--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ümmet, nasıl netleşecek

İlhan Oral
İlhan Oral

Aslında ümmetin netleşmesi hiç de zor bir olay değildir. Asırlardır ümmetin çektiği sıkıntılar da aşılamayacak değildir. Bunun çok kolay olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bir tek cümle ile anlamak mümkündür. O cümle kâinat âlemini yaratıp şaşmaz düzenini yerleştiren ve her şeyi elinde tutan mutlak kudret sahibi Allah Teâlâ’nın net ve kısa bir emridir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bunun ilk muhatabıdır. Bu tüm Müslümana da açık ve net emirdir. “Allah’a iman ettim, de sonra gereği üzere doğru istikamet tut.” Bu emir bütün Müslümanları uyaracak nitelikte bir emirdir. 

Eğer bu konu hakkında âlemlere rahmet, insanlara ve cinlere peygamber olarak gönderilmiş olan Emin Peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem; “Beni Hud suresi ve kardeşleri ihtiyarlattı” diyerek meselenin ciddiyet ve ehemmiyetini dile getiriyorsa, artık bundan sonra hiçbir Müslüman buna bigâne kalamaz. Hiçbir Müslüman “ilk vahyi oku emridir” iddia halinde söylerken, başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere hiçbir kitap okumamak adına yemin etmişçesine davranamaz. Öncelikle ve özellikle Müslümanlar Kur’an okumak için seferberlik ilan ederek hamle yapmalıdırlar. Bilgilendikçe yepyeni bir hamle yaparak Allah’tan başka ne tür tanrıcığa tapıyorsa ondan yüz çevirip yalnızca Aziz ve Celil Allah Teâlâ’ya dönmelidir. Allah’tan başka edinmiş oldukları nice tanrıcıkların tümünü reddedip onlara karşı olan teslimiyetten arınmalıdırlar. Bundan sonra “nasûh tevbesi” yaparak “ben artık bir Müslümanım” kararını vermelidir. Bu mübarek kararına, “bundan böyle ben mümin, muvahhid, muhlis, Muhsin, muttakî, mücahit ve sâlih bir kul olmak için Allah’a yöneldim” diyerek Kur’an sistemi çerçevesinde ve sünneti Nebi’ye tabi olup yaşayacağım diyerek harekete geçmelidir. Azimli, kararlı ve yürekli olmalıdır. Kur’an gibi rehber Kitap ile beşerî engelleri aşmalıdır. 

Bununla beraber bu çok önemli alanda başarıya nail olabilmek için ısrarla en başta Kur’an ilimlerini ehliyetli ilim adamlarından intizamla öğrenmelidir. İlim adamını seçmede çok hassas davranmalıdır. Bir yemeklik ıspanak alırken çok seçici olan insan, dünyada izzet ve şerefini, ebedî âlemde sonsuz saadetini düşünerek niçin seçici olmayı düşünmez? Bu konuda açık veren daha kötüye itilir ve daha kötü yola girer. Çünkü medya sarhoşlarından herhangi birine kapılırsa yine karmaşaya saplanır ve fitneye alet olur. Medya sarhoşları genelde şartlanmış insanlardır ve bunlar kibir izhar ederler, ona buna saldırırlar, fitne çıkarırlar ve daha çok suçlama tarzında konuşurlar ya da ajitasyona başvururlar. Bunların bir başka özelliği de güzel konuşmaya özen gösterirler fakat genelde delilsiz, dayanaksız ve belgesiz konuşurlar. Bunun Kur’an-ı Kerim’de çok manidar bir izahı vardır. Ankebut sûresi kırk üçüncü ayette Cenab-ı Hakk net bir ifade ile dile getirir; “Biz bu misalleri insanlara böyle anlatırız, fakat âlimlerden başkası akıllarını çalıştırıp bunları anlamazlar.” İşte meselenin püf noktası budur. Ancak cahil, cehlini fark edip edebini takınmazsa, âlim de kendini hizmete adamazsa ve verimli olamazsa felaket burada başlar ve kaçınılmaz olur, netleşme sağlanamaz. 

Özellikle burada Kur’an-ı Kerim’in bir başka kıstasına çok dikkat etmek gerekir. Rahman ve Rahim Rabbimiz, âlimi tanıtırken; “İnsanlardan hayvanlardan ve davarlardan renkleri muhtelif olanlar vardır. İşte (bunları gören ve ibret alan) kullarımdan ancak Allah’ın âlim olanları kalpleri ürpererek haşyet eder korkarlar. Gerçekten Allah Azîzdir, Ğafûrdur.” (Fatır: 35/28) Yeryüzünde bu vasıfta âlimler vardır. Fakat ümmetin, medyatik illüzyonistlere değil, bu âlimlere yönelmesi elzemdir. Adı geçen âlimlerin de uyacağı sistem de devamda zikredilen ilâhî beyanlardır. “Ey Resûlum! Sen, hak davetine devam et ve emrolunduğun gibi doğru ol. Onların hevâlarına beşerî sistemlerine tabi olma ve de ki; “ben Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptığımız ameller bizimdir, sizin yaptığınız ameller de sizindir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş ancak O’nadır.” (Şûrâ: 42/15) âyette, Onların hevâlarına beşerî sistemlerine tabi olma, cümlesindeki onlardan maksat: kendilerine vahyi ilimleri geldikten sonra azgınlıkları ve birbirlerini çekememezlikleri yüzünden tefrikaya düşenler ve onlardan sonra gelenlerden ilâhî kitap Kur’an’a varis kılınmalarına rağmen ondan şüphe içinde olanlardır. Bu manidar bilgi on dördüncü ayette verilmektedir. 

Bugünkü Müslümanların halleri bundan başka bir manzara sergilemez. Her şeyden önce Kur’an’ı hakem kitap kabul etmeliyiz. Allah Teâlâ’nın emirlerine öncelik vererek, tevhit hakkında, şeri’at hakkında, faiz hakkında, tâğût hakkında, lider kadro velhasıl Kur’an’ın tüm emir ve hükümleri hakkında hakikatleri kabullenmeliyiz. Tevhid sisteminde buluşmalıyız. “Ey Resûlum! Sakın o kâfirlere itaat etme. Onlara karşı bu Kitap Kur’an ile büyük cihad et.” (Furkan: 25/52) Bunu bütün benliğimizle benimsemeliyiz. Her tür yabancıdan arınarak müminler bünyesine girmekle ümmet olup netleşmek mümkün olacaktır. Esselamu aleyküm. 

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle