Uluslararası suç şebekelerine meze oldun İstanbul..
Uluslararası suç şebekelerine meze oldun İstanbul..
MURAT ALAN
Vay be..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi artık belediyecilik falan yapmıyor orası belli.. Fakat uluslararası suç şebekelerinin de iştahını kabartan tam teşekküllü bir kara para fabrikası, yağma tezgâhı gibi görülmesi ürkütücü..
Geçen hafta bir Genel Müdür Yardımcısı, evinin önünde, “Vatan Emniyet’ten geldik” yalanıyla kandırılarak kaçırıldı. Profesyonel bir çete tarafından araçlar değiştirile değiştirile gezdirildi. Avrasya Tüneli’nden defalarca geçirildi. Sarnıç gibi bir yerde sopalarla, demirlerle dövülüp, tırnakları çekildi. İstanbul Emniyetinin hızlı reaksiyonu olmasaydı belki de şu an ölmüş olacaktı.
Detaylar belli olmaya başladı..
“Sen İmamoğlu ile Serdal Taşkın’ın kasasısın. Erzincan’da gömülü 500 kilo altını ver!” deniliyor.
Adamcağız, “Öyle bir altınım yok, çocuklarım için biriktirdiğim 2-3 milyon vereyim” diye yalvarıyor. Ama kaçıranlar gülüp geçiyor. Çünkü onlar da biliyor ki, bu tezgâhta rakamlar 2-3 milyonla, hatta 300-500 kilo altınla sınırlı değil.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamelerde açıkça ortaya konan o “Sistem” adlı yapı tam da bunu anlatıyor. İBB ve İSKİ üzerinden alınan devasa yurt dışı krediler ve finansmanlar (milyarlarca euro ve dolar), usulsüz ihaleler ve doğrudan teminlerle örgütle bağlantılı şirketlere aktarılıyor. Paralar önce belediye hesaplarına giriyor, oradan “Sistem” denen mekanizma üzerinden besleniyor. Yurt dışına aktarılan, aklanan, bir kısmı da izini kaybettiren o muazzam para trafiği ortada. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. İnsan düşünmeden edemiyor.. Yurtdışına kaçırılan paraların bir kısmı acaba altına çevrilip Türkiye içinde, mesela tam da bu şebekenin iddia ettiği gibi Erzincan gibi bir yerde mi saklanıyor?
Öyle bir para kuleleri kurmuşlardı ki İBB üzerinden, o kadar pervasızlardı ki, artık uluslararası organize suç şebekelerinin bile dikkatini çekiyor, radarlarına giriyorlardı. Eskiden devlet içindeki çeteler konuşulurdu; şimdi belediye içinde öyle bir yapı oluşmuş ki, dışarıdaki suç örgütleri, “Bu kadar iştah açıcı bir kaynak varmış” deyip devreye giriyor.
Profesyonel kaçırma, birden fazla lüks araçla transfer, önceden ayarlanan yerlerde işkence seansları… Bunlar amatörlerin işi değil. Birkaç kendini bilmez, dedikodu üzerinden adam kaçırmış değil. Başsavcılık soruşturuyor.
Düşünsenize.. CHP İstanbul İl binasının alınışında çevrilen dolaplar, balyalar halindeki nakit paralar, sahte evraklar, usulsüz transferler… Seçim öncesi CHP’nin üst kademelerinde dağıtıldığı iddia edilen dolar desteleri, hafta sonları özel olarak açtırılan döviz büroları üzerinden dönen milyarlarca liralık aklama operasyonları… Kültür A.Ş.’den, ihalelerden, temizlik işlerinden, her birimden akan o kara para nehri artık o kadar kabarmış ki, dışarıdaki şebekeler bile dayanamayıp, “Bu kasalara biz de el atalım” noktasına gelmiş.
Serdal Taşkın “eski kasa” diye anılıyor, Erhan Karaal da aynı zincirin bir halkası olarak görülüyor. 414 sanıklı dev yolsuzluk davası, usulsüz ihaleler, komisyonlar, transferler… Hepsi bir yana, bir belediye bürokratının sokak ortasında kaçırılıp ağır işkenceyle “altın ver” diye sorgulanması, meselenin boyutunu ortaya koyuyor. Demek ki “her şey çok güzel olacak” nutukları atarken, birileri gerçekten de kendileri için her şeyin çok güzel olmasını amaçlıyormuş.
Demek ki İstanbul’un kaynakları beş yıldır sistematik olarak emiliyormuş. Yurtdışına kaçırılan paralar yetmeyince bir kısmı da yurtiçinde, Erzincan dağlarında veya başka bir yerde altına dönüştürülüp saklanıyor olabilirmiş.. Ne çalmışlar be arkadaş..
İmamoğlu ve ekibi hâlâ “bize kumpas kuruluyor, mağduruz” diye ağlarken, kendi adamları sopa yiyor, tırnakları sökülüyor. Ne muhteşem bir yönetim! “İstanbul’u kurtardık” diye bir slogan uydurmuşlardı, şu an kurtarılması gerekenin İstanbul olduğu anlaşıldı.
Bu kaçırma olayı tesadüf değil. Bu, o büyük tezgâhın, o açgözlü talanın, o “Sistem”in doğal ve kaçınılmaz sonucudur. Yurt dışından suç şebekeleri bile bu kadar pervasız ve iştahlı bir yapı görünce harekete geçiyor. Artık masallar bile geride kaldı. Eskiden define avcıları dağlarda altın arardı; tarla mağara gezilir, uydurma haritalar elden ele gezerdi. Şimdi İstanbul’un göbeğinde altın arıyorlar. Adam kaçırıp işkence yapıyorlar.
Erhan Karaal’a geçmiş olsun. Umarım bu taraklarda bezi yoktur, şebeke yanlış kişiyi kaçırmıştır. İstanbul’a da geçmiş olsun.. Sayelerinde artık uluslararası suç şebekelerinin de gündemindeyiz. Doğu Avrupa’da izbe bir evde toplanan çete mensuplarının mezesine dönüştürdüler koca şehri.
Bakalım savcılık soruşturması nerelere uzanacak. Selametle..