• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mete Han
Mete Han
TÜM YAZILARI
21 Şubat 2020

Darbeciler Ve İki Numaralar -2- Darbecilerin Cemaziyelahiri

1971 muhtırasından önce Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, karargâhtaki darbeci subayların baskıları karşısındaki çaresizliğini ‘altımı tutamıyorum’ diye ifade etmişti. 1970’lerden bu yana ama özellikle soğuk savaş sonrası köprülerin altından çok sular aktı.  Hala ‘altımı tutamıyorum’lar zaman zaman gündeme gelmeye devam ediyor.

Bir önceki yazının devamı niteliğinde bu yazıyı kaleme alırken, gezi kalkışmasındaki beraat kararlarıyla gündem Gezi’ye evrildi. Sistematiğimizi bozmadan gezi kalkışmasının arka planında kimin altını tutamadığını, bu yazı serisinden sonra ki yazılara bırakarak devam edelim. 

Demiştik ki “Güvenilir topraklar (ABD)” ifadesi, “Vaat Edilen Topraklar (Fırat ve Dicle arasındaki bölge)” ifadesini anlamlandırmada da anahtar işlevi görür. Devamlabarbar ruh, batıda gidebildiği kadar gitti ama şark aşkından asla vazgeçmedi. Şarkın “son ocağı” Türkiye kalesi olunca da üzerimize geliyor.

ABD Doğu’yu “ordu devletler” temelinde domine etmeyi oyun stratejisi olarak geçen yüzyıldan beridir sürdürüyor. Ta ki 15 Temmuz’a kadar bu böyleydi. Bir gecede, bu paradigma yerle bir oldu, statükoları yıkıldı, millet orduyu NATO’nun elinden aldı.

Onlar varoluşsal kaçınılmazlıkla; Haçlı, Siyonist, Batıcı, emperyalist ve mandacı kimlikle topyekün saldırdılar.

İman-küfür, hak-batıl çaprazında “Küfür tek millettir” şiarına can suyu uzattılar.

Başarılı olamadılar.

Doğru soru sorarak doğru cevap bulunuyor. “Türkiye Devleti” ismini kim nasıl verdi?

Şifrelerini bilmemizde fayda var.

Resmi tarih anlatımı bir yana, birçok batılı kaynakta özellikle de İngiliz kaynaklarında Memlük Devleti için Ed Devlet-ül Türkiyye ifadesi kullanılır. Katolik Hristiyan dünyası bu ifadeyi ‘Türklerin Devleti’ ya da ‘Türklerin yaşadığı devlet’ anlamında kullandı.

Kendilerine mukavemet gösteren Anadolu’daki Müslümanlara etnik yapısına bakmaksızın  “Türk”, “Türko” diyen batı dünyası, İbranice’de ‘iri kuş’ demek olan “tukki” kelimesinin İngilizceye “Turkey (iri kuş-hindi)” olarak geçtiğinden beridir coğrafyamıza “Turkey” diyor.

Memlük yani Ed Devlet-ül Türkiyye, kurulduğu Arap coğrafyasında Türkiyye ismiyle anılmıştır. Memlükler, Devlet başkanlarının isimlerinin Türkçe olmasını şart koşacak kadar türkçeyi her alanda kullanmaya çalışan bir devlet anlayışına sahipti.

Mısır tarihinin Müslüman Devleti Memlük yani Ed Devlet-ül Türkiyye, “hadimül haremeyn”, Yavuz Sultan Selim’e Hilafet makamını ve “Ed Devletül Türkiyye” ismini “Devlet-i ebed Osmanlıya” miras bırakarak tarih sahnesinden çekildi.

Sultan Abdülaziz ve halefi Sultan 2. Abdülhamit ile birlikte Devlet-i A’li Osmaniyye, Batı’ya karşı oyununu, ikinci devleti inşa konseptiyle oynadı. Sultan Vahdettin’in emir ve müsadesi ile Mustafa Kemal’in Samsun’a gitmesi de fiili olarak yeni devletin inşa süreciydi.

Son dönem Devleti Âli Osmani, görüyor ve biliyordu ki 1789 Fransız İhtilaliyle küreselleşmeye doğru giden bir dünya var. 1.Dünya savaşı öncesinden ‘ulus-devletler’ süreci başlamıştı. Çok uluslu merkezî imparatorluklar yıkılıyordu. Prusya İmparatorluğu, Germen İmparatorluğu, Avusturya –Macaristan İmparatorluğu, Rus Çar İmparatorluğu art arda yıkıldı.

Osmanlı da çok uluslu bir imparatorluktu ve çöktü. 2. Dünya savaşı sonrasında ise çok uluslu şirketler dünyayı yeni bir networkle yönetmeye başladı.

1839 Tanzimat fermanı, umur-u askeriye demekti.

Abdülhamid Han’ı, ordu mekaniği ile yediler; askeri askerle durdurma. 31 mart ayaklanması tezgâhıyla Selanik Kışlasının Selimiye Kışlasını bertaraf etmesiyle darbeler süreci başladı. Enver Paşa askerdi, askerle durdurdular.

İstiklal Harbi'nde dört ideolojik düşünce; Osmanlıcılık, Türkçülük, İslamcılık, batıcılık ittifak halinde düşmanı Anadolu’dan söker atar.

İşgale karşı Devlet; yüzyıl önce geleni görüp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdurarak 1923’te beka mücadelesinden galip çıkmıştı.

Yeni Cumhuriyetin Batıcı kadroları, batının desteği ve kurgu gücünü arkasına alarak iktidarı için ‘kazan kazan’ı oynadı. Partilerinin adı CHP idi.

Diğer ideolojileri saf dışı etme mücadelesi başlamıştı.

1 Kasım 1922'de kabul edilen bir kanunla, halifelik ve saltanat birbirinden ayrılıp, saltanat kaldırılır.

1922’de Osmanlıcılık kapı dışarı edilir. Osmanlı hanedanı hain kodlamasıyla batıda yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılır. Anadolu topraklarına girişleri yasaklanır.

Ardından TBMM’ye darbe gelir. 11 günde seçime gidilir.

Yeni seçtirilmiş vekillerle TBMM, 3 Kasım 1924'te kabul ettiği 431 sayılı kanunla bu defa hilâfeti de lâğveder.

Osmanlıcılıktan sonra İslamcılık temsil makamı da dışarıdadır artık.

İslamcılar için sürek avı başlar. İstiklal mahkemeleri, sürgünler….

1937’de Türklük dışarı atılır. Türklüğün millet olma manası milliyetçilikle etnik merkeze çekilir.  Aynı yıl CHP eliyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi Dersim(Tunceli) çayı kan ağlar.

Kürtler ve Zazalar için sürek avı başlar. İdam sehpasında; "Evladı Kerbelayime, bê gunayime, Ayıvo zulimo, Cinayeto, (Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir)" deyip kırk lira ve kırık saatini bırakan alevi  Seyyit Rıza CHP tarafından İdam edilir.

Yıllar sonrasında Recep Tayyip Erdoğan devlet namına özür dileyen kişi olacaktır.

Asimilasyon, yok etme, yok sayma politikaları başlar. Halkçılıkla, halka rağmen halk için(!) milli şef  iktidardadır.

Osmanlıcılığı, Türkçülüğü, İslamcılığı hatırlatacak her şey bu darbe sürecinde bertaraf edilir.

Yazı Latincedir artık. Türküler yasaklanır senfoni adına.

Kılık kıyafetten tutun ezana kadar, oradan hangi kitapların okunacağına dair bütün alanlar devrim adıyla yeniden yapılandırılır.

İşin esasında üst akıl, 1945‘e kadar İngilizler üzerinden işi yürütür. Sonrasında ABD siyonist lobinin adresidir. 1945 ten beridir bu kansız lobi “vaat edilmiş toprakları” kendilerine elverişli hale getirmenin kavgasını yapıyor.

Yüz yıldır kolonyalist zihinle çarpışıp duruyoruz.

Kolonyalistler, Türkiye’de tek hedefi organik devleti kilitlemek olan bir parlamenter sistem kurguladılar.

1960 darbesiyle Peygamber Ocağı orduya darbe yaparak Cumhurbaşkanlığını, Yargı’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni kendi uhdelerine aldılar.

Yasama, yürütme ve diğer devlet aygıtlarını ise kontrollü serbest bıraktılar.

Dört başı mamur bir vesayet rejimi konfigüre edildi.

Biz elimizdekilerle oyalanırken devlete hep onlar hükmetti.

Tek partili rejim dediler, Kemalizm üzerinden Atatürk düşmanlığı üreterek, farklı ideolojilerin ağzına bir parmak bal çaldılar, sonra demokratik sistem diye diye devlete iyice yerleştiler.

Kemalizm’i de, anti-Kemalizm’i de onlar organize ettiler.

Hatırlayın, daha yakın dönemde Yargıtay’a yapılan saldırı sonrasını. Ne demişti Emin Çölaşan’ın eşi, dönemin Danıştay Başkanvekili Tansel Çölaşan; ''Saldırgan, 'Allah'ın elçisiyiz, askeriyiz' diyerek odadan içeri giriyor. Bunlar türban kararından ötürü... Yapılanlar yanlış, bu sadece Danıştay'a yapılan bir saldırı değildir, lanetlemek yetmez. Toplumsal mutabakatı bozanlar suçludur. Onlar kendilerini biliyor''

Her iki oyunun hem kurucusunu, hem oyuncusunu, hem katilini, hem şakşakçısını, hem de muhalifini kurguladılar, oynadılar.

Adnan Menderes'in ezan ve hanedan başarısı, Osmanlıcılık ve İslamcılığın ölmediğini gösteriyordu ki; Menderes’e balans ayarı 1960'ta geldi.

İslamcılık ve Osmanlıcılık Anadolu’da ‘kök’ olduğunu haykırıyordu. Bir balans da 1971’de muhtıra ile yapıldı.

Yetmedi, 1980’de orduyla tekrar yönetime el koydular.

Yok sayma ve asimilasyon politikaları ters tepmiş milliyetçi damarın Türklük damarına rücusunu sağlamıştı. Türkçülük, Muhsin Yazıcıoğlu’na yaslana yaslana geri geri dönüyordu.

İslamcılık, Türkçülük ve Osmanlıcılık Erbakan Hoca’yla yeniden ete kemiğe bürünerek gelişti.

28 Şubat’ta yine ordu ile müdahale yapıldı.

15 Temmuz’da Türkçülük, Osmanlıcılık ve İslamcılık Erdoğan liderliğinde orduyu ABD’nin elinden söküp aldı. Erdoğan’ın Batıcılığı tasfiye etme yerine ıslah etmeye çalışmasının sancılarıdır ki; birileri yine altını tutamıyor. Bugünlerde darbe söylentisini  yayan ABD’nin strateji kuruluşu The RAND Corporation'nın  politik oyunu da tek cümle ile şu; Peygamber ocağına dönüşen orduya olan güveni sarsmak.

Devam edeceğiz...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Cukkk

Evet cuk oturymus parçaları ve görünmeyenler o yan yana koyunca konu anlaşılıyor. Bir kac bilgiyi bu yazıdan öğrendim. Teşekkürler. Ama geziyu es gecmeseydiniz keşke.
  • Yanıtla

Mucahid

Siz uyuyun Devletin eliyliyle Peygamber ocağına yetişen Türk genclerini uyuşturucu Baronlarının kucağına attılar hala görmuyorsunuz.Sabır Savaş Adım Müslüman.....
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı