--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Netice iyi de

İlhan Oral
İlhan Oral

Siyasetten tamamen ilgisiz ve günlük olaylardan bilgisiz kalmak doğru değildir, biliyorum. Evet, biliyorum da Nasreddin Hocayı hatırlamaktan geçemiyorum.

Zavallı balıkçı, haddini aştı; “Hocam, balık baştan kokar, sen kuyruğunu kokluyorsun” diye çıkıştı. Hoca; “Evladım! Balığın baştan koktuğunu ben de biliyorum, yalnız koku kuyruğa kadar gelip gelmediğini merak ediyorum” dedi.

Şimdi ben de merak ediyorum. Çok yol yürüdük, çok başarı kazandık, fakat dönüp geriye bakamadık, on dokuzuncu asrın nelerimizi hortumlayıp yuttuğunu, nelerimizi çiğneyip ezdiğini, nelerimizi çalıp sırra kadem bastığını, nelerimizden bizi mahrum ettiğini, derin derin düşünüyorum. Gelecek nesiller adına dertleniyorum. Allah Teâlâ dilediğini azîz eder yüceltir, dilediğini zelil eder çökertir. Elbette bunun sebebi vardır, hatta sebepleri var ve çoktur.

Allah bir beldeyi örnek gösterdi ki, o beldenin halkı güven ve huzur içinde idi, ona her yerden rızkı da bol bol gelirdi. Sonra Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Artık Allah da onlara işledikleri şeylerden dolayı açlık ve korku elbisesini tattırdı. (Nahl: 16/112)

Kıyamete kadar gelip geçecek bütün Müslümanlara örnek veren Cenab-ı Hak, verdiği huzur ve güvenin, her taraftan bol bol gönderdiği nimetlerin değerlerinin bilinmesini istedi. Sorgulamak gerekir. Gerçekten Müslümanlar en başta Kur’an gibi her derde deva olan bu hayatî reçeteyi usulüne göre kullanma yerine daha çok tefrikaya prim verdiler. Kur’an’ı unuttular, Kur’an’a rağmen kendi gelip geçici fikirlerini ve daha çok kutsadıkları beşeri yorumları hayat düsturu yerine ikame ettiler. Beşeri yorumlarla muallel görüşleri temel ilke edindiler. Bugün var yarın yok olacak insanların görüşlerini, Kur’an’a tercih ettiler. Yanıldılar. Birliği, dirliği ve tevhit inancını kaybettiler.

Yine temel değerleri hiç unutmamak ya da bu temel değerleri günlük olayların gölgesinde bırakmamak gerekirken bunun ciddiyetini kaybettiler. Aynı zamanda bu ciddiyet, feraset ve basiret kıvamında olmalı idi. Zamanla esen siyasi rüzgârlar Müslümanları haddinden ziyade çok meşgul etti. Miting alanlarını lebalep doldurdular. Siyasî alanlarda çok heyecanlandılar harcandılar.

Gazetelerde, televizyonlarda, sosyal medyada, siyasî toplantılarda ve özel sohbetlerde işten anlayan da anlamayan da siyaseti kıyasıya konuştu ve fırsat buldukça ahkâm kesmekte ustalığını konuşturdu ve maharetini göstermekte elinden geleni esirgemedi.

Bin dokuz yüz elli yılı Demokrat Parti’nin büyük bir çoğunlukla iktidar oluşunu hatırlıyorum.  

Bin dokuz yüz altmış ihtilâlini ve daha sonraki olayların birçoğunun içinde yaşayarak nice politik ve sosyolojik olayları göz önünde canlandırıyorum. Genel bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum. Kazanımlarımızın ve kayıplarımızın muhasebesini yapıyorum, kaptan kaba döküyorum ve netice almaya çalışıyorum. İşte bundan sonra belirsizlikler hortlamaya başlıyor. Ne yapmalı idik, hangi değerleri hassasiyetle uygulamaya almalı idik, nasıl bir yöntem izlemeli idik diye düşünüyorum, amma netice berrak görünmüyor.

Fakat kâinat mülkünün sahibi her şeyi inceliklerine varıncaya kadar bütün açıklığı ile bize netleştirerek bildirmekte ve ısrarla biz kullarını uyarmaktadır.

Tağuttan, ona kulluk etmekten kaçınıp da tam içtenlikle Allah’a yönelenlere gelince onlara müjde vardır. Ey Resulüm haydi kullarımı müjdele. Onlar ki sözü iyice dinlerler, sonra da en güzeline uyar tatbik ederler, işte onlar Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte onlar lüb akıl sahidirler. (Zümer: 39/17,18)

Demek ki Müslümanların öncelikle safları netleştirmeleri, tâğut denilen her tür şeytanî düzen ve fikirlerden arınmaları, içtenlikle Allah Teâlâ’ya yönelmeleri gerekmektedir. Devamında sözü dinlemeleri ve en güzeline tabi olmaları, uygulamaları istenmektedir. Elbette bu en net, en verimli ve en berrak akıl sahiplerinin başarıp ulaşacağı en mükemmel mertebedir.

Bunun da anlamı, İslam toplumu varlığını sürdürmek istiyorsa imanını, ideal boyutlarıyla yaşamalıdır. Hak ile batılı tefrik edecek kadar bilgi birikimine sahip olmalıdır. Kalp ve akıl beraberce Allah aşkı ile hoplamalıdır. İslam toplumu bütün alt yapısını davasına göre ayarlamalıdır. Cehalet, tefrika ve benzeri sosyal kokuşmuşluklardan arınmalıdır. Şer güçlerin yani tağutların köleliğine boyun eğmemelidir.

Özellikle Müslümanlar her zaman olduğu ya da olması gerektiği gibi İslam gibi yüce bir davayı öncelikli görev olarak üstlenmeli idiler. Tefrikaya sarılıp şirk girdabına kapılmadan hak sistemin halis muhlis hadimi olmalı idiler. Çok şükür bu millet Müslüman bir millettir.

Amma Kur’an’a sarıldıkça hayaller gerçek olacaktır. Esselamü aleyküm.

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle