! Hizmetlerinizin Cenab-ı Hak tarafından heba olunmadığını umuyoruz, dualarımız sizinledir. Allah nice hizmetlere muvaffak eylesin.

Savaş

24 Nisan 2026 00:33

Hocam tespitleriniz çok doğru. Yalnız şunu söylemek istiyorum ben cahil bir vatandaş olarak bu olayların olacağını en az 15 yıl önceden öngörüyor isem yöneticilerimiz nasıl göremez. Bu genç nesilleri maalesef kaybettik artık önlenemez. Daha da çok olay olur

Ebubekir Sonumut

23 Nisan 2026 14:03

Aman Yarabbi!Muhteşem bir yazı okudum. Adeta hislerime tercüman olmuş. Ömrünüze bereket kıymetli hocam. Yazıyı okurken insanın içi sızlıyor. Çünkü anlatılan şey sadece birkaç trajik olay değil; çok daha derin, çok daha köklü bir kaybın yansıması.Biz sadece bazı değerleri değil, o değerleri anlamlı kılan ruhu kaybettik. Eskiden insanı ayakta tutan bir omurga vardı. Aile, inanç, gelenek, edep… Şimdi ise gençlerin gözlerinde gördüğümüz o donukluk, aslında neye tutunacaklarını bilememelerinden kaynaklanıyor. Hal böyle olunca da bu tür korkunç olayların filizlenmesi maalesef şaşırtıcı değil. Belki de en acı tarafı şu: Biz bu hale bir günde gelmedik ama hâlâ bununla yüzleşmekte gecikiyoruz.

İhtiyar Amca

23 Nisan 2026 13:02

Kültür emperyalizmine karşı, gençliğini koruma altına alamayan ülkelerin nesilleri mahvoluyor. Öz kültürüne uzak, yabancı hayranlığı hat safhaya ulaşmış bir gençlik meydana geliyor. Tabii ki bu noktaya gelmelerinin çeşitli sebepleri var; - Milli ve manevi değerlerden uzaklaşma. - Aile yapılarının zayıflaması. - Kontrolsüz internet kullanılması. - Hiç uygun olmayan TV proğram ve haberlerinin özendirmesi. - Başkalarının yaşantısına özenme, alış- veriş çılgınlığı...vb. Sonuçta Japonlar bu işi nasıl başarmışlarsa, diğer ülkelere örnek teşkil etmeli diye düşünüyorum.

Ali

23 Nisan 2026 08:09

4+4+4 sisteminden vazgeçilmeli meslek liselerine önem verilmeli. Gençler erken yaşta aile gecindirecek kadar maaş almalı. Çocuklara sosyal, kültürel, sportif, sanatsal faaliyetler yaptırılmalı ki internetten uzak olsunlar.

İzmirli Öğretmen

23 Nisan 2026 06:28

Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır sözü tahakkuk etti. İlkokul 4'e kadar Allah'ın ismi geçmiyor. İlkokul 4'te uyduruk bir din dersi. Ben sonuca şaşırmıyorum.

MUZAFFER...

23 Nisan 2026 05:45

ELİNE SAĞLIK HOCAM ALLAH C.C. RAZI OLSUN ÖMRÜNÜZ BEREKET NASİP EYLE İNŞALLAH AMİN ,BENİM TESBITLERIM , ŞIMARIKLIK ,TENBEL LİK ,ANNEM VE BABAM ARKADAŞ ORTAMINDAKİ KONUŞULDUĞU DİL İLE İLGİLİ DİR , KESİN KESİN DİNİ İSLAM YOKTUR ,VATAN SEVGİSİ YOKTUR ,KONUŞTUĞU YALAN YANLIŞ BİLGİLER DİR .......ACABAA ???? GENÇLER KİMİN YANINDA DURUYOR.............

Ferhat Çelik

23 Nisan 2026 04:10

Hocam, tespit ve teşhis doğru. Tedavi de ayan beyan ortada. Kur’an ve sünnetin ışığında kadim kültürümüze sarılmak. Hem fert hem de toplum felahı şeri ve örfi kültürümüze dömöeli.

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle