Kennedy’nin öldürülmesine İslamcı basın nasıl tepki vermişti?
Kennedy’nin öldürülmesine İslamcı basın nasıl tepki vermişti?
MUSTAFA ARMAĞAN
20. yüzyılın en kritik günlerinden biri yaşandı 22 Kasım 1963 tarihinde. ABD Başkanı John F. Kennedy 22 Kasım 1963 günü düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
Gerçi daha önce Başkan Abraham Lincoln de bir tiyatro salonunda tabancayla öldürülmüştü ama o bir asır önceydi (14 Nisan 1865) ve üzeri küllenmişti.
Kennedy ise arabasının içerisinde bir konvoyda iken bir keskin nişancı tarafından uzaktan sıkılan üç kurşunla ensesinden, başından ve boğazından vurulmuştu.
Başkanı, Oswald diye birinin öldürdüğü biliniyor ama bu tür büyük suikastlarda tetiği çekene değil, çektirene bakılmalıdır. O noktada belirsizlik sürüyor. (İpucu için benim 5 Mart 2026’da “İsrail’e ‘Hayır’ diyen son ABD Başkanı Kennedy idi” başlığıyla bu köşede yayınlanmış bulunan yazıma bakınız.)
Peki zamanın İslamcı basını acaba Kennedy suikastına nasıl tepki vermişti?
Soruyu somut verilen üzerinden cevaplandırmak için İslamcı dergilerinden birine uzanalım.
1958 yılının son ayında çıkmaya başlayan Hilâl dergisinde Kennedy’in öldürülmesi üzerine kaleme alınmış ilginç bir yazıya nazar-ı dikkatinizi çekmek isterim.
Dergi editörünün yazısına bakılırsa “Kennedy’nin öldürülmesi, Mutlaktan yoksunluğun acı bir ihtarı, tezahürü” imiş (sayfa 1).
Bir başka yazıdan alınan şu üç cümle önemli:
“Çağımız insanının buhranını yaşadı, öyle öldü Kennedy. Tam olamamanın, tam olduramamanın buhranını. Bu buhran çağımızın şartı oldu. Çağımıza adını ko(y)du, senin adın buhran çağı diye. Sinemaya aktarılan, şiiri yazılan hep bu buhran. Her şeyim var sandığım yerde elimi şakaklarıma götürüp düşündüğümün buhranıdır bu. Arlington’da yanan meşale, çok acı, insanın bu buhranının aydınlığa çıkmasına da yaradı Amerika ile beraber çoğu yerde.” (Bkz. Emin Nuri Ziyaioğlu, “Hüzün denizi ya da ‘mutlak’tan yoksunluk”, Hilâl, Sayı: 43, Aralık 1963, s. 24.)
Derginin aynı sayısında imzasız ama kısmen Necip Fazıl’ın üslubunu hatırlatan “Hilâl” imzalı ve “Kennedy” başlıklı bir yazı da ilgi çekmektedir (derginin yazı işleri müdürü Mehmet Akif İnan’a ait olabilir). Aşağıdaki parça bu dikkate değer yazıdan alındı:
“Kennedy 20’nci asrın belki en büyük devlet adamı idi. (…) Nice ölmeyen ölülerle nice öldürülecek ölüler biliriz.
Kennedy’yi, belki de gizli bir Yahudi teşkilâtı öldürmüştür. Çünkü Kennedy yalnız kendi mukaddesatına bağlı bir liderdi… O, taviz vermeyen bir çizgideydi. Bilindiği gibi, Filistin’e bir Yahudi devletinin kurulması üzerine Filistin’in yerlisi bir buçuk milyon Müslüman halkın vatanlarından kovulmalarına mukabil bunların uğradıkları ve gördükleri zararları hiç olmazsa madden tazmin fikrini savunuyordu.
Ve böylece mazlumlar halkasına bir yenisi daha eklenmiş oldu” (Hilâl, sayı 43, s. 24).
Öte yandan, Mehmet Şevket Eygi’nin çıkardığı haftalık Yeni İstiklâl gazetesinin 4 Aralık 1963 tarihli sayısında, “Dindar Kennedy” başlıklı imzasız bir yazıya rastlıyoruz. İlk paragrafında Kennedy’nin dindarlığına sık sık göndermede bulunurken Türkiye’nin yöneticilerine de inceden inceye mesaj vermektedir:
“Allah’a inananlar cephesinin bir numaralı adamı Kennedy dindar bir insandı. Hür insanlığın, Allahsız komünizme karşı müdafaasına dindar olmadan, dinsiz düşüncelerle mümkün olamayacağına iman etmişti. Her nutkuna Allah adıyla başlar, Allah adıyla sözlerini bitirirdi. Onun dindarlığı, Allah ve dünya insanlığına karşı mesul bir büyük devlet adamının dindarlığıydı. Kennedy her pazar kiliseye giderdi. Hiçbir zaman “Kuvvetimi Lincoln’dan aldım, Roosevelt’in izindeyim” dememiştir. Her zaman “Allah’a dayanıyoruz. Kuvvet kaynağımız imanımızdır” derdi.
Yazının son paragrafı ise bu mesajı pekiştirecek mahiyettedir:
“Dünya yüzünde Allah’a inanan ve icraatında Allah’ı hatırlayan devlet adamlarının çoğalmasını temenni edelim. İlâhî iradeyi inkâr eden devlet adamları dünyaya da milletlerine de zararlı olmuşlardır. Dünya, Kennedy gibi dindar devlet adamlarına muhtaç.” (sayfa 4)
Görüldüğü gibi 1960’ların ilk yarısına kadarki İslamî basında Kennedy’nin imajı son derece olumludur ki, bugün dahi aynı çevrelerde Kennedy ismi genellikle tasvipkâr bir edayla anılır.
Amerika eleştirilir elbette ama Kennedy ayrı bir yere konulur: Mazlumlar arasına.