--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Su uyur mu?

İlhan Oral
İlhan Oral

Su uyur düşman uyumaz”. Bu vecize bizim atasözümüzdür. Yalnızca bu vecize başlı başına bir devleti müteyakkız durumda tutmaya ve gerekleri üzerinde tüm ilgilileri gayrete getirmeye yeterli ve etkin bir enerjidir. Hatta daha ilerilere hazırlanmaya ve yüzyıl ötelere projeler hazırlatma ve fiilen uygulatacak nitelik arz etmektedir. Hiç unutmayın ki, su uyumaz. Yerden bulut olur, göğe yükselir, yağmura dönüşür yere iner, yeryüzünü yeşertir, yokuşlardan akar dereleri canlandırır, denize ulaşır, dalgalanır. Her halükârda canlılığını ve uyanıklığını sürdürür. Evet, su uyumaz. Amma atalarımız; niçin bu vecizeyi bize miras bıraktılar? Bu çok manidardır. Bunda bilinç düzeyi önem arz etmektedir.

Bu konuyu anlatabilmek için 15 Temmuz 2016’yı yaşamak gerekmezdi. Baştan beri sürekli olarak kaşınmalar ve gıdıklanmalar dikkat çekiyordu. Milli bir adam, milli kimliği ile “önce ahlak ve maneviyat, sonra ağır sanayii” iddiası ile yola çıkan muhterem Erbakan hocaya, “ahlaksız, hain, korkak, zâlim” yaftası vurmaya kalkışan Fetullah Gülen’i o gün tanımak gerekirdi. İçinde neşvünema bulduğu Risale-i Nur cemaatine ters düştüğü zaman onu tahlil etmek gerekirdi. İmam Hatiplere ağır ithamlarda bulunduğunda ve “tesettür tali meseledir, dediğinde onu mercek altına almak gerekirdi. Yine fakir insanların paralarını toplayıp Pensilvanya’da dukalık kurmaya yeltendiği zaman o kontrol altına alınmalıydı, hesap sorulmalıydı. Şeytanî taktiklerle insanların iliğini emdiği ve paralarını gasp edip hiç kimseye hesap vermediği zaman sorgulanmalı idi.

Hele doğup büyüdüğü, beslenip geliştiği, toplayıp Karûn’laştığı ve hele şer güçlere ram olup ömrü boyu savunduğu Kur’an’a ters düşüp izzeti ve şerefi, inancına düşman olanlarda aramaya başladığı ve dünya üzerinde yüz yetmiş ülkeye okul açma gibi bir acayip teşebbüsü başlattığı halde onu tam ve kapsamlı tanımak gerekirdi. Yüz yetmiş ülkede okul açarken kimden ve kimlerden destek aldığı araştırılmalıydı. Türkiye çapında “olimpiyatlar” düzenlenirken bu olimpiyatların içerikleri incelenmeliydi. Yabancı çocuklara türküler ve şarkılar söyletildi, onun bunun taklitleri yaptırıldı. Devlet destekli yapılan bu olimpiyatlarla geleceğe ait verilen mesajlar asli yüzü ile görülüp anlaşılmalı idi. Hele hele şahsiyet fukaraları, onun etrafında bir şey olmak için kümelendiği ve çıkarlarını hamutu ile yuttuğu ortamlarda cemaatin bencil yüzü asli şekliyle görülmeliydi. Fetullah Gülen İslam’ı şiddetle savunuyordu, o tutuklama kararıyla aranıyordu. O ise elini kolunu sallayarak dolaşıyordu. Fakat onu kimse ortalıkta göremiyor ve yakalayamıyordu.

Onu hemen hemen herkes seviyor ve onun ne fırıldaklar çevirdiğini hiç kimse aklına bile yaklaştırmıyordu. Gelin görün ki o, o günlerde tefrika makinesi olmuş, savunduğu değerlere yabancılaşmış ve bir kuklaya dönüşmüştü. Nihayet o güvendiği ve sırtını dayadığı şer güçlerin tahrik ve desteği ile yaptığı o iğrenç ve çılgın bedduasını yaptı ve münafık yüzünü göstermekten kendini alamadı. Ülkemize ve çağımıza Aziz, Latif ve Kahhar Allah Teâlâ’nın seçip ve etkin lider olarak görevlendirdiği Muhterem Tayyip Erdoğan mesele üzerine basiretle gitme zamanı geldiğini ve bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini bildiği için bununla etkin mücadeleyi başlattı. Birçok etkin ve kararlı uygulamadan sonra, İbni Selül gibi münafıkları tarihî misyonu ile sollayan Fetullah Gülen, onarılması güç yıkım, katliam ve tahribat yaptı. Nice cana kıydı, nice aileyi perişan etti, nice değerde millet malını harap etti. Bre münafık başı ve bre zâlim “hoca efendi! Ömür boyu savunduğun “mahkemeyi kübrâ” hiç aklına gelmedi mi? Hani sen, zulme karşı idin, zâlime tepkili idin, hakkın hâkimiyetine inanırdın, İslam’ın ihtişamını göklere çıkarır avazın çıkabildiği kadar haykırırdın, ağlardın, milleti hüngür hüngür ağlatırdın! Şimdi sen neden bunca masum insanın canına kıydın, kanını akıttın, “hanelerine ateş doldurdun” virane ettin! Kendi geleceğini de tümden harap ettin.

Şimdi sen, eğer ömür boyu savunduğun davaya zerre kadar saygı duyuyorsan, daha fazla şirretlik yapmadan ve daha fazla zilletin zilletine düşmeden ülkene dön ve bu yaptıklarının hesabını ver! Ki, senin yüreklerine İslam düşmanlığı tohumu ektiğin ve sinsice aldatarak zelil ettiğin insanların çocukları ana davaya yeniden dönüş imkânı bulabilsinler. Kalplerinin kini silinsin ve öfkesi yatışsın!

Şimdi hepimiz aşağıdaki beyanları defalarca okuyalım ve derinlemesine düşünelim.

 Münafıklar derler ki: «Eğer Medine’ye dönersek elbette azîz olanlar, zelil olanları oradan çıkaracaklardır.» Hâlbuki izzet Allah’a mahsustur ve Peygamberi ile müminlere mahsustur. Fakat o münafıklar bilmezler. (Enfal:8/63) Onlar ki, müminleri bırakarak kâfirleri dost tutarlar. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Muhakkak ki, bütün izzet Allah’ındır. (Nisa:4/139) Ona: «Allah’tan ittika et» denildiği zaman izzeti yücelik duygusu kendisini daha fazla günah işlemeye götürür. İşte öylesine, cehennem yetişir. O, gerçekten ne kötü yataktır! (Bakara:2/206) Evet, ne su uyur ve ne de düşman uyur, müslüman bu kıvamda hayat bulur.

Ülkemize ve milletimize geçmiş olsun.

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle