Ruhsuz eğitim ve öğretim
Eğitim ve öğretim insanın en belirgin özelliklerindendir. Hatta insan olma ölçütüdür.
İnsana layık eğitim ve öğretim insanın fizikî ve ruhî yapısının bütünlüğü ile örtüşen ve özdeşlenenidir.
Aslında bu konu çok girift, girift olduğu kadar da komplike bir meseledir. Çok girift ve komplike olmasına rağmen, genel hatları ile değerlendirmek eğitim ve öğretim açısından isabetli ve aydınlatıcı olur.
Çoğu insan, tanınmaz, anlaşılmaz ve ulaşılmaz muamma bir kimliğe bürünür. Böylesi insanlar genellikle toplum içinde problem yumağını andırırlar ve daima sıkıntı kaynağı olurlar. Bu insanlar genelde ilgiden mahrum kalan, değer verilmeyen, kıymeti anlaşılmayan, kendilerinden bir şey beklenilmeyen vasıfsız kalabalık zannedilirler.
Bunların böyle sanıldığı toplum da genelde aynı özellikleri taşıdığı izlenimi veren toplumdur. Böyle toplumun insanları, somurtan, katı tavırlı, bencil, hep “ötekilerini” suçlayan, sıcak diyalog kurmayı aklına bile getiremeyen, eleştirilerine öfke yükleyen, gittikçe ayrıştırdıkları toplumu birbirlerine zıtlaştıran ve ruh birliğini kaybeden bireyler görünümü verir.
Bunların hakkında Kur’an manidar ifadeler kullanır ve portrelerini afişe eder. Bu tiplerin tanıtımında dört ibret dolu kelime kullanır. Bunlar; gören, kör, karanlıklar ve nûr kelimeleridir.
Fiziki gözlerle baktıkları halde göremeyen nice insan, kalbinin, katı, kör, paslı ve kilitli olduklarını fark edemezler. Bunların aklî dengeleri de genelde bozuk olur.
Kalbi duygularla aklî dengeleri ahenkli çalışmayan insanın, manevî değerleri minimize olur. O insan güven kaybına uğrar. Daha doğrusu insan kişilik formatından soyutlanır. Ve işte insan, bu şartlarda mana yapısını koruyamayınca “ruhunu” kaybeder.
Bu ruh kaybı, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde korkunç boyutlarda hızlı bir çöküşe geçmişti. Devletin ilmî alanda, adliyede, ekonomide, teknolojide ve benzeri alanlarda performans kaybı hızlı bir inişe yüz tutmuştu. Her tarafta felaket niteliğinde cereyan eden savaşlardan sonra cihan devleti sekerati mevt halinde iken yeni bir devlet kuruldu.
Yeni kurulan devlet, çöküşün faturasını İslam’a kesti ve ödetmeye başladı. Altyapısı, dış şer güçler tarafından çoktan paket program olarak hazırlanmıştı. Maneviyatsız bir eğitim yapmak için bütün şartlar hazırlanıyordu. Artık hilafet engeli aşılıyor, Evkaf ve Şeriyye vekâleti ilga ediliyor, harf inkılâbı yapılıyor, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılıyor ve nihayet trajik bir son hamle gerçekleştiriliyordu.
Aslında Yunanca bir kelime olup “ruhban sınıfından” olmayan anlamında kullanılırken, İtalyanca’da farklı mana yüklendi, sonra Fransızca’ya geçince çatallı kazık niteliğine büründü. Bundan sonrada “Laik” kavramına, âdeta “kocakarıya” gelinlik giydirip “her derde devâ” olsun diye getirip ülkemizin atar damarına yerleştirdiler. Fransa’da, ya ruhban sınıfını devlet yönetiminden uzaklaştırma ya da kiliseyi hayata müdahale etmekten men etme tarzında uygulanırken Türkiye’de tamamen ruhsuz ve nursuz bir eğitim uygulama çalışmaları başlatıldı.
Elli-altmış sene önce ilkokulda bize okutulan ders kitabının adı; “okuma” idi. “Okuma” kitabının ilk dersi; “uyu uyu, yat uyu” devamı, “uçtu uçtu kuş uçtu, uçtu uçtu dedem uçtu” idi.
Farkında mısınız? Besmele’nin yerine neleri yerleştirdiler. Mana iklimi yerinde nasıl sun’i teneffüsler yapmaya zorlandılar. Müslümanlara altından kalkılamayacak darbeler indirdiler. Bugün dindar gözükenler de, laik geçinenler de çıkar alanlarında nasıl işbirliği yapıp buluşuyorlar? Ve ihtilafsız anlaşılıyor, beklenmedik karar verip çıkar işlerini bitiriyorlar. Gerçekten farkında mısınız?
İnsanların iç dünyaları, Allah inancı, Kitap şuuru, Peygamber sevgisi, merhamet duygusu, hak adalet isteği, huzur güven beklentisi ve kendinden başkaları hakkında muhabbet hisleri ile donatılmış ve bunlarla formatlanmış güzel bir âlemdir. İnsanın iç âleminden bunları kurutur yok ederseniz onu robotlaştırmış olursunuz.
İşte laik düzen bunu yaptı. Din ile devlet işlerini ayırdı, devlette dindar insan bırakmadı, iman, ibadet, âhiret sorgulaması, cennet ve cehennem kavramları yerine materyalist bir zihniyetin kurallarını hâkim kıldı. Evrensel bir sistemin nimetlerinden soyutladığınız insanlardan âsi, cani, kâtil, hırsız yetiştirirsiniz. Ruhsuz ve nursuz eğitimin sonu budur.
“Hiç yeryüzünde dolaşıp gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) anlayacak kalpleri olsun, işitecek kulakları çalışsın. Zira yalnız gözler kör olmaz. Fakat asıl göğüslerindeki kalpler kör olur.” (Hac: 22/46)
Ne mutlu ibret alana! Esselamü aleyküm.







