Oyunlar ve gerçekler
Dünyada büyük ve sinsi oyunlar oynanıyor. Herkes de bu oyunların birer figüranıdır. Bu oyunları oynayanlar biliniyor. Üzerlerine oyun oynananlar da ortadadır. Oyun kuranlar ve oyunu fiilen oynayanlar hilekârdırlar aynı zamanda kabadayıdırlar. Üstüne üstlük sömürgecidirler ve amansız zâlimdiler. Dünyada kötü gidişattan onlar değil, hep ötekiler sorumludur.
Hele ciddileşelim ve ciddiyetle düşünelim. Milyonlarca Suriyeli insan suç işlemediği halde ülkede kargaşa çıkarıldı. Halk kendi idaresini kurmak istedi. Tam tren rayına girerken babasından diktatörlüğü teslim alan ve bütün şiddeti ile uygulayan zâlim Esed kaçma hazırlıkları yaparken birdenbire sinsi ve zâlim oyuncular üşüştüler. Ona siyasi güç sağladılar. Dünya kamuoyu desteği verdiler. ABD ve Avrupa’nın köstebekleri ülkeye çöreklendiler. Sinsiliğe bakın, muamma örgütler kurdular.
Amerika Irak’ı işgal ederken ana karnında kuzu rolünü oynayan bugünkü IŞİD kahramanları savunma yapma şerefini gerçekleştirmediler, teşebbüs bile etmediler. Şimdi bir bakın ki, bir tarafta iki milyar Müslüman insan var diğer tarafta Müslümanların bütün maddî ve manevî değerlerini gasp etmiş ve Müslümanları düşman kitle olarak hedef almış dünya şer güçleri var. Onlar büyük şeytan rollerini ustaca oynarlarken Müslümanlar birbirleri ile çekişir dururlar ve bundan zevk almaya özen gösterirler.
Müslümanlar kaybettikleri değerlerinin çalındığını kanıksamış ve tepki gösteremeyecek kadar fikrî ve ideolojik hadımlaştırılmayı kabul etmiş durumda ve kendi davalarına ihanet etmektedirler.
Müslümanların “haremi ismetleri” özellikle edep dışı sinsî saldırılarla ipotek altına alınmış, özellikle kadınları en basit ticaret meta’ı olarak kullanılırken sorumluluğunu kabul edecek birileri görünürlerde yoktur. Bunların yıllar yılı inançları öcü muamelesi görmüş ve laiklik gibi bir öcü ile korku girdabına mahkûm edilmişlerdir.
Yazılı ve görsel medya ile aileler alabora edilmiş, ailelerin temelleri dinamitlenmiş, boşanma had safhaya ulaşmış ve aile cinayetleri çıldırtacak boyutlara ulaşmıştır. Müslümanlarda moda “tanrısı” ile kılık kıyafet tahribatı zirve yapmış fakat bütün bunlara rağmen yeniden diriliş mücadelesi verecek şahsiyetli mümin Müslümanların hayaletleri bile görülmemektedir. Gözleri cıva gibi, kalpleri elektrik trafosu gibi ve iradeleri çelik gibi gelmekte olan Allah davasının amansız savunucuları olacak gençlerin önlerini kesen aile reisleri ve eğitim sorumluları yüreklerinin paslarını silmeyi bile beceremedikleri için yumurta içindeki bir civciv kadar irade kullanıp kabuklarını kıramıyorlar.
Ekonomisini amansız ahtapot faizin güdümüne bırakmış ve buna karşı i’tikdî bir tepki gösteremeyecek kadar vurdumduymaz rollerini oynamaktan mutlu görünüyorlar. Hatta rahatsız olmayacak kadar kalplerini karartmış karanlık görüşlü İslam âlemi yetkilileri dünyanın en âdî dizileri karşısında suspus birer imaj sergilemektedirler. Böyle bir sosyal atmosferde birçok atılımda bulunan nice müteşebbis cehalet girdabından çıkamadıkları için hedefe gitmeye çalışırken pusula kullanamıyorlar. Kullanma beceriksizliği bahtsızlığı yaşıyorlar. Kimi mangal yürekli insanı, sinsice suikast ile telef ediliyorlar. İslam âlemi lidersizliğin bedelini ödüyorlar.
Hak, adalet ve demokrasi gibi kavramları hatta ne anlam taşıdığı bilinmeyen laiklik gibi bir hokkabazlığı Müslümanlara dayatan başrol oyuncular, girdikleri İslam ülkesini talan ediyor, ülkeyi harap, insanını perişan ediyorlar. İkiyüzlü batı ve işbirlikçileri bundan yüz sene önce şerlerinden dolayı tehcir edilen Ermeniler için her sene temcit pilavı yapma şartlanmışlığından vazgeçmiyorlar. Bunu devamlı yutturmaya yeltenen sömürgeci ve vahşi batı dünyası B.M. nezdinde beş daimi temsilci seçmiş mağdur ve mazlum ülkelerin geleceğini onlardan herhangi birinin iki dudağı arasından çıkacak bir kelimeye ipotek etmişler. Gölgesinden de korkan İslam ülkeleri yetkilileri saltanat sürme peşinde direniyor ve hallerinden memnun keyiflerinden taviz vermiyorlar.
Korktukları başrol oyuncuları bir tarafta dünyanın baş belası iken kendi içimizde hiçbir ciddi çalışma yapılmayan nice sözüm bekleyen sıkıntı karşısında susan “dilsiz şeytanlar” kahraman gibi racon kesiyorlar. Gençler eğitim kargaşası hercümercini atlatamıyor, aileler ahlâksız yayınların dehşet verici baskısı altında temeli tahrip ediliyor, kimlik değiştiriyor, hatta yuvalar virane oluyor.
Büyük ahtapot kurumlar haksız ve zulüm düzenleri ile vermedikleri hizmetin parasını söke söke topluyor, hiçbir mağdurun gözyaşına bakmıyor. Devlet de mağduru korumuyor, bütün güç ve imkânı ile zâlimin daha çok güçlenmesi için onu koruyor ve destekliyor. Alacaklı alacağını alamıyor. Hâlâ yetkililer bunun sıkıntısını yaşıyor. Gelir dağılımı mağdurun aleyhine gelişiyor. Özellikle emekliler sefilleri oynuyor. Sıkıntılarını kimseye anlatamıyor için için yıkılıyor ve hüzün çekerek eriyorlar. Aile içi şiddet hüküm sürüyor, cinayetler hüküm sürüyor. Aslında bizim küresel oyuculara pek ihtiyacımız yokmuş meğer! Esselamü aleyküm.







