Fasıkların Ayartmalarına Kurban Gitmeyelim

13 Ağustos 2019 Salı

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a yakınlaşmak için attığımız her adım, yaptığımız her hayır gibi kestiğimiz her kurban da makbul olsun inşallah, âmin. 

Bilindiği üzere İslam, iman ve ahlaktan ibadet ve ticarete, aile hukukundan savaş ve barış hukukuna değin maddi-manevi hemen her alanda tutarlılık ve istikrar arz eden bir hayat tarzı olması hasebiyle mistik veya seküler dinlerden farklılık gösterir. Merhamet ve öfkenin ölçüsünde de kaynağında da Allah’ın rızası merkezi konumda olduğu oranda muvahhid ve muttakiler zümresine dâhil olabiliyoruz çünkü. Ancak bazı yükseliş ve düşüş dönemlerinde iman ve amel, söylem ve eylem arasındaki makas açıldıkça açılıyor. 

Emrolunduğu gibi dosdoğru olmanın ahmaklık sayıldığı, riyakârlık ve fırsatçılığı karakter edinenlerin rol model şeklinde taltif ve takdir edildiği fitne zamanlarında yaşadığımızı fark etmeyen var mı? Günah ve haram hatta şirk ve küfür sayılan amelleri kınamak bile büyük cesaret ister oldu. Neden böyle? Tertemiz kalpler, muhteşem niyetler ve geleceğe yönelik büyük hedefler alışkanlığa dönüşen günahları fedakârlık, selam durulan küfür ve şirk sembollerini stratejik aklın göstergesi olarak kodlamayı başarabildi çünkü. 

Değiştirme ve dönüştürme iradesi zaafa uğrayanlar hangi yönde değişmemesi, neye dönüşmemesi gerekiyorsa o yönde değişme, ona dönüşme yolunda tasavvur dahi edilemeyecek hünerler sergiliyor. Her türlü günah ve harama şimdilik kaydıyla, küfrün ve şirkin sembollerine köprüyü geçinceye kadar sadakat gösterileceğine inanmışlar ve bizlerin de inanmasını istiyorlar. Hakkı ve sabrı tavsiye yolunda söylenecek her sözü ihanet, emri bil maruf ve nehyi anil münker doğrultusunda sergilenecek her duruşun bozgunculuk olduğunu ilan etmişler.

Değişmeyen Hamur, Değişmeyen Hikâye

Namaz ve oruçla, sadaka ve cihadla olduğu gibi ‘kurban’la da Allah’a yaklaşmayı hedefleriz. Belli vasıfları taşıyan hayvanları etleri ve kanları için değil sadece ve sadece takvamız yani hayatımızı Allah’ın rızasını merkeze alarak inşa etme titizliğimizin nişanesi olarak kurban etmekteyiz. Bu sebeple infak ettiğimiz kadarıyla, ikram ettiğimiz kadarıyla kurban ameliyesini gerçekleştirmiş oluruz. Kime infak edeceğimiz, kimlere ikram edeceğimizi keyfimiz ya da konjonktürel söylemler değil elbette ki Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye tanımlayıp belirleyecektir. 

Muttaki olma, hayatımızı Allah’ın rızasını merkeze alarak inşa etme titizliği hususunda bir yarışa tutuşmalıyız. Adalet ve merhameti, iyilik ve güzelliği dünyanın en ücra köşelerine ve en muhtaç toplumlarına kadar taşıyabilmenin mücadelesini vermeliyiz. Zihnimizin, dilimizin, duygu ve eylemlerimizin ufkunu daraltmaya değil açmaya muhtacız. Milli/ulusal veya mezhebi, ideolojik veya hizipsel bariyerlerle kendi kendini hadım eden toplumların iflah olmak bir tarafa iflas ettiği gerçeğini bir an olsun unutmayalım.

Hamurumuz değişmediği için birkaç bin yıldır süren hikâyemizin ana konusu da değişmiyor. İnsanoğlu kısa vadeli hesap yapmak, kontrol altına alamadığı heves ve şehvetleri dolayısıyla dosdoğru yoldan sapmaya hazır olmak, menfaatleriyle çatışan hakikatleri kolayca inkâra yeltenmek gibi birçok zaafla maluldür. Hele ki zenginlik, şöhret ve iktidarla imtihan olanlar için bu zaaflar yıkıcı ve ölümcül bir hastalık gibi tahakkuk ediyor. 

En yaygın ve hiç ibret alınmayan “bana/bize bir şey olmaz” kibri her zaman olduğu gibi çözülme ve çürümeyi olduğu kadar çöküşü de hızlandırıyor sadece. Ehliyet ve liyakatin karaborsaya düştüğü, adalet ve merhamet için kayıp ilanı verildiği bir döneme şahitlik etmek kadar ıstırap veren başka ne olabilir ki? İdeallerin düşmanlar tarafından değil içeriden yıkıldığı, iddia ve mücadelenin sömürgeciler tarafından değil akılsız dostlar eliyle boşa çıkarıldığı kıyametimsi bir iklimden hayırlı ve bereketli sonuçlar beklemek sizce akıl kârı mıdır?

İflaha Değil İflasa Sürükleyen Sevgi

Allah-u Teâlâ, sevginin kaynağı ve yaratıcısıdır. Kullarının kalbine ve karakterine sevgiyi yerleştiren de Allah’tır. Allah-u Teâlâ’nın sevdiklerini sevmemiz, sevmediklerinden de sevgimizi esirgememiz hamd ve şükür sahibi olup olmamamızla doğrudan doğruya alakalıdır. Allah-u Teâlâ, sabredenleri ve tevekkül edenleri, namaz ve infak gibi salih amellerle imanlarını takviye edenleri, muttaki ve muhsin olup cihad edenleri sever. Allah-u Teâlâ adaleti karakter edinenleri ve sürekli tevbe edenleri sever. Peki, sevgimiz tezahür ederken Allah’ın sevdiklerini sevme yönünde ne kadar titiz ve sebatkâr oluyoruz acaba?

Allah-u Teâlâ’nın kâfirleri, müşrikleri ve münafıkları olduğu gibi fasıkları ve zalimleri de hiç sevmediğini aksine lanetlediğini yok sayarak mü’mince bir hayat sürebilir miyiz? Zinadan faizciliğe, yalan ve iftiradan bozgunculuğa, kibir ve cimrilikten küstahlık ve müsrifliğe türlü cürümleri hayat tarzı edinenlerden Allah asla razı değilken nasıl olur da mü’minler razı olur, onları dost ve yoldaş edinebilir? 

Rabbimizin lütfedeceği bereket ve rahmete talip miyiz, değil miyiz? Sakın gaflete düşmeyelim; ne kadar çok olursa olsun insanların, toplumların ve devletlerin birikim ve imkânları tükenir ancak Allah-u Teâlâ’nın hazineleri asla ve kat’a bitip tükenmez. Şu ayeti kerimeyi hatırlamanın tam sırasıdır: “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!” (Maide Suresi/66). Açıkça ifade edildiği üzere iman ve takva sahipleri hem dünya hem de ahret nimetleriyle müjdeleniyor. 

Bela ve musibetlerle perişan olmak istemiyorsak sabır ve namazla, infak ve cihadla Allah Tebarek ve Teâlâ’dan yardım dileyelim. Mü’min kardeşlerimizi bırakıp fasıkları ve münafıkları sırdaş ve yoldaş edinmeyelim. Hedefe götüren her yol mubah/meşru olmadığı gibi hedefe ulaştırması için edinilen her kişi/örgüt de mubah/meşru olmuyor. Fısk yoluna, fasık yoldaşa kurban gitmeyelim sakın.

Rabbim hem bu dünyamızı hem de ahiretimizi bayram kılacak doğru söz ve ameller, doğru yol ve yoldaşlar nasip etsin hepimize, âmin.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HafazanallahHafazanallah6 gün önce
    "başlık fasık geçmiş" Ama yazıda açıklanmamış. Fasık, küçük büyük ayırmadan bigunahi devamlı işleyen demek. Kuran'da zalimler munafilar kâfirler leaynı veya demi ayette zikredilmis ve azim tehditler var. Bu kelime hiç açıklanmıyor. Açıklandığı zaman basta açıklaması gerekenlerin cogunlugunun kendilerinin bu kategoriye girdiği görülüyor.Bir harami ve günahı sürekli işlemek çok vahim bir isyandır. Şeytan bile ondan Allah'a sığınıyor.
  • Fasık kim?Fasık kim?6 gün önce
    Fasık mı kaldı? Her yer ...  doldu; apaçık!
  • Hayrullah ereli Hayrullah ereli 6 gün önce
    Asıl tehlikeli.olanlarSöylem leri ve yaptırirı aynı olmayan.tutarsız olan,içimizdeki MÜNAFIKLAR dır.
  • Ahmet koç Ahmet koç 6 gün önce
    Dua ve temennilerinize canı gönülden amiin.. Mevlam da bu amin ve dualarımızı kabul buyursun.. Her zaman vakıf olur cemaat olur siyaset olur aralara sızmış kötü özellikleri olan insanları öne sürerek yanlışa destek olmayın yanlışla beraber olmayın diyerek bizi bölüp direk yanlişın ta içinde olanların destekçisi konumuna düşürüyorlar... Bunu asla tasvip etmiyorum. Bununla birlikte normal hayatımızda olduğu gibi hırsızlık yapan bir Müslümana sen namaz kılma Bi de namaz kılıyorsun diyerek Namazdan caydırmaya çalışan cahil konumuna düşmeyelim inşallah.. Hırsızlık kötü olan, yoksa namazda herhangi bir beis yok. Ama bizler doğru alanı bıraktırıyoruz... Her şey bir mücadele gerektiriyor siyaseten yanlışla mücadele etme tekniklerine yönelmeliyiz... Yoksa yanlışın safına geçerek doğru yapmış sayılmayız.. Bu ayrıntıyı lütfen gözden kaçırmayalım.
  • Ahmet koç Ahmet koç 6 gün önce
    Dilek ve temennilerinize canı gönülden amiin. Kimi zaman karamsarlığa hep düşeriz ama o zamanlarda bulunmuş olduğumuz siyasi beraberliğimiz içine sızmış dediğiniz gibi faiz ve lobici rüşvet ve menfaatçi insanlardan dolayı bizleri bırakın o çizgiyi yanlışa alet olmayın diyerek büyük yanlışlar içerisinde olan
  • AhmetAhmet7 gün önce
    Biad çok kötü bir gelenek, bu gelenek İslamcıların en büyük hastalığı, muaviye devrinden fark var mı?
  • Dadaş 25Dadaş 257 gün önce
    Hocam yerinde bir yazı.Ama ne yazikki çıkar peşinde koşan kul hakkına riayet etmeyen ,kuranı hayattan yoksun bir dönemde yaşıyuyoruz.Allah hidayet versin.
  • HarunHarun7 gün önce
    Kitapta olanı güzel yazmışsınız. Gel geldim uygulama yam tersi.Musluman Lgbt ye sahip çıkıyor ağaç katliamına göz yumuyor. Tecavüze hırsızlığa adam kayirmaya göz yumuyor çıkarı var diye destekliyor. Allahın dini bu değil.peygamberi sorgulayan sahabeden elöpünce veya tarikata bağlı olunca direk cennete gideceğini sanan sorgulamayan müslüman tipi ne geldik. ALLAH ıslah eylesin
  • Fasıkların Ayartmalarına Kurban GitmeyelimFasıkların Ayartmalarına Kurban Gitmeyelim7 gün önce
    Bırakalım ömür boyu kayıklarını yüzdürsünler, biz de sahilden seyredelim.

Günün Özeti