• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mehmet Emin Gerger
Mehmet Emin Gerger
TÜM YAZILARI

Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi

29 Mayıs 2023
A


Mehmet Emin Gerger İletişim: [email protected]

 

“Fatih’in ulviyetine bakmalı,

Devletine, satvetine bakmalı!

Dâhil-i Şehre oldu o mihr-i zafer,

Saldı fütûhâtı göğe şu’leler.”

(Muhammed Celal)

Sultan 2. Mehmed, yedinci Padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. (1451-1481) yılları arasında Osmanlı Devleti’ni idare etti. Edirne’de dünyaya gelmiştir. Çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Üstün zekâsı küçük yaşlarda ortaya çıkmış ve çok iyi hocalardan ders almıştır. Çok yönlü olarak aldığı eğitim ile Türkçe’den başka, Arapça, Farsça, Yunanca, Sırpça, Latince ve Slavcayı da okur ve yazardı. İyi bir şairdi. Mahlası Avni idi. Babasının tahtı bırakması ile kısa bir süre devlet idaresini ele almış, içinde bulunulan olaylar sebebi ile tahtı babasına bırakmıştı. 1451’de babasının ölümünden sonra devletin idaresini tekrar eline almıştır. Daima öğrenmeyi amaçlayan, iyi bir kişiliğe sahip olduğu gibi iyi bir kumandan, güçlü bir devlet adamı ve devrine kıyasla çok açık fikirli, geniş kültürlü Batı’yı bilen bir hükümdardı. En büyük isteği İstanbul’u almaktı ve bunu da çok genç yaşta başararak, Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçişi sağladı. Kendi dönemine kadar devam eden örf anane ve gelenekleri, saltanat usulü kuralını kurarak devlet idaresine yeni bir düzen getirdi. Osmanlı Devleti’nin dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olması için her fırsatı değerlendirdi. Devletin merkezî bir idare, otorite ile yönetilmesini sağlayacak en önemli tedbirleri aldığı gibi uygulamaya koyduğu kanunnâmeleri ile de devletin devamlılığını sağladı. Kendinden önceki kanunları da “Kanunnâme-i Âli Osman” adıyla topladı. 

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u alarak Bizans İmparatorluğu’na son vermiş, Osmanlı Devleti’ni güçlü bir imparatorluk durumuna getirmiştir. Bilime düşkünlüğüyle tanınan babasının buyruğuyla küçük yaşta eğitilmeye başlandı. Zekiliğine karşın, söz dinlemez ve haylaz davranışları yüzünden, sert tutumlu Molla Gürani’nin eğitimine verildi. Daha sonra, Akşemseddin, Molla Yegan, Molla Ayas, Çelebizade ve Temcidoğlu gibi dönemin tanınmış bilginleri de eğitimiyle yakından ilgilendi. Altı yaşında iken başkent Edirne’den ve sultanlık ortamından uzakta yetiştirilmesi uygun görülerek öğretmenleri ile birlikte Manisa valiliğine gönderildi. Burada, kimi kez Molla Gürani’nin sopa kullanmasını gerektirecek sıkı bir öğrenim gördü. Geleneksel Doğu ve İslam bilimlerinin yanı sıra, Rumca, Latince de öğrendi. 1444’e kadar Manisa’da kaldı.. Varna Savaşı’na katılmayarak Edirne’de kalan 2. Mehmed adına, İslam ülkelerine fetihnameler gönderildi. Daha çok günün pozitif bilimlerine, yaratılışın gizemlerini çözebilmek için de metafiziğe ilgi duydu. 1448’de ve 1450’de babasının buyruğu ile Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası 2. Murad’ın ölümünden on beş gün sonra da 18 Şubat 1451’de Edirne’ye gelerek ikinci kez tahta çıktı. İlk saltanatındaki gelişmelerden dolayı 2. Mehmed’i korkak ve beceriksiz sanan Macarlar ve Bizanslılar yeniden umuda kapıldılar. Batı’da, Osmanlılara son darbenin vurulması tartışılırken Bizanslı komutanlar da Çorlu’ya kadar işgal eyleminde bulundular. 1451 yılı içinde Macarlar ve Venedikliler ile kısa süreli birer barış antlaşması imzaladı. Bu tutumu, Akdeniz’e egemen olan denizci devletlere cesaret verdi. Ortak bir Katolik donanması Çanakkale Boğazı’nı ablukaya aldı. Bu sırada II. Mehmed, Anadolu’ya yapacağı ilk seferin hazırlıklarını tamamlıyordu. 1452’de Vezirazam Çandarlı Halil Paşa’ya, İstanbul Boğazı’nın batı yakasında Boğazkesen Hisarı’nın (Rumelihisarı) yapımı emrini verdikten sonra Anadolu’ya geçti. Karamanoğlu İbrahim Bey’i beklemediği bir anda yenilgiye uğratarak Edirne’ye döndü. Oradan da Rumelihisarı’nın yapıldığı yere geldi. Bu görkemli kaleyi, Bizanslıları hayrete düşürerek bir çabuklukla tamamlattı. Aynı günlerde, Turhan Bey’e Mora Yarımadası’ndaki Bizans despotluklarına akınlar düzenlettirirken, İstanbul’u alma tasarısında olduğunu da açığa vurdu. Amacının, ün kazanmak olmadığını, iki paçalı bir görünüm veren ülkesini birleştirmek olduğunu ileri sürdü. Akıncıların ve dervişlerin yığıldığı Rumeli ile İslam bilginlerin egemen olduğu Bursa’nın merkezlik ettiği Anadolu arasındaki kaynaşmayı ancak İstanbul’u alırsa sağlayabilecekti. Bizans’a karşı oyalanmadan bir harekete geçmedeki kararlılığını, İstanbul’un Surları dışındaki tarım arazisini talan ettirerek gösterdi. Buna karşılık Bizans, kozasına kapanmayı yeğleyerek surların Edirne yönüne açılan tüm kapılarını ördü. 2. Mehmed, 1452 Ağustos’unda surların eteğine yaklaşarak gövde gösterisinde bulundu. Edirne’ye dönüşünde topladığı savaş kurulundan, Halil Paşa’nın ve yandaşlarının olanca muhalefetine karşın, İstanbul’un bir an önce kuşatılması kararını aldı. Küçük birliklerini önemsiz Bizans palangalarını almakla görevlendirirken Anadolu’ya gönderdiği görevliler de, İslam Peygamberi’nin İstanbul’u alacak komutanı ve askerleri öven hadisini yorumlayıp açıklayarak gönüllülerin Edirne’ye akmasını başardılar. Gelibolu’dan denize açılan donanma, Marmara’da manevralara başladı. 2. Mehmed, 1452/1453 kışını planlama ve teknik çalışmalarla geçirdi. Döküm mühendisleri Muslihiddin ve Urban’la, o güne değin benzeri yapılmamış top projeleri hazırladı. Dökülen azman kuşatma toplantılarını yola çıkarttı. İmparator XI. Konstantinos Dragazes’in yardım alabilme çırpınmalarına, Cenovalılar, Venedikliler, Katalanlar, sembolik birlikler ve birkaç gemi göndererek cevap verdiler. 5 Nisan’da Topkapı kesimindeki surların karşısında ordugâhını kuran ve 6 Nisan 1453 Cuma günü, Cuma Namazı kılan 2. Mehmed, ertesi gün büyük topu ateşleterek kuşatmayı başlattı. Tarihteki yankıları önemli olan elli üç günlük İstanbul Kuşatması’nın sonucu, içerdeki otuz bin savunmacıya, ustalıkla kullanılan savunma araçlarına karşın değişmedi. Kuşatmanın sonuna doğru, tüm yedeklerini surlarda açılan gediklerdeki küçük muharebe alanlarına sokan XI. Konstantinos, 28 Mayıs gecesi Ayasofya’daki ayine katıldıktan sonra ertesi günkü son çarpışmada askerlerin arasına karışarak ölümü seçti. 29 Mayıs Salı günü açılan gediklerden ve kapılardan kente dolan Müslüman Türk askerleri, deniz tarafından gelen kuvvetlerle Aksaray’da buluştular ve Bizans başkenti II. Mehmed’e boyun eğdi. “Fatih” unvanını kazanan 2. Mehmed, büyük bir alayla İstanbul’a girdi. Ayasofya’yı camiye çevirerek orada namaz kıldı. Ayasofya’yı da kıyamete kadar câmi olarak vakfetti. Fatih, doğuda ve Batıda birçok fetihler yaparak, Osmanlı Devleti’ni, dünya siyasetinde ağırlığı olan büyük bir İmparatorluk haline getirmiştir. 

“İmtisâl-i Câhidû-fillâh oluptur niyyetüm 

Din-i İslâm’un mücerred gayretidür gayretüm” diyen Fatih’e, Fetih şehit ve gâzilerine, İstanbul’un fethinin 570. yıldönümünde Allah Teâla’dan rahmet niyaz ediyorum. 

Daha Geniş Bilgi için Bkz. “M.Emin GERGER, Bilinmeyen Yönleriyle Fatih, Fetih ve İstanbul, Gerger Yayınları, İstanbul. Kitaba İstemek için İletişim:  [email protected] Tel: 0532.5226164

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

M. Ali Seyitmahmutlu

Muhterem Yazarımız M. Emin Gerger'e çok teşekkür ediyorum. İstanbulu'un 570.Fetih Yıldönümü mübarek olsun.. Selam, saygı ve dualarımla..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23