Rüşvet itiraflarını niye yazamadılar?
Rüşvet itiraflarını niye yazamadılar?
ALİ KARAHASANOĞLU
İBB yolsuzluk davasında tutuklu sanıklar arasında yer alan Adem Soytekin, çok net olarak duruşmada kabul etti: “KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’a 500.000 $ yolladım.”
Adem Soytekin ayrıca, KİPTAŞ’a kat karşılığı yaptığı inşaatta bazı dairelerin CHP’li yöneticilere daha ucuza verilmek üzere, ayrıldığını da itiraf etti.
Adem Soytekin devam ile şunu da mahkeme huzurunda söyledi: “Ekrem Bey (İmamoğlu) itirafçı olmamı engellemeye çalıştı.”
Bir itiraf daha: “Ekrem Bey, ‘bize operasyon yapılacak, sen de listedesin, tedbirini al, paraları Turan Taşkın Özer’e ver’ dedi.”
Adem Soytekin’den bir itiraf daha. Bu da 2019 yılında CHP İstanbul İl Başkanlığı için alınan binanın tadilatı ile ilgili.
Binanın alımı sırasındaki bavullarla taşınan paraların hikayesinin henüz daha Anayasa Mahkemesi tarafından 6 yıl geçmiş olmasına rağmen karara bağlanmadığını hatırlatalım.
Dosyanın ne zaman sonuçlanacağını tekrar soralım.
Ve Adem Soytekin’in o il binası için yapılan tadilat karşılığında üç daire aldığını itiraf ettiğini not edip, bunun da kaynağının rüşvet olduğunun ayan beyan ortada olduğunu hatırlatalım.
Bir havuzda rüşvet paraları veyahut da rüşvet amaçlı verilmiş daireler toplanıyor ve CHP’ye yapılacak masraflar için bu daireler para yerine verilmiş oluyor.
Son olarak da şunu hatırlatayım:
Ekrem İmamoğlu duruşmalar başladığı ilk günlerde, mahkemeden bir şey rica ediyordu: “Heyetiniz önünde konuşacak olan her sanık veya tanık ifadesi alınırken, canlı canlı müdahale edebilmeliyim. Yanlış olan hususları hemen o an söyleme imkanım tanınmalıdır.”
Suç örgütünün lideri Ekrem İmamoğlu’nun talebine o tarihte ben de destek çıkmıştım. Çünkü biz gerçeğin peşindeyiz. Suçlanan kişi kendisi hakkında yapılan ithamları hemen anında cevaplayabilmelidir.
Ama önceki gün gördük ki, Adem Soytekin’in itirafları karşısında, Ekrem İmamoğlu suspus olmuş.
Sadece söylediği şu: “Sayın Adem Soytekin, size de kolay gelsin ne diyeyim.”
Ne oldu Ekrem Bey?
Antik Yunan’dan başlıyor, modern çağ felsefesine atıflar yapıyordunuz. Aristo‘dan başlıyor günümüz filozoflarından çıkıyordunuz.
Gerçekler acı mı geldi?
Niye Adem Soytekin’e kolaylıklar diliyorsunuz?
Sizin çatır çatır konuşup, “yalan hakim bey, bu adam ne CHP İstanbul il binasının tadilat işini yaptı, ne de karşılığında üç daire aldı. Bu adam bir yalancıdır. CHP İstanbul il binasının tadilatını şu şahıs yapmıştır, karşılığında CHP kasasından çıkan aldığı paranın makbuzu da budur” diyebildi mi?
Diyemedi.
“İftira atılıyor hakim bey, KİPTAŞ’ın yaptırdığı dairelerin içerisinde hiçbir CHP’li yöneticiye, diğerlerinden farklı şartlarda daire verilmemiştir. Biz kimseye ayrıcalık tanımayız, 16 milyon İstanbullu için çalışıyoruz. İşte KİPTAŞ kayıtları işte CHP’li yöneticilerin listesi. Bir tane bile farklı şartlarda satılan daire yok” diyebildi mi?
Diyemedi!
Kendisi de adalet vurgusuyla savunmasına başlayan, hukuktan dem vuran, Ekrem İmamoğlu’nun KİPTAŞ Genel Müdürlüğü’ne getirdiği Ali Kurt için, “asla 500.000 $ almış olamaz. Almış olsaydı, bana şikayet etmiş olsaydın, ben onu kendi ellerimle savcıya teslim ederdim. Biz senle Beylikdüzü’nden çok iyi arkadaşız Adem Soytekin” diyebildi mi?
Diyemedi.
Ancak, Ekrem İmamoğlu ile Adem Soytekin arasında, mahkeme huzurunda çok ilginç bir diyalog geçti.
Suç örgütü elebaşı Ekrem İmamoğlu Adem Soytekin‘e soruyor:
“2008’den 2020’li yıllara kadar bir kuruşunu bile almadığınız ticaret karşılığı oldu mu?”
Ekrem Bey ne demek istemiş olabilir?
Bir rüşvet davasında, “benden rüşvet alındı” diyen birisine, rüşveti alan taraftaki kişi, benden alamadığın 1 kuruş oldu mu” diye sorarsa, bu ne anlama gelir?
Samimi kanaatimi söyleyeyim, Ekrem Bey, Adem Soytekin’i bu ifadelerle, mahkeme huzurunda bile tehdit ediyor.
“Birlikte iş yaptık, rüşvet aldık, karşılığında sana kazanımlar sağladık. Hiçbir şey karşılıksız olmadı. Sen de kazandın, biz de rüşvet paralarını topladık. Şimdi bunları niye ele veriyorsun ki?” denilmiş oluyor.
Ben samimi kanaatimi aktardıktan sonra; bu kadar net, bu kadar açık şekilde suç itirafı olan duruşmanın ertesi günü çıkan gazetelerde, neler yazıldığını da size aktarmak istiyorum.
Aylardır Ekrem İmamoğlu tarafından fonlandıkları için, ayan beyan ortada olan suç delillerini “lekelenmeme hakkı” bahaneleriyle, “masumiyet karinesi” gerekçeleriyle yazmayan, hatta suçları savunmaya kalkan gazeteler, bekliyorsunuz ki “yeter” desinler ve manşetler atsınlar: “Bütün hayallerimizi yıktın Ekrem” diye başlasınlar.
“Böyle mi olacaktı Ekrem” diye devam etsinler.
Öyle mi oldu, birlikte bakalım.
Sözcü Gazetesi’nden başlıyorum:
“Çöktü, Çöktü, Çöktü” başlığı atmışlar.
Birinci sayfalarında Ekrem İmamoğlu’nun, Adem Soytekin’in itirafları sonrasında, iddianamenin bir defa daha çöktüğünü söylediğini belirten Sözcü gazetesi, kendi attığı başlığa inanmamış olmalı ki, iç sayfada bu başlığı hiç kullanmamış bile. Adem Soytekin itiraflarını, “ama şu da olmamış mıydı, ama bu da olmamış mıydı” modunda itibarsızlaştırmak için çaba sarf etmişler, fakat mızrakları çuvala sığmıyor.
Cumhuriyet gazetesi ne başlık atmış?
Adem Soytekin demişmiş ki: “o beyan bana ait değil, şablondu”
Bu kadar mı utanmaz olunur, bu kadar mı hırsızlıktan yana tavır alınır.
Adem Soytekin onlarca iddiaya cevap veriyor, onlar arasında Ekrem İmamoğlu’nun 2014 yılından itibaren bir örgüt olarak, önce Beylikdüzü sonra da İBB’de yapılandığı iddiasına karşı ne bildiği sorusu da yer alıyor.
Savcılık aşamasında da bu soruluyor, önceki gün mahkeme heyeti karşısında da soruluyor.
Adem Soytekin, herhangi bir örgüt yapılanması ile ilgili bilgisi olmadığını söylüyor.
Adem, rüşvetin dışında örgüt ilişkisini bilmeyebilir, bunu bilmiyor diye, Adem’in bildiği şeyleri de, hakim önünde söylemesine rağmen yok mu saymak gerekir?
Cumhuriyet gazetesinin dün çıkardığı ekin son sayfasında, İBB’nin tam sayfa reklamını gördüğüm an, bu başlığın karşılığının ödenmiş olduğunu anladım.
Geçtim Nefes gazetesine.
Birinci sayfalarında, asrın yolsuzluğu davasının duruşması ile ilgili tek satır haber yok.
Bu arkadaşlar, bağımsız gazetecilikten bahsediyorlar.
Eğer Ekrem İmamoğlu’nun dağıttığı paralar karşılığında yolsuzluk davasındaki o itirafları yazmadıysalar, bunun utancını hayatları boyunca yaşayacaklar. İtiraflarda haber değeri görmediyseler bunun izahını yapmaları gerekirdi.
Daha önce Ekrem İmamoğlu lehine onlarca haber yaptıkları halde, “rüşvet yok, yolsuzluk yok” dedikleri halde, şimdi Ekrem İmamoğlu’nun çok yakınındaki bir isim, net şekilde rüşvet verdiğini itiraf ettiği duruşma sonrasında, niçin bu bilgiyi haber yapmadıklarını açıklamaları gerekir.
Nefes gazetesi yöneticileri diyecekler ki “Milli Gazete’ye bakın, Yeni Asya’ya bakın.”
Onlar da haklı.
Gerçekten de muhafazakar geçinen, Ak Parti içerisindeki akepelilerin tek tük sergileyebildikleri yolsuzluk örneklerinde, daha olay savcılığa bile intikal etmeden, manşetten suçlamalar yapan Milli Gazete ve Yeni Asya, mahkeme huzurundaki bu suç itirafını bile niye görmezden gelmişler?
Niye?
Çünkü İBB bu iki gazeteye de reklam pastasından bölüşüm sağlıyor.
CHP’nin elindeki İBB tarafından, Saadet Partisi’ne yakın olan Anadolu Gençlik Derneği’ne, önümüzdeki kurban bayramı için özel imkanlar sağlanma sözü verildi.
Bu işler bu kadar ucuz mu, rüşveti örtbas etmek için aldığınız imkanlar, sizin ahirette boynunuza dolanmayacak mı diye soruyorum ve Karar Gazetesi’ne geçiyorum.
“İtirafçıların tamamı, verdikleri ifadelerden vazgeçtiler” algısı oluşturan Karar Gazetesi’ndeki Ahmet Taşgetiren’e soruyorum. Yusuf Ziya Cömert’e soruyorum. Mehmet Ocaktan’a soruyorum. Akif Beki’ye soruyorum.
Gazeteniz niçin Adem Soytekin’in ifadelerinden bir satırı bile, birinci sayfadan veremedi?
Aldığınız reklam paraları karşılığında mı?
Yoksa “Zaten bizim patron Ekrem İmamoğlu, onun aleyhine biz nasıl haber yapabiliriz ki?” mi diyorsunuz?
Kolay gelsin Karar’cılar.
Kolay gelsin Milli Gazete, Yeni Asya.
Sözcü’ye, Cumhuriyet’e, Nefes’e bir şey demeye gerek yok, onlar zaten her daim rüşvetçiden yanadırlar, yolsuzluk yapanlardan yanadırlar.
Bizim itirazımız, “Hazreti Ömer adaleti” deyip, kurt pozisyonundaki Ekrem İmamoğlu’ndan yana tavır alan dindar insanlaradır.
Yazıklar olsun hepinize.