--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

PARANOYA VE CURCUNA

İlhan Oral
İlhan Oral

Dayanacak sağlam delilleri olmayan batının fanatik dincileri ya da İslâm korkusu ürkekleri yahut açgözlü sömürgeci saldırganları, İslâm’ı hedef tahtası seçip göstermeye yeltendikleri bilinmektedir. Onlar kendi görüşlerine göre haklı olabilirler.

Çünkü onların genlerine işlemiş ve kalplerini ürpertiden kudurtan virüsleri vardır. Hâlâ kalplerinin derinliklerinde, gusül abdesti alıp şehadet aşkı ile kefenini giyip yalın kılıç atına binen ve “Allah Allah” diyerek cenge başlayan sonra zaferi kazanan Alpaslan’ın korkusu yatmaktadır. Bu vesile ile onlar da Malazgirt meydan muharebesinin korku dolu hatıraları canlılığını sürdürmektedir. Bu ruh bozukluğunun etkisi altında paranoyak hallerinden kurtulamamaktadırlar. Anadolu’nun silahsız gönüllü fatihlerinin insani ilişkilerdeki sıcacık davranışlarının şaşkınlığı devam etmektedir.

Çağlara Osmanlı damgasını vuran Kostantiniyye fethinin hazımsızlığı midelerini bulandıran batı fanatikleri her alanda çarpık bir panoda debelenmektedirler. Viyana kapılarında Osmanlı atlarının nal sesleriyle kişnemeleri fobilerini depreştirmektedir. Hele bugün bütün tarih boyu yaptıkları hamlelerini tersyüz eden bir yönetimin, Türkiye sevdalısı olarak yepyeni bir hamle ile milletin gözünü açması, batıyı ve özellikle fanatiklerini çıldırtmaktadır. İçerideki işbirlikçilerini de kudurtmaktadır.

Bugün yüz sene önce olmuş tehcir olayında mahiyeti hâlâ netleşmemiştir. Sözde “Ermeni katliamı” olayını her fırsatta temcit pilavı gibi dünya kamu gündemine servis yapanlar kendilerinden başkalarına hayat hakkı tanımıyorlar. Bu batılı şer güçlerinin vicdanları, niçin Irak’ı ve Suriye’yi tahliye, tasfiye ve imha ederken her gün şeref yoksunu insan tacirlerinin kirli emellerine dur deme erdemi göstermiyorlar. Bu kış günü onca insanın arasında masum bebekleri Ege Denizi’nin buz gibi sularına gömüyor ve balıklara yem ediyorlar. Evet, siz haçlı bozuntuları, hiç de yabancı değilsiniz! Neron’un, Kazıklı Voyvoda’nın, Hitler’in, Mussolini’nin ve daha nice kanlı katillerin torunlarısınız!

Biz, suçsuz insanları, kötülerin arasında koyup ayni kategoride mahküm etmekten Allah Teâlâ’ya sığınırız. Ama kendi yurtlarında evleri başlarına yıkılmış, niceleri telef olmuş, niceleri iltica etmek için her tür riske razı olmuş o mağdur insanların sıkıntılarını paylaşmak bir insanlık borcudur kanaatindeyiz. Bu insanların çoğu bir lokma ekmeğe, bir yudum suya muhtaç kaldılar. Her tür imkânını kaybeden bu insanlar buz gibi ayaklarını ısıtacak bir ortama muhtaç oldular. Bunlar aldatıldılar, zorlandılar. Ege denizinde balıklara yem edildiler. Şimdi sen nerdesin ey medeni! Batı?

Ve siz nerdesiniz ey âlimlerin, âriflerin, âdillerin, fatihlerin ve şehitlerin torunları? Bir düşünün, palyatif tedbirlerle bu mağdur ve mazlum müslümanların hangi derdine derman olabiliriz? Nerede, ne zaman ve ne ölçüde kime faydalı olacağız. Yoksa bu vicdan muhasebesini yapmaktan da mı aciz kaldık? Bu sömürü düzenin amansız timsahlarına, tepkisiz olarak yem olan mağdur milletlerin âkibetleri farklı bir serüvene dönüşecektir. “Sen onları toplu sanırsın, ama kalpleri dağınıktır. Öyledir, çünkü onlar akıllarını çalıştırmayan kavimdir.” (Haşr: 59/14) Akıllarını kullanan müminler, “hep birlikte Allah’ın ipine sarılanlar” olarak kabul edildiğine göre ve İslâm toplumlarının mutlaka bir “lider kadronun” riyasetinde bütünleşmeleri gerekmektedir ve Kur’an’ın bu âmir hükmüne uymaları Allah Teâlâ’nın emri olduğu şuurundadırlar.

Ancak bilinen acı bir gerçek vardır ki, buna en başta müslümanlar bugün ki halleriyle hiç müsait değildirler. İslâm adına konuşan nice sorumlu Kur’an dışı bilgileri ile İslâm’ı hafif gösterme pozisyonuna girmektedirler. Kur’an bilgisinden yoksun olanların İslâm’ı savunmaları genelde reaksiyon ağırlıklıdır. Oysa İslâm daveti, hikmet içeriklidir, güzel öğütle süslenir ve en güzel mücadele tarzı ile sunulur. Genelde sözcüler ayarsız ve tutarsız eleştirilerle sürekli olarak nefret üretirler. Bu modeller dost değil İslâm’a düşman kazandırırlar ya da toplumu tereddüt çıkmazına iterler. Çıkarcı insanın toplama bilgi kırıntıları ile İslâm’ı savunmaya yeltenmesi hiç sağlıklı değildir. Hele bu insan kopyacı bir eğitimden geçmişse, o insanın dini anlatması hokkabazlıktan, riyakârlıktan ve simsarcılıktan ileri geçmez.

Büyük ve ağır sorumlulukları olan hocalarımızın ve âlimlerimizin, “Allah’ın ipine sımsıkı sarılma” gibi ve çok büyük ihtiyaç “lider kadro” kurup nezaretinde toparlanma gibi bir istekleri olmadığı görülmekte ve bilinmektedir. İşte bu da ılıman İslâm hayalcilerinin ekmeğine yağ sürmektedir. Böyle bir şirk düzenine fit olmak ne korkunç curcunadır. Farkında mısınız?!

İşte, batı toplumlarının tedavi kabul etmez paranoyası ve işte İslâm toplumlarının hayat ötesi curcunası! Ve işte bir kısım medyada evlendirme programları ile insan haysiyetinin ve İslâm ahlakının cellâtları! Toplumu toptan asimile eden zihniyete medeni tepki göstermeyenler! Unutmayın “Gevşemeyin, üzülmeyin, en üstün sizsiniz, eğer siz müminler iseniz” Rabbimizin sözü budur. Buna inanır ve bunun için yaşarız. Esselamü aleyküm. 

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle