• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Koçak
Mehmet Koçak
TÜM YAZILARI

İran’la savaş mı? Darbe mi? Müzakere mi?

31 Ocak 2026
A


Mehmet Koçak İletişim: [email protected]

İran’la savaş mı? Darbe mi? Müzakere mi?

MEHMET KOÇAK

Bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücünün Ortadoğu’da konuşlandırılması ve İran’ın “Askeri operasyon ve rejim değişikliği” tehditleri, ”Ortadoğu’yu sarsacak yeni bir savaşın başlayacağı endişelerine sebep oluyor.

Dünya başkentlerindeen çok sorulan sorulardan biri, “Trump, İran’a gözdağı mı vermeye çalışıyor?” Yoksa İran’la gerçekten savaş mı istiyor?

Eğer, gözdağı veya savaş değilse; darbe mi yapmayı planlıyor? Veya müzakere mi istiyor?


Şeklinde kafa karışıklığına sebep olan birçok soruya cevap bulmak gerçekten çok zor. 

Çünkü Trump, “blöf” ve “öngörülemezlik” stratejileriyle hareket ediyor.


Trump’ın vites küçülterek gerilimi düşüren açıklamaları ani bir U dönüşüyle saldırı veya savaşa dönüşebiliyor olması onu anlamayı zorlaştırmaktadır.

Örneğin, “ABD saldırdı saldıracak” tartışmaları devam ederken, Trump, ‘İran’da yapılması beklenen infazların durdurulduğunun ve sivillerin öldürülmesinin sona erdiğini kendilerine bildirildiğini söyleyerek, operasyon olmayacağı imasında bulunmuştu’. Şimdi ise aynı Trump, “Askeri operasyon ve rejim değişikliği”ne yol açacak “sürpriz” bir askeri müdahaleden söz ediyor.


Diğer yandan ise Başkan Trump, Irak’ta başbakan adayı gösterilen İran yanlısı eski başbakanlardan Nuri el-Maliki’nin adaylığını veto ederken, İran’ı tam bir yalnızlığa itmek için Avrupa ülkelerinden “maksimum baskı” istiyor.

Trump’ın haydutluğu ve uluslararası hukuku hiçe sayan tavırları hem üzücü hem de hiç şüphesiz utanç vericidir.


Ancak ondan da üzücü ve utanç verici olan ise Avrupa Birliği’nin İran karşıtı politikalarıdır.

Ne hazindir ki, Avrupa başkentlerinden Washington’a “sadakat” mesajları birbiri ardına sıralanırken, Trump’ın talimatına boyun eğen AB, İran DEVRİM MUHAFIZLARI’nı terör örgütü ilan etti. 

Böylece AB, bir kez daha savunucusu olduğu, hukukun üstünlüğüne temel esas kabul eden demokratik değerler ile uluslararası hukuktan uzaklaştığını göstermiş oldu. 


Diğer bir ifadeyle AB, Trump’ın yönlendirmesiyle Siyonizm’in dümen suyuna girmiş oldu.

Ankara devrede


ABD-İran krizinde Türkiye’nin devreye girmesi, çok doğru ve faydalı olduğu kadar onurlu ve şahsiyetli bir dış politika girişimidir.

Ayrıca, Başkan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 ve 4 Şubat tarihlerinde Suudi Arabistan ve ardından Mısır’a gerçekleştireceği ziyaret, ABD ile İran arasında karşılıklı restleşmelerin devam ettiği bir zamanda gerçekleşecek olması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Riyad, Kahire ve Ankara arasındaki üçlü koordinasyonun, ulusların egemenliğini ve istikrarını tehdit eden çeşitli tehlikelerle mücadelede üç ülkenin bölgesel ve uluslararası alanlardaki kilit rolleri bölgedeki krizlerin yatıştırılmasında etkili olması bekleniyor.


Trump’ın asıl hedefi, İran’ın nükleer gücünü yok etmektir.

Trump ve Netanyahu’nun İran’a yönelik şantaj, tehdit girişimlerinin yanında  başlattıkları saldırı hazırlıkları, haydutluk ve de çetevari hukuk dışı eylemlerdir.

Ne yazık ki, bu iki suç ortağını “dizginlenebilir” hale getirecek bir güç dünyada mevcut değil.

İran’ın elindeki nükleer gücün seviyesini tespit edemediklerinden hem ABD hem de Siyonist İsrail, İran’a saldırmayı göze alamadıkları için müzakereyi şart koşuyor.

Trump’ın asıl amacı müzakere bahanesiyle  İran’ı masaya çekmek ve elindeki nükleer gücü yok etmek ve sonrasında ise İran’a karşı imha saldırılarını başlatmaktır.

ABD, İran’dan kabulü mümkün olmayan isteklerde bulunmasının sebebi ise saldırılarına bir gerekçe oluşturmaktır.


İran, ABD ile masaya oturması ve isteklerini yerine getirmeyi kabul etmesi, teslim olacağı anlamına gelir.

Zira, İran, ABD’nin istekleri yerine getirmesi için egemenlik haklarından vazgeçmesi demektir.

Bu gerçeklerden hareketle İran’ın ABD ile müzakere masasına oturması, tarihi bir hata olacaktır.

‘Beynelmilel hukuk’ hükümlerince; tehdit ortamında müzakere mümkün olamaz. 

Çünkü, müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır. Eşitlik ve karşılıklı saygı çerçevesi temel esastır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23