--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ümmetin netleşmesi iman ile ilgilidir  

İlhan Oral
İlhan Oral

Müslümanların, ümmet olmaları, imanlarının gereğidir. Zaten iman muharrik güçtür. Bu muharrik gücün enerjisi ilimdir, özellikle Kur’an ilimleridir. Kur’an ilimlerini olduğu niteliği ile kabul etmek mümini “yekîn” makamına yükseltir. Yekîn makamında mümin takvâ ile ihlas ile ihsan ile isâr ile vera ve zühd ile buluşur. Zaman ve mekân kavramları aslî hüviyetleriyle görünürler.

Artık bu makamda müminin kalbi haşyet ile atmaya başlar. Allah, o kalbin iç âlemine tecelli eder ve insan da Aziz ve Celil olan Rabbine yöneldiğini hissetmeye başlar. Bu yöneliş hak yolun başlangıcıdır. Fakat kalpleri, kilitlenmiş, oksitlenmiş yani pas tutmuş bir kalabalık idealinden devre dışı kalır. İşte bugün İslam âleminin manzarası bu görüntüyü vermekte ve bundan başka bir manzara görüsü müşahede edilmemektedir. Din adına yapılanlar belirsizliklerle kirlenmiştir.

Birçok yerde müslümanlar cami odalarında, çay ocaklarında, dernek salonlarında ve gönüllü kuruluş platformlarında hiçbir altyapıları olmadığı halde güya tefsir dersleri müzakere ederler, hadis okurlar, siyer sohbetleri düzenlerler ve başka platformlarda akademisyenler sempozyum! Düzenlerler. İşin ehline müracaat edilmez, işin ehli de ortalıkta görünmez. Amma İslam âleminde küresel şer güçlerin ajanları fitne kazanını kaynatırlar. Bebeklerin kanlarını akıtırlar, Kadın erkek demeden nice nice insanları acımasız bir kin ile parçaları bulunamayacak şekilde yok ederler. İslam beldelerini viraneye çevirirler. Tefrika yayıldıkça yayılır, her taraf fesat bataklığına dönüşür. Mabetler yakılır yıkılır. İslam toplumları birbirini yok edecek kin ve öfke hummasına tutulur. Artık müslümanlar tutunacak bir çürük dala bile muhtaç kalırlar. Her şeylerini kaybeden insanlar ölüm korkusundan sığınacak, korunacak ve akşamdan yatıp rahat uyuyacak güvenli belde arar duruma düştüler. İslam ülkelerinde güvenli kalan ülkelerden biri olan Türkiye’miz de cadı kazanı gibi kaynatılmaktadır.          

Pekiyi de, bu durum böyle mi devam etmelidir. Ya da müslümanlar bunu kanıksayıp böyle mi yollarına devam etme zorundadırlar. İnsan için lüzumlu olan her şey Kur’an’da olduğuna göre müslümanlar bu evrensel reçeteyi kullanmayı kabullenmelidirler. Bunun için Bu evrensel reçeteyi kabullenerek uygulamaya başlamalıdırlar. Bunun için de öncelikle ve özellikle akla yönelmeleri gerekmektedir. Akıl olmadan hiçbir şey olmayacağı gibi Kur’an da anlaşılmaz. Aklını kullanma özürlüsü pozisyonunda görünen İslam âlemi öncelikle aklını başına alma zorundadır. Bilim alanında tanımı yapılamayan akıl, Âlim ve Habîr Allah Teâlâ’nın tanıttığı gibi anlaşılıp kullanılmalıdır.

Bizim kullandığımız akıl, Kur’an’ı Kerim’de sürekli sorgulanan akıldır yani “yalın akıl”dır. Bunun için müslümanlar öncelikle “yalın aklın” aktivitelerini geliştirmeleri, dünyalık hayat için “nûha” aklı, tarihi meseleleri ve ibretleri idrak etmek için “hıcır” aklı kullanmaları, manevi değerler alanında “kalp aklını” harekete geçirmeleri, tefekkür, tezekkür ve hikmet boyutunda “lüb aklı” tam kapasite kullanmaları olmazsa olmaz şarttır. Bununla beraber Cebrail aleyhisselamın en üstün akıl “mırra” aklı ile getirip Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e güvenle emanet ettiği Kur’an’ı bütünüyle kabul etmeleri şarttır. Allah Celle Celaluh’un tüm emir ve hükümlerini yorumsuz, tevilsiz, ivazsız ve garazsız yerine getirecek düzeyde olmaları gerektiğini unutmamalıdırlar. Her meselede yeniden Kur’an iklimine yönelmelidirler. Kur’an’ı kullarının kurtuluş reçetesi olarak gönderen Allah Celle Celaluh, muhabbet olsun diye hüküm ve emirlerini göndermedi. O’nun ulûhiyetini idrak edecek pozisyonda olup kabullenmekte zorlanan ve tevhit sisteminde bütünleşmeyen müslümanlar elbette bunun bedelini ödüyorlar. Bu korkunç bedeli ödememek için Kur’an’ın bir şaka ve eğlence kitabı olmadığı bilinci ile gelen ayet meallerindeki emirlere yoğunlaşmak çok önemlidir. Bu ayet meallerini sıralayalım ve sonunda acı halimizin panoramasını görelim:

De ki Allah’a itaat edin ve Resule itaat edin, yine dinlemezseniz artık onun üzerindeki ancak ona yükletilen, sizin üzerinize de size yükletilendir ve eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz, Resulün üzerinde olan ise ancak açık bir tebliğdir. (Nûr:24/54) De ki: «Allaha ve o peygambere itaat edin». Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah da o kâfirleri sevmez. (Ali İmran: 3/32) Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz. (Ali İmran: 3/132) Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah’a ve peygambere havale edin, eğer Allah ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice itibariyle daha güzeldir. (Nisa:4/59) Hayır, Rabbine andolsun ki, onlar aralarındaki çekişmede seni hakem tayin etmedikçe, sonra da hükmedeceğin şeyden dolayı nefislerinde bir sıkıntı bulmaksızın, tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (Nisa:4/65) Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Ali İmran: 3/31) Evet bütün bunlara mümin gözü ile bakıp yeniden dirilmek gerekir. Esselamu aleyküm. 

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle