RAMAZAN’IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (2)
Eğer ciddi boyutlarıyla İslâmî meseleler üzerinde yoğunlaşırsak altından çıkılmaz ağır bir yükün baskısına girdiğimizi hissederiz. Tabii bunun için müminlerin, yakîn derecesinde iman, meseleyi kavrayacak akıl, bu inceliği içtenleştirecek kalp, Kur’anî ahlak ve evrensel mantık sahibi olması söz konusudur. Bunlardan herhangi birinin eksik ya da arızalı olması sistemi çökertir.
Fakat ne ilginçtir ki; Müslümanlar, korkunç bir sele kapılmışlar, dini, ekonomik ve sosyopolitik bir girdaba kapılmışlar ve bütün benliklerinden mahrum kalmışlardır. İslam’ın ilkelerine tamamen ters düşmüşler. Mübarek ramazanda medyaya yayılan hoca tandanslı insanlarımız, inanılmaz akrobatik gösterilere başlayarak akla hayale gelmez sorulara pervasızca verdikleri cevaplar sıkıntıya sebep olmaktadır. Ekonomik alanda faiz konusuna değinene rastlamak istisnai bir olaydır. Miras hukukunu tamamen terk etmiş görünümü sergileyen Müslümanlar kardeşlik ilkesini de ciddiye alanlar yok denecek kadar azdır. Birçok ciddi meselenin yanı sıra ramazan ayında sahur vaktinin bitiş zamanı kangren haline gelmiş ve çözüme yanaşana rastlamak imkânsız gibidir. Bu konu bile onlarca yıl geçmesine rağmen sahipsiz cenaze gibi ortada kalmış görünümü vermektedir. Haklı haksız birileri ısrarla Müslümanlara haksızlık yapıldığını kamuoyuna deklare ederken konu ile ilgili resmi kurumumuz söz konusu olaya sıcak bakmadığını hissettirmektedir.
Otuz beş yıl önce idi talebelerim konu hakkında soru sordular. Nasıl bir cevap vermemi arzu edersiniz, dedim. Kadıköy İmam Hatip Lisesi son sınıf talebelerim konu hakkında birbirine zıt açıklama yapmaya kalkıştılar. Böyle bir tablo karşısında, şimdi bana, neticeyi söyleyin diye uyarma gereği duydum. Ve öğrencilerimi uyarma zorunda kaldım. Bakın çocuklar dedim, biz Müslümanların önüne problem kovuyorlar ve haydi bu problemi çözün diyorlar. Soma bir tarafa çekilerek ve kıs kıs gülerek bizi seyrediyorlar. Size tavsiye ediyorum. Fazla uzak bir mekân değildir, çıkın Çamlıca tepesine Allah Teâla’nın emirlerini esas alarak gözlerinizle görerek karar verin.
Amma oraya zıt fikirleri savunanlar olarak beraber gidin dedim. Evet daha sonraki günlerde onları dinledim. Ortak bir kanaatle meşeleri dile getirdiler. Tabii Kur’an zaviyesinden bakarak her iki taraf da ortak bir kanaatle hakikati dile getirdi. Onlar tartışmaktan, ben de zoraki kabul ettirmekten kurtulmuştuk. Şimdi özellikle burada şunu ifade etmek istiyorum. Bugün sahur vakti de gerçekte çözümsüz bir problem halinde halkı tedirgin etmeye müsait bir meseledir. Çok önemsediğim bir mesele olduğu için basite indirgeyerek teklif edeceğim. Sahur sonunu bildiren ezan okunduğu zaman bir uygulama yapalım. Gelin hep beraber mülkün sahibi Allah Tealâ’nın buyruğunu yerine getirelim.
Pekiyi, nedir, Mevlamızın buyruğu? Bakara sûresinin yüz seksen üçüncü ayetinden yüz seksen dokuzuncu ayetine kadar oruç ve ramazan konusu açık açık anlatılıyor. Herkes açıp mealden okuyabilir. Mübarek beyanları akıl ve zekâca normal herkes rahatça anlar, kanaatindeyim. Cinsel ilişki anlatıldıktan sonra Cenab-ı Hak buyuruyor ki; “Ve yeyiniz ve içiniz tâ beyaz iplik siyah iplikten açıkça tebeyyün edinceye kadar”. Bunu duyan ilk Müslümanlar gerçek ipliklerle vakti belirlemeye teşebbüs ettiler. Aralarında ihtilaf oldu. Fakat Rabbimiz çağlar sonra gelecek Müslümanlara da ders veriyordu. Tabii net bir bilgi ve kanaat sahibi olmaları için bir kelimelik bir vahyi ile meseleye açıklık getirdi. Bu “minel fecri şafak vaktinden “beyaz iplik siyah iplikten” tebeyyün edinceye kadar yeyiniz ve içiniz”.
Şimdi çözümü muhterem okurlarıma havale ediyorum. Burada ben formülü kurdum. Okurlarım, çözümü başarı ile gerçekleştirirler, inanıyorum. Amma burada çok önemli bir meseleyi gündeme taşımak istiyorum. Açık delili olan bu kadar kolay ve bu kadar masrafsız gerçekleştirilecek bir konuda bile bu kadar problem niye? Her alanda olduğu gibi bu hususta da bizi birbirimize karşı zıtlaştıran sebeplerin arka planını hiç düşündünüz mü? Bir zamanlar keşişler, papazlar bir hafta boyu bir toplantı düzenlemişler bir konuyu enine boyuna incelemeye almışlar. Konu çok çetrefilli bir konu imiş. Bu konu “atın ağzında kaç diş vardır” imiş. İçlerinde iyice sıkılan biri, ‘niçin bu kadar zorlanıyorsunuz’ demiş Sonra eklemiş ve bu kadar zorlanacak yer de getirin buraya bir at ve açın ağzını sayın ağzındaki dişlerini. Bitsin bu çile diyerek sözlerini tamamlamış. Fakat aforoz olmaktan da kendini koruyamamış. Bu ve benzeri nice derdimiz vardır ve her birinin mutlaka mukaddes Kitapta çaresi kaydedilerek Müslümanların dikkatine sunulmuştur.
Mübarek ramazan ayında ve her zamanda hiç kimse hiç kimseye haksızlık yapmamalıdır. Çünkü yapılan haksızlık “bir zerre kadar da olsa zulümdür ve mutlaka ondan sorgulanacaktır. İslam dünyasını kan golüne çeviren şer güçlerin cirit attığı bir dönemde biz onlara yataklık yapma pozisyonuna girmeme faziletini düşünelim, sahiplenmeye çalışalım ve ebediyen kardeş olalım! Kardeşçe yaşayalım! Allah Teala beyanlarıyla hem dünyada hem de ebedi hayatta mutlu olmanın bahtiyarlığına erelim Esselamu aleyküm.







