--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ramazan’ın düşündürdükleri(3)

İlhan Oral
İlhan Oral

Hemen herkesin yaşayarak idrak edip ortaklaşa paylaştığı Ramazan ayı ve oruç ibadeti her konuşmacıya malzeme olmaktadır. Zengin malzeme stokunu bonkörce kullanan hoca kesimi ve medya dünyası çok düşündürücü bir yelpaze manzarasını sergilemekte ve akılları karıştırmaktadır.

Kimi hatip “kassasun” hikayeciler görevini üstlendi, kimi hatip ajitasyon sanatını icra etmekte mutlulukta zirve yaptı, kimi konuşmacı her soruya cevap veren “âllame” görüntüsü sergiledi, kimi programcı müzikal şov peşinde boşluk doldurdu, kimisi “temcit pilavı” ustası rolünü sürdürdü. Kimi hocaefendi, lütfederek birkaç ayeti kerime ele alarak aksesuvarını artırdı. Birileri de Müslümanlara çatmaktan haz alarak eleştiri dozunu yükseltme maharetini ve hünerini sergiledi. İçlerinde daha garibi, İslam’ı savunarak eleştirel tarzı ile “şeamet arz ederken merdi kıpti, sirkatini söylemekten” çekinmedi ve “cin diye bir şey yoktur” diyerek açıklama yaptı! Velhasıl bütün bereketi ve bütün ihtişamı ile bir mübarek Ramazan daha böyle geçti. Daha neler neler sürdü, gitti. Tesettürden bihaber, kendinden çok emin, bacak bacak üstüne atarak, İslam’a taban tabana zıt pozisyonu ile İslam ahlakından bahseden sunucuya varıncaya kadar neler neler sergilendi. Hele edepten kırıntıları kalmış garip toplumu, ondan da asimile etmeye yönelik ilkel ve iğrenç programlar hepsinin üzerine tuz biber oldu. Erkek haysiyetini ve kadınlık onurunu ayaklar altına alarak “ziruzeber” eden izdivaç programları bu millete hiç yakışmadı! Bir milleti bütün değerlerinden soyutlamak için demek ki bel altından vuracaksın!

Böylesi bir kara tablo, “Ramazan’ın düşündürdükleri” başlığına uygun değildir. Evet, doğrudur, uygun değildir. Pekiyi, ya yaşananlara bakınca insanlara ne anlatabiliriz? Bu kara tablodaki keşmekeşi gören Müslüman, din adına, kimin ne anlattığına bakıp ne anlam verecek, kimin anlattığına inanacak bilemiyor ve bunun karşısında sıkıntı çekiyor. Evet, soruyor. Müslümanlık bu mudur? Oysa kainat mülkünün sahibi Allah Teala, Resulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e bir din gönderdi ve onu Kur’an gibi bir kitapla belgeledi. Ve bu dini, O Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ile netleştirdi.

Ee, bu kadar din adına söz söyleme cüreti gösteren biz kulların, özellik ve öncelikle “hakimler hakimi” Allah Teala’nın kitabında olduğu gibi anlatmaları gerekmez mi? Zaten O’nun buyruğu da, “Din” Onun kitabıyla anlatılacak değil mi? “Onların neler söylemekte olduklarını biz çok iyi biliriz. Habibim sen onların üstünde bir zorba değilsin. Onun için benim tehdidimden korkacak olanlara Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf: 50/45) Emrini veren, her şeyden haberdar Allah Teala’dır.

Gerçekten bu emrettiğim yol, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona tabi olun. Başka yollara girmeyin. Sonra o yollar sizi paramparça ederek O’nun yolundan ayırır. İttika edip kendinize gelesiniz diye Allah, bunları size emretti. (En’am: 6/153) Bu ayetten önce rahmet kasırgaları gibi esen ve mümin olma şerefine ermiş sadıkların beyinlerini rantabl çalıştıran ve kalplerini nur iklimi haline getiren ve şimşek etkisiyle uyaran ilahi hakikatler dile getirilmektedir.

Yüz ellinci ayette, “De ki gelin size Rabbinizin haram kıldığını okuyayım” dedikten sonra on maddelik yasaklar listesi dikkatimize sunuluyor. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya isyan etmeyin. Açlık korkusundan çocuklarınızı öldürmeyin. Fuhşun hiçbir türüne yaklaşmayın. Haksız yere cana kıymayın. Yetim malını yemeyin. Ölçü ve tartıda yanlışlık yapmayın. Ahde vefayı terk etmeyin. Söz söylediğinizde adaletten ayrılmayın. Allah’a verdiğiniz sözünüzde vefalı olun. Bu on maddenin sonunda Cenab-ı Hak, ayeti şöyle bitirir; “Aklınızı kullanıp öğüt alasınız diye Rabbiniz size bunları  tavsiye etti.” Bu emir ve hükümleri Müslümanların yerine getirmeleri imanları gereğidir. Pekiyi bu büyük görevi beşeri zafiyetlerle muallel olan bireyler mi yapacaktır? Kur’an yol gösteriyor.

Sizden öyle bir cemaat (öyle bir kadro yani lider kadro) olsun ki, onlar hayra davet etsinler, marufu emretsinler, münkerden ney etsinler. İşte maddi ve manevi huzura erenler onlardır. (Ali İmran: 3/104) Çok sarih olan bu ilahi fermanı bunca hizmet namzedi insanlarımız niçin Kur’an’ın ciddiyetine uygun haliyle kabul edip uygulamazlar? O, “ancak nefsin gücü nispetinde olanı emreder” Cenab-ı Hakk’ın emirleri, hikmetlerle donatılmıştır. Allah Teala İsrailoğullarına ilginç bir ifade ile “Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetleri hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin, ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim, ancak korkarak benden çekinin” buyurmaktadır.

Acaba bütün dünyada Müslümanlar kendilerini yönetecek lider kadrolarını kuramazlar mı? Eğer Müslümanlar Kur’an gibi hakiki beyanı anlamakta zorlanıyor ve uygulamakta sıkıntı çekiyorsanız Vatikan’da dünya Hıristiyan lideri dikkatlerinizi çekmelidir. O seçilmiş bir liderdir. İslam’ın liderlik makamı daha komplikedir. Lider olmadan Müslümanlar, ana arısı ölmüş arı kovanı gibidir. Heyhat. İşte, Ramazan’ın düşündürdükleri!

Her şeye rağmen gönlüyle, diliyle hizmet veren hizmet ehlini takdir ve İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. Esselamu aleyküm.

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle