Hizaya geçmeyen sussun, amigolar coşsun

08 Mart 2019 Cuma

Siyaset, birey ve toplumu ikna etme yöntemidir. En iyinin, en güzelin, en doğrunun ne olduğuna, hangi yol ve kadrolarla bu hedeflere ulaşılacağına dair bir ikna sürecidir. Esas olan akılları ikna etmek ve gönülleri kazanarak iktidar olmaktır. Ancak toplumun aklına ve gönlüne hitap etmede, toplumu bir mücadeleye ikna etmede zaaflar belirginleşmeye başlarsa siyaset işte bu noktada bazı sapmalara maruz kalabilmektedir. 

Türkiye’de siyaset ve toplum, sahte ya da gerçek, bir asrı aşkın bir zamandır hürriyet/ özgürlük tartışmalarıyla çalkalanıyor, sarsılıyor ve şekilleniyor. “Yeter söz milletin”le başlayıp “Konuşan Türkiye”yle devam eden sloganlar ait oldukları dönem için çok büyük ve son derece önemli vaatler sayılıyordu. “Yürümekle yollar aşınmaz” söylemi de “konuşan Türkiye” sloganına benzer bir iklimi işaretliyordu. “İnkâr ve asimilasyonu bitirdik” müjde ve mesajlarının oluşturduğu pozitif havayı henüz yeni teneffüs ettik. Siyaseti, bürokrasiyi, resmi ideolojik teamülleri “Dersim faciası için devlet adına özür diliyorum” zemininde ciddi bir yüzleşmeyle karşılaşmaya davet etmek için ne badireler atlatıldı, ne belalar savuşturuldu. “Söz de karar da milletin” diye haykırabilmek siyasetin toplumsal meşruiyet ve gücünü teyid ederken topluma da bürokratik oligarşinin saldırılarına karşı siyaseti koruyup kollama ödevini yüklüyordu.

Polemik, Kulis ve Lobicilik

Siyasetin çok yoğun konuşulduğu, siyasetten başka meselelere vakit ve fırsat kalmadığı gibi bir algı var kamuoyunda. Ancak siyaset olabildiğince daraltılmış, kısırlaştırılmış haliyle işliyor. Daraldıkça daralan kadrolar arasında hukuki ve ahlaki dayanakları güçlü rekabetler yerine siyaset hepten basit polemiklere yaslanmaya başladı. Üstelik bu polemiklerde üslup iyiden iyiye sertleşmekle birlikte tutarlılık kaygısı da sıfıra doğru yaklaşmakta. İdeolojik davranmamak adına ideolojisiz, kimliksiz, istikametsiz bir siyasal söylem ve pratik belirleyici oluyor artık. Profesyonel bir reklam tasarımı ve eşzamanlı olarak devreye sokulacak küresel bir markayı temsil eden firmadan satın alınacak bir PR desteğiyle siyasetin toplumla kucaklaşması olsa olsa sun’i ve geçici olarak kurulabilir.

Akıllar pazara çıkmış, herkes kendi aklını satın almış” sözü insanın hamuruna ve kendini beğenmişliğine dikkat çeker. İnsan özellikle güçlendikçe, zenginleştikçe, muktedir oldukça etrafını da kendine benzetmeye çalışır. Hayatın olağan akışına ters olsa da bütün sesleri ve renkleri olabildiğince birbirine benzetmeye çalışır.

Tuhaf bir süreç yaşıyoruz. CHP’yi tartışıyoruz ama onu kuran ideolojik iradeyi yani Kemalizmi tartışamıyoruz. Hatta öyle ki Bay Kemal’i fırçalarken Gazi Kemal’i yüceltmeyi makul bir siyaset sayan siyasetçi ve gazeteciler çoğaldı. CHP’yi Atatürk’ün partisi olmamakla suçlamak, Kılıçdaroğlu ve kurmay kadrosunu Kemalizme layık olamadığı için ayıplamak muhafazakâr-dindar çevrelerce iş edilmiş sanki. “Atatürk’ün partisi nasıl olur da …” şeklinde başlayan işgüzar cümlelerle güya CHP tabanına mesaj veriliyor. Normal şartlar altında utandıracak işler, yüz kızartacak söylemler bunlar.

İkna Edemiyorsak İcbar mı Edelim?

İdeolojileri tartışmamak, tartışılmaz kılmak hiçbir topluma fayda vermedi Türkiye toplumuna nasıl fayda versin. Sabah akşam üçüncü sayfa haberlerinden fırsat kalırsa basit polemikler siyaset gündemi diye manşetlere, ekranlara sürülüyor. Ama toplumda ciddi bir bıkkınlık oluşmuş, ciddi ciddi tepki için sırt çevirenlerin sayısı artmış. Yaklaşan seçimlere ilişkin anket yapmak ve yayınlamak ateşle oynamak gibi bir şey. Kararsızlar diye resmedilen geniş kitlelerin siyasete mesafe koyduğunu daha fazla örtmek, tevil etmek kabil değil. Mesele şu ki; toplum neden bu bıkkın-soğuk ruh haline büründü, sorusunu sormaktan imtina ediliyor hâlâ.

CHP’nin ideolojik ve bürokratik angajmanı seçmenin ruh halini anlamaya müsait değil. İyi Parti’yi oluşturan (haklı ya da haksız) öfke selinin ve hemen hiç toplumun geniş kesimlerini temsil edememiş olmaktan kaynaklanan tecrübe ve duygu-durum bozukluğu da önemli bir engel. HDP’nin bir taraftan PKK’yla olan iltisakı diğer taraftan sol-seküler ideolojik formasyonunun bagajıyla kestirilebilir bir rota izlemekten mahrum olduğu da ortada. Geriye kalıyor AK Parti ve MHP’nin sergileyeceği siyasal tutum.

AK Parti, 16 yıllık iktidar sürecinin en belirsiz dönemini yaşıyor desek abartmış olmayız. 15 Temmuz darbe sürecinde dahi bu belirsizlik yaşanmamıştı. Türkiye’nin hemen her noktasında sokaklara, meydanlara çıkıp askeri cuntaya kafa tutan milyonlarca insan en yüksek haykırışlarla siyasetin meşruiyetini tescillemişti çünkü. Fakat 15 Temmuz’da zirve yapan bu ruh hali ve iklimi muhafaza edilemediği gibi kolayca harcandı. CHP ve HDP’ye (daha sonra İyi Parti de dâhil oldu) karşı ağırlıklarından daha fazla önem atfederek, sürekli onların yanlış ve hilelerine odaklanarak AK Parti tepkiselliği içselleştirdi. Özeleştiri zül addedildi, özür dileyip yanlış kararlardan dönmek zaaf görüntüsüdür diyerek gündemden düşürüldü.

Hükümeti destekleyen medya teknolojik, iktisadi imkanlar açısından ne kadar büyümüş olursa olsun toplumu ikna edebilecek argüman ve yorumlardan bir o kadar uzaktırlar. Neden böyle oldu? Çünkü ruhunu kaybetti, inandırıcılığını kendi elleriyle yerlere düşürdü. Kendi içinde paslaşan, hepten ahbap-çavuş ilişkisine dönen, komik duruma düşecek kadar oto-sansürü işleten bir gazetecilik modelinin (mevcut tabloda görüldüğü üzere) değil siyaset ve topluma kendine bile hayrı olmuyor zaten. 

Bu uzun girişi şöyle bağlayalım: Ahmet Taşgetiren üzerine uzun uzun cümleler kurmaya hacet yok. Merhametli kişiliğini ve dosdoğru karakterini biliriz, İslami mücadelesine şahidiz. Her insan gibi eksiği yanlışı olur, günaha da düşebilir elbette. Ne var ki mesele; Taşgetiren’in veya yazıp çizen insanların itibarsızlaştırılmak istenmesiyle başlıyor. İtiraz etmek, eleştirmek ne zaman ayıp veya suç oldu? Ümmetin içindeki farklı görüşleri İslam, içtihat sayıp rahmet vesilesi kılmadı mı? Gazetelerde, televizyonlarda tartışılmıyor gibi sanılsa da Ahmet Taşgetiren meselesiyle açığa çıkan tablo siyaset ve toplumu geri epeyce düşüren bir sembol olaydır. Alkış yapan, tezahüratlarla kendinden geçen değil yüzlerce trol ve amigo ile yüz binlercesiyle bu geriye düşüşü telafi etmek mümkün olmayacak.

Özgüven sahibi bireyin ve iktidarın en önemli vasfı eleştiriye ve özeleştiriye açık olmak hatta teşvik etmektir. Asıl bu vasfını yitirmekle birey ve toplum, ülke ve devlet beka sorunu yaşar. İçeriden ve dışarıdan yükselen tehditlerle baş etmeye çalışırken eleştiri ve özeleştiriyi bastırarak değil güçlendirerek beka probleminin aşılacağını unutmayalım.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HarunHarun3 ay önce
    Bitaneside profluk derdine düşmüş. İkdidar eytelilerin gasbedilmiş haklarını vermiyor sizin haklarınızımı verecek :)
  • HaRuNHaRuN3 ay önce
    Çok güzel yazı olmuş, mlsf 15 temmuzdan sonra çok yanlışlar oldu. Mesela ehli sünnet hocalarımız hiç desteklenmedi aile bakanımız hiç başarılı değil aynen dediğiniz gibi cehape ye inönüye laf atılırken atatürk yüceltilebiliyor. Kraldan kralcı gazeteciler tv kanalları var artık bu kanalları izlemek bıkkınlık veriyor. Tamam bizde akpye hep oy verdik fakat yanlış yapılan işlerde en ufak eleştiriye tahammülleri yok ya onları oraya bizlerin getirdiğini unuttular yada bu devran hep böyle dönecek sanıyorlar.
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent3 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, emeklilik hakkını elde etmiş Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • Muhammed Mercan Muhammed Mercan 3 ay önce
    Allah razı olsun hakikati dile qetirdiğinizden dolayı.Herkes susarsa bu iktidar qittiği yolun çıkmaz sokak olduğunun farkına varmayacak.
  • Muhammed Mercan Muhammed Mercan 3 ay önce
    Allah razı olsun hakikati dile qetirdiğinizden dolayı.Herkes susarsa bu iktidar qittiği yolun çıkmaz sokak olduğunun farkına varmayacak.
  • yazıYORUMyazıYORUM3 ay önce
    En iyi yaptığınız şeyi yapın rahatı görünce hemen birbirinize düşün!
  • Mertürk Mertürk 3 ay önce
    Ülkenin bekası sorunu ,ekonomik sabotajlara açık hale gelmemiz nedeniyle olacaktır. Dışaradan yapılan yüzmilyarlarcadolar dış borç ile yapılan ,ve ölü yatırım dediğimiz emlak konut ve inşaat işleri ,bizi sürekli dışardan gelecek borç paraya ve sıcak paraya mahkum hale getirerek,dış ekonomik sabotajlara açık hale getirmiştir.Yanlış belli ,doğru belli. Sorun belli çözüm belli. Bütün mesele ,emlak konut,inşaat rantına dayalı,betona dayalı bir ekonomiden çıkıp ,sanayi ve üretime dayalı bir ekonomiye yönelmektir. Önce sanayi ile ,gelir,tassaruf ,para kazanırsın ,sonra sanayiden kazandığın bu para ile ,inşaat ve diğer hizmet yatırımlarını yaparsın. Eğer ilkönce inşaat ve hizmet yatırımlarını yaparsan, Sanayii yatırımları için kaynak bulamazsın, ülke namerde muhtaç kalmaya devam eder. Sanayinin ekonomideki ağırlığı son onyedi yılda, 28% den ,17% lere düşmüştür.Bu inşaat rantına dayalı ekonomiden çıkmayı , bu uğurda,ülke ve millet için inşaat rantı üzerinden zenginleşenlerin hışmına uğramayı göze almak gerek. Biraz cesaret
  • erhanerhan3 ay önce
    Dediğiniz,beklentiniz,isteğiniz, "biz onları(iktidarı) hizaya çekelim,onlar bizim istediğimiz gibi olsun,yapsın".Yok ya..!
  • Kocasolak Kocasolak 3 ay önce
    Allah razı olsun, mükemmel tespitler. Müteahhit ve inşaat sektöründen beslenen bir toplumun partisi haline geldik. Adaylar MANTIKSIZ. Zeytinburnu’nda yirmi yıl Murat Aydın devrine son verildi AMA Beykoz’a PAZARLANIYOR bu seçim. Başkanlıkları ellerinden alınanlar suçluysa ceza verilmeliydi, suçsuz ise neden KOVULDULAR? Ak partimiz artık SIVAMAYA başladı. Allah Reis-in ferasetini, adaletini ve dirayetini artırsın. Yoksa bitiyoruz. Her başkanın etrafı KEBABÇI KEDİLERİ gibi sarılmış, at hırsızları ile dolu.
  • ibrahim ibrahim 3 ay önce
    Cumhuriyet devri tek parti diktatoryasında öyle sistem kurulmuş,o sistemin millet mabeyninde iyice yerleşmesi için türlü istibdat,entrika,muhalifleri sindirme politikasıyla milletin çoğusu cahil,istikametli düşünüp karar alamayan ve menfaatçi bir hale sokulmuş. Halihazırdaki hukumet ve kendi fikri selefleri o körlükten kurtulmak için kendi tarzınca bazı çıkış yolu aramakta ve bunu yaparken bazan oldu-bitti, bazan adamını kayırma bazan da muhalifini susturma yoluna gidiyor. Elbette ki bazı işler, yanlışlar bilerek ve nefsani şekilde yapılıyor kanaatimce.Çözüm herhalde şöyle olmalı: Bir şekilde adaletli sistemi tesis edip icra edecek irade belli bir vakit millet üzerinde devam edecek,sonra millet bu hali tanıyıp tasdik edince sistem o şekilde devam edecek. Yalnız hükümet, içindeki menfaatperest ve münafık kimseleri derhal açığa çıkarıp ihraç etmeli,ceza vermeli..
  • ali dal ali dal 3 ay önce
    duğudan son bir dost önerisi`.son zamanlarda reisi dinliyenler biraz tırnak karıştırıyor.şöyleki adam gençleri anne baba koynundan alıp dağa kaçırmışbize size karşı savaştırıyor,gerektiğinde öldürüp devletin üstüne atıyor .deve kuşu içintırnağındanda faydalanılırderlerya,bari biz tırnakkullandırtmiyalım .kelle saymak kimseye fayda vermez .yakın kumşulardan bilirim meseleyi.şunuda söyliyeyim bizi kırk parçaya blselerde ak parti ileyizama nazlı ılıcak gibi inadına değil bilerek ve inanarak.
  • BirolBirol3 ay önce
    Tespitler yine harika.Objektif bir yazı.Davaya olan inancımızı kaybettik.Dinimizin kutsallarını hoyratça kullandılar.Bir müslümana yakışmayacak tavırlar,sözler söylenir oldu.Böyle mi Adil düzeni kuracağız.Gelinen nokta tam bir hayal kırıklığı.
  • ali dal ali dal 3 ay önce
    iyiki varsınız ne diyelim.
  • ardaarda3 ay önce
    "Hatta öyle ki Bay Kemal’i fırçalarken Gazi Kemal’i yüceltmeyi makul bir siyaset sayan siyasetçi ve gazeteciler çoğaldı. "cümlesi ile "hatta öyle ki bugün bir kamudaki yöneticiyi fırçalarken sayın c başkanını yüceltmeyi makul bir siyaset sayan siyasetçi vegazeteciler çoğaldı." cümlesi arasında bir bağlantı olabileceğini düşünebiliyormusunuz.

Günün Özeti