--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Aşkım olmadan asla...

Kıvanç Tığlı Bulut
Kıvanç Tığlı Bulut

Değerli okuyucularım, “Aşk nedir” sorusu insanlık var oldu olalı sorulan bir sorudur. Son yıllarda yaşanan aşk cinayetleri neredeyse “Aşk bir hastalıktır” sonucunu doğurdu. Aslında aşkın kaynağını, biçimini, sürekliliğini sağlayan beyindir. Anlatılan bir duygu da olsa, aşk beynin fizyolojik işlevsel durumuna bağlı olarak gelişen bir olgudur. Aşkın hastalık halini alıp almaması beynin işlevlerine bağlıdır. Beyinde aşkla ilgisi bağlı olduğu düşünülen hormonlar; “serotonin, dopamin, noradrenalin”dir. Beyinde serotonin hormonu düştüğünde, aşk bir bağımlılık haline dönüşebiliyor. 

 İnsan aşık olunca hayat bir anda güzelleşir, başkalaşır. Ancak aşk her zaman mutlu yaşanmaz. Bazı aşklarda mutluluk, hoş anılardan çok korku, kaygı, mutsuzluk hakimdir. Aşık ne yapabileceğini çevresine ve kendisine sık sık sorar. Aşk, bir takıntı haline geldiğinde kişi, aşık olduğu kişiyle ilgili düşüncelerle meşguldür. Karşısındakine güven duyma, ayrılık ile ilgili kaygılar sürekli zihnini meşgul eder. Bu kaygılarından kurtulmak için de kendini rahatlatacak eylemlerde bulunur. Örneğin, aşık olduğu kişinin başkasını tercih edebileceği kaygısı ile sürekli onu arar, nerede olduğunu kontrol eder. Bu kontroller bir süre kendini rahatlatsa da bir süre sonra tekrar başlar. Kişi kendisinin gerçekten sevilip sevilmediğini anlamak için “bana aşık mısın beni ne kadar seviyorsun” diye sorar. Ondan istediklerini yapıp yapmadığını kontrol eder. 

 Özellikle bağımlı kişilik özelliği, borderline ve obsesif kişilik bozukluğunda takıntılı aşklara sıklıkla rastlıyoruz. Bağımlı kişiler, onaysız yaşayamazlar, özellikle bu onay aşkından gelecekse... Yalnız kalmaktan çok korkarlar, bu nedenle de aşık olduğu kişiyle aralarında mesafe olduğunda dayanamazlar. Bunun için onu sık sık ararlar, birlikte zaman geçirmek için planlar yaparlar. Partnerini böylece adeta boğarlar. Kişi ayrılmamak için hep taviz verir. 

   Obsesif kişilik bozukluğunda da kişi mükemmeli arar, bulduğunda ilişki için her şeyi yapar. Belirsizlik durumlarından çok korkar. Aşık olduğu kişinin yanlışlıkla telefonu kapalı olsa bunun nedenini anlayana kadar araştırır. Her yerden onu arar. Bu tutum da sevdiğini bunaltır, tedirgin eder. 

    Eski nişanlısını bir türlü unutamayan ve takıntılı düşünceleri nedeniyle intihar girişiminde bulunan danışanım geçmişte yaşadıklarını bir seansta şöyle dile getirmişti; “Onu aklımdan bir türlü çıkartamıyordum. O bana dönsün diye öğrenmediğim, etmediğim dua kalmamıştı. Onunla üniversite son sınıfta tanışmıştık, birbirimizi çok sevmiştik. Üniversite mezunu olduğumuzda evlenme planları kuruyorduk. Aileler de ilişkimizi biliyordu, herkes bizi çok yakıştırıyordu. 2 yıl süren ve son 5 ayının da nişanlılık dönemiyle geçtiği bir beraberliğimiz oldu. Görüşürken aramızda ciddi sorunlar oldu, ayrılma kararı aldık. Ama ben onu unutamıyordum, bütün gelen telefonlara ondandır diye bakıyordum. Sanki ondan başka bir kız beni mutlu edemez, sanki hiç kimseyi onun kadar sevemem gibi düşünüyordum. Sonra ortak arkadaşlarımdan onun sözlendiğini duydum. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Nasıl benden başka birini sevebilirdi, yaşadıklarımız yalan mıydı? Artık onu düşünmekten uyuyamıyordum, onun bana dönmesi için gitmediğim hoca kalmamıştı. Hayattan zevk almaz hale gelmiştim, işte de verimim düşmüştü. Dikkatimi işime veremiyordum.”   

Takıntılı aşkın ortaya çıkmasında en önemli sebep; kişinin bebeklik çağında kendisine yeterince ilgi ve sevgi göstermeyen annesi ya da ona bakan kişi ile güvenli bir bağ oluşturamamasıdır. Bunu oluşturamayan çocuklar anneleri yanlarından her ayrıldığında ağlamak, korkmak, bazen tam tersi anneden uzaklaşmak gibi sağlıklı olmayan davranışlar gösterirler. Yine aynı şekilde çocuklukta yaşanmış travmatik olaylar da ileride takıntılı aşk oluşmasına neden olmaktadır. Kişinin hayatına bir anlam katamamış olması, kendini tatmin etmeyen bir iş hayatı veya sosyal çevreye sahip olamaması ve bununla beraber gelen sıkıntı ve anlamsızlık hissi, tüm bunlara eşlik eden başarısızlık, düşük özgüven, kırılganlık ve zayıflık hissi kişide yoğun endişe oluşturmakta ve kişi bu kaygıyı oluşturduğu takıntılı aşk ile var oluşuna bir anlam katmakta, bu sayede önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünmektedir. Bu sebeple de aşk karşılıklı olmadığında yine de peşinden ısrarla gitmekte, kıskançlık krizlerine girmektedir. 

Değerli okuyucular aslında gerçek aşk Rabbimize duyulmalıdır. Çünkü diğer kişiler birer fanidir ve onlar Allah’ın bize birer emanetidirler. Gerçek sevilmeye layık bir tek Allah’dır. İlişkilerimiz bir şekilde bitiyorsa mutlaka bir nedeni ve hayırlı tarafı vardır. Kişi zaten her olaya Rabbiyle irtibat kurarak baksa bütün bu sıkıntılar takıntılar yaşanmayacaktır. 

İlişkilerinizde bağımlı değil bağlı olmanız duasıyla... 

PSİKOTERAPİST 

DNŞ TEL: 0212 503 79 95-0 506 401 79 91 

Kıvanç Tığlı Bulut Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle