--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şahsiyet harabeleri 

İlhan Oral
İlhan Oral

Birçok kurum ve kuruluşta ürkütücü bir belirsizlik hissedilmektedir. Kimi alanda ilgililer belirsizlikten dolayı ya rapor alıyor bekleme sürecine giriyor ya da verimden düşüyor. Belirsizlik kötü.

Belirsizlik, toplum düzeninde dengeleri etkiler ve güven kaybına yol açar. Bunların yanı sıra paralel yapının, yapıdan kopan parçaları düşündürücü nitelik sergiliyor ve şüphelere sebep olan sinyaller veriyor. Bu insanlar, bir zamanlar gelişmesi şaibelerle mülevves teşkilata can atarak katıldılar. Orada kendilerine ikbal aradılar. En azından meşkûk bir gelişim trendi sergileyen bu örgüte katılanlar Fetullah Gülen’in kâinat imamlığına kadar büyümesine vesile oldular. Bunların içinde akademisyenleri de boş durmadılar. Bu balonlaşmış kâinat imamının yüceliğini tevsik edecek nice atraksiyonlarda bulunarak kendi misyonlarını unuttular. Bu becerileri ile örgütü yüceltme maharetlerini ustaca sürdürdüler. Ve üstelik bu hususta ellerinden geleni arkalarına koymadılar.

Şimdi de bu insanlar piyasaya çıktı, hak hukuk tanımaz ve kimseye insan değeri vermez, bu saldırgan, yıkıcı ve masum insan kanı akıtan zâlimler güruhunu güya teşhir etmeye koyuldular. Yıllar önce “İman Etmemiş Müslümanlar” adında bir kitap yazdım. Maksadım, haşa, onu-bunu damgalamak değildi. Ancak görüntüsü ve konuşmaları ile insanları etkileyip aradan dümenler çeviren nice şahsiyet yoksununu görmek gerekiyordu. İslam’ı ve Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i merdiven basamakları yapacaksın ya da aksesuar olarak kullanacaksın ve bu taktiğin ile parsa toplamaya çalışacaksın. Sonunda bütün foyaların ortaya çıkacak ve kumaşların sun’i boyalarını akıtacak, sen de hâlâ kendini fetva makamında göreceksin, fetvalarınla insanları etkilemeye çalışacaksın! Ya televizyonlara abone olmuşçasına durmadan Fethullah Gülen’i ve örgütünün fıskını fücurunu destanlaştırarak anlatacaksın, isim yapacaksın veya gazete sütunlarını işgal edeceksin, tabii bundan da nemalanacaksın! İşte bu şahsiyet sahibi olamama psikozudur. Pekiyi yarın bir gün farklı bir gelişme olursa otağı nereye kuracaksın? Evet, burada ibret-i âlem için çok önemli bir gerçeği özenle ifade etmek gerekiyor.

Bir insanın bilgisi yetersiz, güveni belirsiz, kişiliği tutarsız, geleceği umutsuz ve imanı kalitesiz ise eksiklerini kapatmak için bir yerlere sığınıp eksikliklerini örtbas etmek ister. Böyle süfli bir taktikle şahsiyet sağladığını zanneder. Fakat savunur göründüğümüz İslam bunu kabul etmez. Herhangi bir insanı ya da suça bulaşmamış insanları suçlu gösterme yanlışından Allahü Teâlâ’ya sığınırım. Yalnız “âdil söz söyleme” de imanımızın gereğidir. Ayrıca “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadis-i şerifin hikmetini de yalpalamadan açıkça ifade etmek gerekir. Tabii o gün gidip orada fitne kazanının çarklarını çalıştıran olacaksın sonra orada ikbal görmeyince de devlet erkine yaranmak için FETÖ örgütünü kötüleyerek bir tür menfaat devşirmeye kalkışacaksın. Sizin önce “nasûh tevbesi” yapmanız gerekir. Orada yaptığınız haksızlıkların hesabını vermeniz ve hak sahiplerine haklarını tazmin ederek dürüstlüğünüzü ispatlamalısınız. Aynı zamanda haksız yere İslam’a sürmeye yeltendiğiniz lekeleri de temizlemeniz gerekir: Yoksa bu millet sizi affetmeyecektir.

Bütün bunlara rağmen Müslümanların doğru bilgilenmeleri ve doğru düşünmeleri için faydalı bilgiler vermek ve bu bilgileri özenle ve özellikle Kur’an beyanları olarak sunmak gerekir. Allah Teâlâ’ya rağmen Müslümanların hiçbir müspet eylemde bulunmaları söz konusu değildir. Çünkü Rabbimiz bize bu doğruları Kitabında açıkça beyan etmektedir. Bakara sûresinde şöyle buyurur: “Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan kurtarır nura çıkarır. Kâfir olanların dostları ise tağuttur. Onları nurdan ayırır zulmetlere çıkarırlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar o ateşte ebedî olarak kalacak kimselerdir.” (Bakara: 2/257). Allah Teâlâ’nın karanlıklardan kurtarıp nura çıkarması, kendinden başka hiçbir şeye yani tağuta dostluk bağı kurmayacak müminler içindir. Kâfirlerin felaketinin sebebi de bundan kaynaklanır. Her an her şeye kâdir olan Allah Teâlâ bu şerefli görevi öncelikle Resûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e verir sonra Kur’an ile görevli olan herkesi bundan sorumlu tutar. Bu anlayış çerçevesinde değerlendirme yapınca bugün Müslümanların dikkatleri esas hedeften saptırılma ihaneti ile belirsizleştirme taktiği ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

Ancak Kur’an’da bu konu da çözüme kavuşturulmuştur. “Ey Resûlüm! Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan nura; O aziz ve hamd’e layık Allah’ın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz Kitaptır.” (İbrahim:14/2)  Evet, elimizde Kur’an gibi bir Kitap vardır. Bu Kitap ile Müslümanlara Allahü Teâlâ’nın aydınlıklar yoluna insanları çıkarmamız için görev verdiği halde insanları bunca karanlıklara sürükleme taktikleri hiç kimseye artı değer kazandırmaz.

Bizim Allah tarafından verilmiş görevimiz, insanları Allahü Teâlâ’nın Kitabı ile aydınlıklar yoluna çıkarma çalışmalarıdır. Karmaşık, niteliksiz, seviyesiz, ciddiyetsiz mugalatalarla insanları belirsizliklere yönlendirmek değildir. Her alanda hakkın, hakkını verecek net insanlara ne mutlu! Onların toplumuna ne mutlu! Esselamu aleyküm.

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle