Sorumluluk talipleri nerede
Sorumluluk için denir ki; “gelinlik giymiş, dönüp yüzüne bakan olmamış.” Evet, çoğu meselede müslümanlar sorumluluk üstlenmiyorlar. Bu yüzden de bocalamaktan kurtulamıyorlar. Kendileri olamıyorlar. Bunca zamandır sorumluluklarını hatırlayıp onun heyecanını yaşamadılar. Kendilerini, tevhid sistemine adayamadılar. Altyapı kaybına ve beşerî yozlaşmalara maruz kaldılar.
Zaman zaman müslümanlara yabancı kılıf giydirildi, yeni muamma bir format atıldı. Tefrika formatı müslümanları tanınmaz hale getirdi. İnsanlarımız batılılaştı ve siyasi kimliğe kaydılar. Bugün bütün müslümanları bilgilendirebilsek ve bir anket düzenlesek, anket konusu iki kavram; İslam mı, laiklik mi, olsa! Acaba müslümanlar nasıl netice verirler. Nasıl bir sonuçla karşılaşırız? Bunu düşününce neler hissederiz? Bunu düşününce anlarız ki, toplumu ciddi boyutlarıyla ana davaya adapte edecek irade çıkmadı. Sorumlu olan yetkililer müslümanları idealize edemediler. Ne yapacakları hususunda karar verecek kimlik sahibi olamadılar. İnançlarına mugayir bir sisteme adapte oldular.
Fakat mülkün Sahibi Allah Teâlâ, daha Kur’an’ın başında: Bu Kitapta şüphe yoktur, bu muttakilere hidayet (ideal bir hayat) sistemdir.” Diyerek Kur’an’ı ana kaynak ve uyulması gereken yegâne sistem gösterir. Yirmi üçüncü ayette uyarı dozunu artırarak ve dayatarak; “Eğer siz, Kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz bu Kitap hakkında şüphede iseniz Allah’tan başka bütün tanıdık yardımcılarınızı da çağırın benzeri bir kitap hazırlayıp getirin. Eğer sözünüz (ve inadınızda samimi ve) doğru iseniz (bunu yapın)” buyurmaktadır. Aklını rantabl kullanabilecek düzeydeki insan için ağır uyarı sinyalleri veren bu mesajlar karşısında müslümanların hiç duymamış gibi davranmaları çok düşündürücüdür. Kur’an hükümleri ihmal kaldırmaz hükümlerdir.
Bunun için her asrın başında bir müceddit bekleyen hatta kurtuluş için Mehdi’nin gelmesine umut bağlayanlar Kur’an-ı Kerim’e ters ve zıt davrandıklarının farkına varmak istemiyorlar. Kur’an ayetlerinin müslümanlara ne denli sorumluluk yüklediğini idrak düzeyinde anlamak şöyle dursun duymak bile isteme durumunda değildirler. İçleri pırıl pırıl ve sade insanlar olan çocuklarımızı heyecanlandıracak, umutlandıracak ve heveslendirecek Kur’an öğretimini yapma hususunda bile zorlanıyorlar. Bu çok önemli hizmeti altı sene yaz kurslarında TİYEMDER organizesi ile yaptığımız çalışmalarda on bin insan heyecan, hasret ve coşku ile öğrenime katıldı ve yüzde doksan üzeri başarı sağlandı. Bu çalışmayı değerlendirmek için Prof. Veysel Uysal Bey iyi bir çalışma ile anket hazırladı. Prof. Halis Ayhan Bey ciddi boyutlarda destek oldu. Diğer hocalarımızdan çeşitli destekler geldi. Fakat bu işe önayak olan TİYEMDER’in kurucu başkanı Selahaddin Yazıcı olağan üstü himmeti ile olağan üstü hizmete öncülük yaptı. Bu hizmeti kopyalayıp suyunu çıkaranlar yanlış yaptılar!
Hepimiz özeleştiriye açık olmak zorundayız. Biz bugün varız, yarın yerimize gelen nesle bırakmış olacağız. Bu bizim işimiz, bizim tercihimiz değildir. Bu ilâhî iradenin tasarrufudur. Âlemlerin Rabbi, Kur’an’ı kolaylaştırdığını beyan eder. Amma müslümanlar özellikle yetkili olan görevlilerimiz, ne hikmettir bunu kabul etmekte zorlanmaktadırlar. “Sultan Süleyman’a kalmayan dünya” bugün ki işbaşında olanlara da kalmayacak. Kur’an’ın kolaylığı hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı nezdinde iki kez seminer verdik. Seminere katılan yetkililer ciddiyetle dinlediler ve takdir ettiklerini beyan ettiler. Sebebini anlamakta zorlandığım bir akamete şahit olduk.
Ancak bilinmesi gerekir ki, normal zekâ sahibi insanlar Kur’an-ı Kerim’i üç günde heceleyerek okumaya başlıyorlar. Bu hizmeti insanımıza çok görmemeliyiz! Bu hizmet yeni bir heyecan, yeni bir hamle, yeni bir ruh ve yeni bir umuttur. Bunun için müslüman, mümin olmalıdır. Bununla da iş bitmiyor, mütefekkir, müteşebbis ve cesur olmalıdır. Bununla beraber işi dava edinmeli ve hasbice işi sahiplenerek yürütmelidir. “Bu işi ancak ben yaparım” mantalitesi ile reaksiyon göstermek İslamî açıdan çok sakıncalıdır. Kur’an-ı Kerim’in öğretiminde ileri düzeyde şuurlu olanların aktivitelerini artırmaları gerekir ve bunun için hizmet verecek gönüllüler birlik ve beraberlik şuuru ile işi hep beraber yapmalıdırlar. Kur’an-ı Kerim’in öğretimi çok önemlidir. Günümüz müslümanının tökezlediği ve aşamadığı bir engelin farkında değildirler. Kur’an’ı okuyup, anlamayanlara ve onu insanlara anlatmayanlara Allah Teâlâ’nın tehdidi çetindir. Öncelikle herkesin bilmesi gereken uyarılar, inanan ve idrak eden insanı sarsmaktadır. Bu hususta çok uyarılar vardır.
“Şüphesiz Biz sana Kitabı hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana bildirdiği şekli ile hükmedesin. Sakın hainler için savunucu olma.” (Nisa:4/105) Şimdi bu ayetin yüklediği mesuliyeti kim üstlenecek, kim Allah Teâlâ’nın emrini yerine getirecektir. “Elif, Lâm, Râ. Bu kitabı sana indirdik ki, İnsanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlatıcı nûra, O Azîz, Hamîd Allah’ın yoluna çıkarasın.” (İbrahim 14/1) Pekiyi, Müslümanlardan bu ilâhî görevin sorumluluğunu üstlenecek gönüllüler nerede? Ve hangi kriterlerle mücadele verecekler? Esselamu aleyküm.







