CHP kapatılmaya doğru tıpış tıpış..
CHP kapatılmaya doğru tıpış tıpış..
ALİ KARAHASANOĞLU
Partilerin kapatılmasına karşıyım..
Ama suçların odağı haline gelmiş bir parti kapatılma aşamasına gelmişse.. Bunu da kimse, keyfi bir kapatma gibi gösteremez..
Misal vereyim.
Kimsenin özgürlüğünün kısıtlanmasını istemem.
Ama suç işleyen bir kişi olursa, örneğin adam öldürülmesi halinde, birisine tecavüz edilmesi halinde, hırsızlık yapıldığında, faile hapis cezası verilirse, onun da özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı çıkmaya kalkışamam..
Partilerin de kanundaki kapatılma sebepleri gerçekleşmiş ise.. O kararın verilmesi, zorunludur..
CHP’nin yöneticileri, belediye başkanları, o kadar yoğun bir suç isnatlarına muhatap oluyorlar ki..
Yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, irtikap, rüşvet, metresleri bankamatik çalışan yapmak derken..
Demokrasinin içine edecek türden, para karşılığı aday gösterme rezaletlerinin de itirafları gelmeye başladı..
Siyasi Partiler Kanunu’nda, partilerin yabancı kişilerden, derneklerden yardım alması yasaklanmış.
Bu yasağa aykırı hareket eden partilerin kapatma gibi ağır bir müeyyideye muhatap olacakları da, kanunda yazılı..
Bu çerçevede, kimse kalkıp da, “Ne var canım, yabancıdan yardım aldı isek, partinin kapatılması mı gerekir” diyemez..
Kanundaki düzenleme bunu öngörüyor..
Yabancıdan 1 TL de alsanız, partinin kapatılmasına sebep olursunuz.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yardım almada ise, kural serbestlik..
Ama miktar açısından bunda da bir sınır var.
Kanunda belirlenen sınırları aşan yardımı alırsanız, yine partinizin kapatılmasına sebep olabilirsiniz..
Sınırı aşan bir yardım ile kapatma olmaz belki..
Ama aşağıda belirteceğimiz şekilde, odak olma ispatlanırsa..
Miktar aşımı da, partiyi kapatmaya kadar götürebilir..
Onun içindir ki, parti yöneticileri, kendilerine oy toplamaktan önce, partilerini cezaya muhatap edecek işlemlerde kaçınmaları gerekir..
Devlet siyasi partilere, aldıkları oya göre, hazineden milyarlarca liralık yardım yapıyor. Ki, bu yardım kamuoyunda büyük tartışmalara sebep oluyor..
Ama yine de devam ediyor.
Kanundaki bu hazine yardımının anlamı şu:
“Siz siyasetinizi yapın. Temel harcamalarınızı, devlet karşılasın. Siyasi partiler, kimsenin emireri gibi hareket etmesin. Ülkeyi yönetme iddiasındaki partiler, kanuni düzenlemeleri hazırlamakla mükellef milletvekillerinin üyesi olduğu siyasi partiler, işadamlarından, kanun kaçaklarından alacakları parasal yardımlarla, kendilerini onlara karşı borçlu hissedip, onlar lehine ülke yönetiminde karar almasınlar..”
Kanuni düzenlemenin amacı bu..
Peki CHP’de yapılan ne?
“Kim parayı bastırırsa, o aday olur” mantığının sahada gerçekleştirilmesi..
“Size ne, parti bizim değil mi? İstediğimizi aday gösteririz” denilemez.
Siyasi Partiler Kanunu, bunun denilmesini engelliyor..
Siyasi partiler, devletten hazine yardımı alıyorlar, seçimlerde aldıkları oy oranları ile paralel olarak, birçok devlet imkanından yararlanıyorlar.
Kanunda getirilen yasaklara da uymak zorundalar.
Nasıl ki, “Size ne? Biz yabancıdan da yardım alırız, ülke vatandaşından da” diyemedikleri gibi..
“Size ne, başkasının malını çalarım” denilemediği gibi..
“Size ne? Biz parayı bastıranı aday yaparız..” da denilemez..
Anayasa’nın 101. maddesi, “Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması:” başlığı altında açıkca şu hükmü içeriyor:
“Anayasa Mahkemesince bir siyasi parti hakkında kapatma kararı;
a) (..) suç işlenmesini teşvik etmesi,”
Dakika bir, CHP için kapatma sebebi bir..
Suçu teşvik etmek kapsamında, CHP’de onlarca suç teşvikinin gerçekleştiğini kim inkar edebilir?.
Saraçhane’deki polise karşı şiddet eylemlerinin de yaşandığı gösterilerden başlayın, belediye başkan adaylarının, parti genel merkezine gelerek para vermelerinin istenmesine kadar.. Birçok suçun teşvik edildiğini, kimse inkar edemez..
Burda tek sorun, suçu teşvik niteliğinde eylemlerin ne derece yoğunluk göstermesi gerektiği ve hangi suçların işlenmesinin teşvik edilmesinin kapatmaya sebep olacağı tartışması..
Bunu bir kenara not edip..
Biz Anayasa maddesini aktarmaya devam edelim:
“b) Bir siyasi partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti,”
Hemen ilgili maddeye bakalım..
Biraz önce merak ettiğimiz, suçu teşvik eylemlerinin ne yoğunlukta olması halinde kapatma sebebi olacağı, Siyasi Partiler Kanunu’nda, “Odak haline gelmesi” diye tanımlanmış.
Yani, yoğun olarak işlenmesi, o işin adeta merkezi haline gelmesi gerekiyor..
Anayasa 101. madde, bir kapatma sebebi daha belirlemiş:
“c) Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması,”
İşte burada da, büyük bir kavga başlayacak..
CHP’ye İstanbul il binası satın alınırken, tapuda gösterilen değerin dışında, ayrıca 23 milyon TL’lik kameralara yansıyan bir ödeme vardı ya..
Bu ödemenin kaynağı, rüşvet paraları olarak izah edilmişti de, CHP il teşkilatı, “Hayır rüşvet parası değil, bunlar bağış” demişlerdi..
Benzer şekilde şimdi, CHP genel merkezine gidilerek verilen milyon milyon avrolar için de..
CHP’li yöneticiler, “Bunlar rüşvet parası değil, partimize yapılan bağış” diyorlar.
Ama mızrağı sığdırmak istedikleri çuval, onlara belki de kefen olarak dönecek, farkında değiller.
Niye?
Çünkü, o bavul bavul paraların rüşvet ı olmadığını kabul edecek olursak, bu miktardaki bağışın içinde, acaba yabancı kişiler var mı, yabancı tüzel kişiler de var mı sorusu gündeme gelecek?
Varsa, bu durum, parti için kesin bir kapatma veya hazine yardımının kesilme sebebi olacak..
Ki, en başta, il binasının satın alındığı kişinin, TC vatandaşlığı yanısıra, yabancı ülke vatandaşlığı da olduğu, o tarihte iddia edilmişti.
Kanundaki “Yabancıdan bağış alma” sadece yabancı vatandaşlar için mi, yoksa çifte vatandaşlar için de uygulanır mı?
Alın size bir tartışma daha..
Ve, kanundaki sınırı kat kat aşan miktarlardaki bağışlar, bu konuda suç işlenmesinde CHP’nin odak olduğunu göstermez mi?
Gösterdiğinde, CHP kapatılmaz mı?
Haydi bakalım, tartışalım..
CHP’nin koca koca hukukçuları, buyursunlar,g görüşlerini açıklasınlar.