• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Mehmet Kaplan hoca yazısını nasıl sansürledi?

14 Mayıs 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Mehmet Kaplan hoca yazısını nasıl sansürledi?

MUSTAFA ARMAĞAN

İnsanoğlu değişken bir varlık. Hayaller ve gerçekler, umutlar ve kırıklıklar bir ömrün içerisine defalarca sığıp hatta taşabiliyor. 

Ben İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne 1981 Kasım’ında başladığımda daha önce kitaplarından tanıdığım hocalardan biri de Prof. Dr. Mehmet Kaplan idi. Bundan 40 yıl önce kaybettiğimiz Kaplan hoca üç sömestr derslerimize girdi. Hatta emekliye ayrıldığında sınıfımızda yaptığı veda konuşmasını unutmam mümkün değil. Çok duygusal ve samimi bir konuşma idi, ağlamaklı bir tonda yapılmıştı. Yazık ki kayda alınmadı.

Kaplan hocayı üniversiteye girmeden önce Cumhuriyet Devri Türk Şiiri adlı kitabıyla tanımıştım. Sezai Karakoç’un bir şiirini tahlil etmiş olması o devir için bir cesaret işiydi. Sonra akademik mahiyette başka kitapları çıktı. Nesillerin Ruhu ve Büyük Türkiye Rüyası ise denemelerini ihtiva ediyordu.

Daha önce onun 1952 tarihli “Atatürkçülük bir ideoloji olabilir mi?” başlıklı radikal bir yazısından bahsetmiştim bu köşede. Bu yazıdaki öteki Mehmet Kaplan’ı ne öğrencilik yıllarımda tanıdım, ne de sonra. Ancak son on yılda metinlerine yeniden yönelince hocayı adeta bir madenci gibi yeniden keşfettim.


Kadir Mısıroğlu 2 Ocak 1976 tarihli Sebil dergisinde kendisinin Komünizme Karşı Milli Mücadele dergisinin 1951 yılında çıkan 25. sayısındaki bir yazısından iktibaslarda bulunuyor ve TRT’deki bir programda söylediklerine mukabil “acaba Mehmet Kaplan bu satırlara bugün de imza koyar mı?” diye soruyordu haklı olarak.


Tabii merak duygum bu yazıyı okuyunca kışkırtılmış oldu ve “Milliyetçilik ve din” başlıklı o yazıyı Nesillerin Ruhu adlı kitabında buldum. Lakin okuyunca Sebil’deki iktibaslarda geçen cümlelerin o yazıda yer almadığını hayretle müşahede ettim. Sebil’deki yazı mı hatalıydı yoksa hoca kitabına alırken metinde değişiklik mi yapmıştı? Bunu çözmenin en sağlam yolu dergiyi bulup oradan kontrol etmekti. 

Dergideki halini bulup okuyunca hem Sebil’de iktibas edilen cümleleri, hem de daha fazlasını buldum. Meğer hocam 1951’de kaleme aldığı o radikal ve sert yazıyı 16 yıl sonra kitabına alırken epeyce yumuşatmış ve bazı yerleri de çıkarmış. Bu da 27 Mayıs darbesinin akademiye de darbe indirdiğini ve 1950 yılından sonra çözülmüş bulunan dilleri susturduğunu, yazarların önceden yazdıklarını sansürlemek zorunda bıraktığını gösterdi bana. Buna otosansür diyoruz.

Aşağıya Nesillerin Ruhu adlı kitabına alırken çıkardığı veya değiştirdiği o sert cümlelerin 1951 Aralık’ındaki asıl hallerini alıyorum. Elinde kitap bulunanlar bunları bir kenara kaydetsin ve yazıyı bunlarla birlikte tekrar okusun.


Cümleler şöyle:


“Yalnız Cumhuriyet devrinin sözde milliyetçileri dini ihmal etmişler, hattâ ona cephe almışlardır.”

“Nitekim 25 yıldan beri Türkiye’de dine karşı indirilen kuvvetli darbeler yüzünden Türkiye’de dinin ihmal edilişi millette ruhi ve içtimaî bir buhran yaratmaktan başka bir işe yaramamıştır.”

“25 yıldan beri müthiş bir propaganda ile gençliğe aşılanmak istenen Atatürk tarihî bir şahsiyettir. Türkiye’nin muayyen bir devrinde muayyen bir tarihî rol oynadı. Fakat ondan önce de Türk milleti vardı, ondan sonra da yaşıyor ve yaşayacak. Onu Türk milletinin bütün tarihini temsil eden bir sembol olarak almak imkânsızdır. Türk tarihini Atatürk’ten sonra başlamış göstermek bir dalâlettir.”

“Daha şimdiden Atatürk’ün en kuvvetli cephesini teşkil eden kayıtsız otorite fikrinden ve insana tapmak fikrinden uzaklaşmış bulunuyoruz. Bugün bizim idealimizden biri hürriyettir. Atatürk ile bu ideali uzlaştırmak imkânsızdır. Zaten insanlığı harekete getiren idealler, şahıslarla değil, fikirlerle ifade olunur.”

Bu parçaların çıkarıldığı yetmezmiş gibi yazıda geçen son 25 yıla yönelik eleştiriler de Nesillerin Ruhu’nda “Cumhuriyet devrinde pek iyi anlaşılmayan laisizm” yahut “Yanlış anlaşılan laisizm” şeklinde yumuşatılmış, tabii bu arada bazı cümleler de redakte edilirken bozulmuş, hatta anlamları zedelenmiştir. 


Şimdi hocamın 1960 öncesi denemelerini daha dikkatle okumaya başladım. Gördüğüm kadarıyla Mehmet Kaplan hoca bir trajedi kahramanı. Yakın tarihe ve Osmanlı’dan kopuş tavrına eleştirel bakmış ama bunun bedelini 27 Mayıs’ta köşeye sıkıştırılarak ödemişti. Bunun üzerine eleştirilerinin üzerini büyük ölçüde örtmüş ve hakikati ketmetmiştir. 


Hakikati susturmanın bedeli yalanlarla evcilik oynamaktır ki üniversite camiasının neredeyse tamamı bu oyunu oynamaktadır.

Yine de Mehmet Kaplan’lara ihtiyacımız var ama akademisyen Mehmet Kaplan’lara değil, fikir adamı Mehmet Kaplan’lara. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mehmet Kaplan’lara ihtiyacımız var ama akademisyen Mehmet Kaplan’lara değil, fikir adamı Mehmet Kaplan’lara.

“Yanlış anlaşılan laisizm” İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde hoca olan mehmet kaplan Nesillerin Ruhu adlı eseri önemli
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23