Şara’nın ABD ziyareti ve bazı gerçekler
Şara’nın ABD ziyareti ve bazı gerçekler
Mehmet Koçak
1946’daki bağımsızlığından bugüne Beyaz Saray’da ağırlanan ilk Suriye Cumhurbaşkanı olması hasebiyle Ahmed Şara’nın bu ziyareti elbette tarihi bir olay ve de bir dönüm noktasıdır.
Burada dikkat çeken bazı konular var. Bunlardan biri bu ziyaret ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine gerçekleşmiş olmasından ziyade, ABD tarafından “özel olarak belirlenmiş küresel terörist” yaptırım listesinden, ziyaretten sadece 2 gün önce Suriye’nin çıkarılmasıdır.
Diğer bir konu ise Batılı bazı ülkelerin ABD Başkanı Trump gibi düşünmüyor ve halen Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı terörist olarak görüyor olmasıdır. Nitekim Batı medyasında yer alan “Eski terörist Şara’ya meşruiyet veren ABD, karşılığında ne istiyor?” başlığı bu görüşü yansıttığı gibi gizli – açık bir pazarlığın varlığını ima ediyor.
Ayrıca, ABD Başkanı Trump’ın gerçek niyetinin ne olduğu ve Suriye konusunda Ortadoğu’ya şamil nasıl bir yeni plan uygulamayı hedeflediğini anlamak zor değil. Elbette Trump, Şara’yi çok sevdiği için değil, İsrail ile yapılacak güvenlik ve İbrahim Anlaşmalarının yolunu açmak için davet etmiştir.
Ayrıca, Hizbullah ve DEAŞ gibi örgütlerle mücadele, İran’ın tekrar Suriye’ye girmesine müsaade edilmemesi ve Rusya ile var olan anlaşmaları kademeli olarak sonlandırılması… Başkan Trump’ın beklentileri artık sır değil.
Diğer bir önemli husus bu görüşmelerin hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Şara’nın Ankara ile iştişareli gerçekleşiyor olması ve Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın SDG’nin Şam yönetimiyle entegrasyonu gibi önemli konular başta olmak üzere görüşmelerin bir bölümüne katılmak üzere ABD’ye davet edilmesi bizim açımızdan da önemli bir gelişmedir.
Bu ziyaret vesilesiyle Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması ve Beyaz Saray’a davet edilmesi, ABD tarafından başına 10 milyon dolar ödül konan (onların tabiriyle) bu eski teröristin, devlet başkanı sıfatıyla karşılanıp, övgüler dizilerek uğurlanması Şara’yı elbette memnun etmiştir. Aksi halde hem kendisi hem de ülkesi adına uluslararası toplum ile ilişkiler kurma şansını elde edemeyecekti.
Şimdi ise Şara’nın bazı tavizler verdiği doğrudur, ancak gelinen noktada önemli bir faktör olma şansını yakaladığı gerçeği de gözardı edilmemeli.
*
Bu ziyarete kadar Ortadoğu’da kendi yörüngesinde tutamadığı tek ülke olan Suriye’yi ABD, bugün adeta bir eyaleti gibi yönetme şansını elde etmiş durumdadır.
Ancak, Suriye’nin bu duruma düşürülmesinin sorumlusu ve suçlusu A. Şara değildir.
Küresel sistemin çarpık yapısı ve Ortadoğu üzerinde oynanan çıkar kavgalarının bir sonucu Suriye’ninbugün 5 parçaya bölünmenin eşiğine sürüklenmiş gerçeği bilinmeli.
Şara ise mevcut zor şartlar içinde ülkesini yeniden inşa etme, toprak bütünlüğünü koruma adına yapılabileceklerin en iyisini Ankara ile istişare ederek yapmanın gayreti içindedir.
Kimi kesimler geçmiş mücadelesini hatırlatarak, ABD Başkanı Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesini, yine Moskova ve Londra ziyaret ve temaslarını gerçekleştiren Şara’yı ağır ve sert ifadelerle eleştirdikleri dikkat çekmektedir.
‘Cihatçı Şara, ABD’nin değirmenine su taşır oldu’, ‘Şara ABD ve İsrail işbirlikçisi mi?’, ‘O zaman neden Cihat yapıyoruz sonuçta ABD’ye teslimiyet var” gibi ağır suçlamalar yapılması doğru değildir.
Daha doğrusu ziyaretin artı ve eksileri ile sonuçları üzerinden sağlıklı bir analiz yapabilmek için her şeyden önce Suriye iç savaşına hakim, HTŞ’den haberdar, Şara›nın biyografisine vakıf ve de Ortadoğu jeopolitiği ve tarihini biliyor olmak lazım.
Bu konularda bilgi sahibi olmayanların yaptıkları yorum ve analizler ise eksiz olacağı gibi tespitleri de yanlış olur.
Konu hassas ve bilinen kadar bilinmeyen, görünen kadar görünmeyen yönleri vardır. Ayrıca bazı mecburiyetlerin var olduğu gerçeği de hesaba katılmalı.
Çünkü, bazı siyasilerin yaptıkları yanlışlar kendileri istedikleri veya benimsedikleri için değil, konjonktürel şartların ve saha gerçeklerinin mecbur kıldığı gerçeklerden dolayı devleti koruma adına ve gelecek adına yapılan hesapların bir sonucu olduğu bilinmeli.
Unutulmasın ki, devleti yeniden inşa etmek yani devlet kurmak turşu kurmaya benzemez. Devlet yönetmek dernek veya vakıf idare etmeye benzemediği gibi…