Öncü irade, lider kadro
Kur’an’ı, anlamak, incelemek, tedebbür edip araştırmak, tebyin ile açıklamam ve bütün, özelliklerine özen göstererek hizmet vermek mutlak manada iman gereğidir. Bu ise dünya ve ahiret bahtiyarlığıdır.
Hele vahyi sistemine, tevhit inancı ile tabi olup uymak ve tatbik ederek bütün Müslümanlarla kenetlenmek, hizmeti küresel bazda kabullenip sürdürmek yüce bir payedir.
Bütün bunlar öncü iradenin yani lider kadronun hizmet alanı çerçevesindedir.
“Ben iman ettim” deyip İslam’a giren her Müslümanın, iman etmesinden sonra ikinci işi, iman ve amel gereği lider kadrosunun itaatine girmektir. Bu, tevhit inancının esasıdır.
Öncü iradenin yani lider kadronun kabulü ve itaat edilmesi şer’an farz-ı ayndir. İnkârı küfürdür, ihmali isyandır. Önemsenmemesi tuğyan, gerçekleşmesi için çalışmamak, tevhit sistemine ihanettir ve laneti muciptir.
Bu ifadeler elbette “kavli şekil” niteliğinde her kesimi düşünmeye ya da korkutmaya yetecek niteliktedir. Sorumluluğundan kaçmak için bahaneler zincirine yapışmak yanlıştır. İslam dünyasının en büyük handikaplarından biridir.
Çünkü varlığı mutlak olan, hâkimiyeti evrensel olan Allah Teâlâ kesin ifade kullanır, çağlara ve nesillere, özellikle tüm sorumlulara hitap eder;
“Sizin aranızdan “hayra davet eden, maruf ile emreden ve şer, kötü olan her şeyden alıkoyan bir ümmet (lider kadro) olsun (seçim). İşte onlardır o dünya ve ahiret mutluluğuna erenler.” (Ali İmran: 3/104)
Tüm geçmişin ve ebedi geleceğin, göklerin ve içindekilerin her zerresinin mutlak hükümranı olan Allah Teâlâ, bu beyanı ile bütün Müslümanları direkt sorumlu tutmaktadır. Onun için bu öncü iradeyi kurmakla ve ona itaat etmekle sorunlulukları ihtar etmektedir.
Bu öylesi önemli bir sorumluluktur ki, bir insan iman ettikten sonra ilk icraat olarak lider kadroya itaat etmesi mutlak manada gerekmektedir.
Bu kuruma itaat etme durumunda olan insan, muhatap olarak imama biat eder ve itaat etmeye mecburdur. Bu biat edilerek itaat edilen ya halife ya da imamdır.
Bu lider kadronun bugünkü siyasi oluşumlarla bir kan bağı yoktur. Mevcut siyasi oluşumlar her inançtan olabilir. Birbirine zıt ve tefrika içinde olabilirler. Vasıfların uygun olanlardan seçimle teşekkül eden ve dünya Müslümanlarını tümü ile ilzam eden bu oluşum tevhit sisteminin olmazsa olmazıdır. Bugün yepyeni bir sistem ile hiçbir şer güce boyun eğmeden, hiç kimsenin etki alanına girmeden iman birliği çerçevesinde dünya Müslümanlarının aralarından ilim, irfan, ehliyet, liyakat, cesaret, basiret, siyaset, adalet ve takva sahibi insanlar arasından seçile, seçile kurulan en yüksek toplumsal ve siyasi kurumdur. Aynı zamanda devletler üstü bir organizasyondur.
Gıda maddelerinden bilgilenmeye, haberleşmeye, adalete ve teknolojik alanlara varıncaya kadar her alanda insan ihtiyacı olan her şeye çözüm üretecek, keşifler yapacak, İslam toplumlarını başka iradelere muhtaç etmeyecek çok kapsamlı bir kurum tam bağımsızdır. Bu kurum maruf olan her iyiyi insanlara sunup benimsetecek, şer ve kötülük adına her şeyden insanları koruyacak. Uzaklaştıracak bu kadro kurulmazsa İslam sahipsiz kalır. Bu takdirde bütün Müslümanların icraatları yapaydır ve hedefe götürecek ciddiyetten ve bilinçli hareketten yoksun kalmaya mahkûmdur.
Toplumların korkunç bir dejenerasyon dönemi yaşadığı gerçeği karşısında lider kadro Müslümanlarca mutlaka kurulmalıdır. Bu kadro olmadığı için hayır ile ilgili alanlarda, emri bil maruf ve nehyi anil münker çalışmaları da tamamen primitiftir.
Eğer Müslümanlar, Allah Teâlâ’ya inansalar sürekli olarak her alanda kalkınmış ve bağımsız güçlü bir iradeye sahip olacaklardır. Çünkü Rahman Allah’ın vaadi var;
“Sonra Biz peygamberlerimizi ve müminleri kurtarırız. Bu böylece Bizim üzerimize bir haktır ki, müminleri kurtuluşa erdirir mutlu ederiz.”
Deki; “İşte benim yolum budur: Allah’a basiretle davet ederim. Ben ve bana uyanlar… Allah’ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim.” (Yusuf: 12/108) Esselamü aleyküm.







