UYARI VE UYANIŞ
Nice belge, nice bilgi, nice emanet bazen sumen altı edilir sonra “keenlem yekün” muamelesi görür. Bundan, daha çok sorumlular etkilenir ve çoğu zaman onlar zarar görürler.
Dolayısı ile sorumlu olmayanlar da zarar eder ve daha çok perişan olurlar.
Adliyede dava dosyası, tozlu raflar arasına sıkışır ve bu davalar dededen torunlara miras kalır. Artık kim ne maksatla derse desin “geciken adalet, adalet değildir.”
Allah mutlak âdildir, Allah’a ait olmayan adalette gerçek adalet değildir.
Kısa zamanda hakkını elde etmeye çalışan hak sahibi insan, adalete sığınır hayatında iken kısa zamanda hakkını elde etmek ister. Bunun için de adalete başvurur.
Amma heyhat. Onun ömrü buna yetmez ömür biter, dava bitmez. Çocuklarına kalır, bu dava onların da ömürlerini tüketir, onların çocuklarına kalır. Nihayet dedenin davası torunlarına miras kalır. Devam eder kimseye bir fayda sağlamaz, uzar gider.
Zulüm şahlanır, uğramadık alan ve yıkmadık değer bırakmaz.
Ne ilginçtir! İslam davası da, hayattaki insanların hayatî meselelerinin mutlak çözümünü sağlayacak kıvamda olmasına rağmen ona müracaat edene pek rastlanmaz. Bu torunlar boyu sürer ve çözüm sağlanmadan rölantide kalır, sahip çıkan olmaz.
Her yönü ile çözüm gücüne sahip olmasına rağmen Kur’an, dosyası rafa kaldırılır. Davaya bakılıyor gibi muamele görür ama ciddi boyutlarda pek ilgilenene rastlanmaz.
Kur’an elden ele geçer, müslümanlar, Kur’an’ın mûsikîsı ile yetinir, dünya çapında yarışlar düzenlerler, keyiflenirler ve başarı ile görev yaptıkları hayali ile avunurlar.
Her fırsatta müslümanlar, Kur’an’ı ikinci plana atarak, önemsiz bir dosya muamelesi uygulayarak kendi kabullerini ön plana alırlar ve gerek duydukları zaman Kur’an’ı aksesuar olarak kullanmakta maharetlerini gösterirler. Kendilerini haklı başkalarının haksız olduklarının hükümdarlığının kendilerinin olduğunu savunurlar.
“Her zümre, her grup, her parti kendi değerleri ile” yetinir birde böbürlenir dururlar.”
Allah Teâlâ bu manzara karşısında ilginç bir uyarı yaparak bencillerin foyalarını deşifre eder.
O yapıp ettikleri ile sevinen ve yapmadıkları ile de övülmeyi seven kimseleri sakın yanlış değerlendirme, artık onları zannetme ki, onlar azaptan kurtulacaklardır. Ve onlar için pek acıklı azap vardır. (Ali İmran:3/188)
“O yapıp ettikleri ile sevinen” Eğer bu tür meselelerle ilgileniyorsanız veya bunca tefrikanın sebeplerini merak ediyorsanız şu cümlenin içeriğine iyice bakıverin. Ne yani!
“Yani”si çok manidardır. Farkında mısınız? “O yapıp ettikleri ile sevinenler” gündeme getiriliyor ve peşinden gelen cümle ile grupçu, tefrikacı, ihmalci ve kinci müslümanımsı insanların foyaları sahneleniyor.
“Yapmadıkları ile de övülmeyi seven kimseler” Lütfen cümleyi bir daha okur musunuz? Yani Kur’an’ın kendilerince işlerine gelmediği beyanlarını da yaşarmışlar gibi kabul edilmelerini bekleyenlerden bahsediliyor. Onlar bu pozisyonları ile kabul görmeleri istikametinde olduklarını yutturmaya kalkışıyorlar.
Kâfir onlar birbirlerinin velileridir. Eğer bu dostluğu kendi aranızda gerçekleştirmezseniz, yeryüzünde bir fitne çıkar ve pek büyük bir kargaşa yaşanır. (Enfal:8/73)
Hele bu ifadelerin açılımını yapın ve ne korkunç çıkmazlar karşısında olduğumuza bir bakın. Evet, onun için “İslam, ya heptir ya da hiçtir” İşine geleni alacaksın, gelmeyeni görmezlikten geleceksin ya da inadına kulak ardı edeceksin, sonrada kalkıp mümin olmaktan bahsedeceksin. Bu, Allah Teâlâ’nın dini değildir. Allah Teâlâ böyle hokkabazların foyasını açık bir ifade ile teşhir eder ve yüzsüzlerin suratlarına çarpar.
“Ey Rasûlüm! Küfür içinde yarış edenler seni üzmesin. O kimselerdir ki, ağızlarıyla iman ettik dedikleri halde kalpleri iman etmemiştir.” Böyle ikiyüzlü ya da yüzsüzlerin hakkında Kur’an şöyle açık bir ifade kullanır.
Kelimeleri, yerlerine konulduktan sonra tebdîl ederler. Derler ki: «Eğer size bu tebdil edilmiş verilirse alıveriniz ve eğer size bu verilmezse sakın almayınız.»
Aslında Yahudi taktiği olan bu politika, bugün müslümanlar arasında onarılmaz fitneye sebep olmuştur ve gittikçe bu fitne yarası derinleşmekte ve kokuşmaktadır. Bütün bunların karşısında mümin müslümanlara çok büyük bir sorumlulukla büyük görevi üstlenerek yapmaları gerekir. “Bütün müminler kardeştir, kardeşler arasını ıslah edin ki, huzur ve güvene kavuşasınız.” Gerçekten olması gereken de budur. Esselamü aleyküm.







