--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Neredeyiz

İlhan Oral
İlhan Oral

Bir toplantıdayız, ünlü hocalar konuşuyorlar. Kimi batı bilim tarihinden, kimi yüksek teknolojisinden, kimi doğunun yeni gelişen teknolojisinden ve kimi kadîm kültürlerden örnekler vererek anlatıyorlar. Çok özen göstererek nezaketle, zarafetle ve letafetle anlatıyorlar. 

Bu meseleler anlatıldıkça bilim adamlarından birinin anlattığını diğerleri tam bir teslimiyetle onaylayarak kabulleniyorlar. Bir diğeri onu te’yiden bir başka bilgi dalından iki bin yıl önce yaşamış filozoftan örnekler veriyor ve konu hakkında değerlendirmeler yapıyor. Bilimsel açıklamalar düzeyli bir ortamda değerlendirme muhabbeti halinde devam ettikçe ortam daha da nezihleşiyor. 

Dostluk futbol maçı yapan tarafların birbirlerine gösterdikleri anlayış, centilmenlik ve nezaket jestleri tarzında bilgi paylaşımı yapılıyor ve bundan herkes mutluluk duyuyor, söz kesilmeden konuşmalar devam ediyor. Nice eski bilim adamı hatta ilk filozoflara varıncaya kadar düşünürler gündeme getiriliyor ve yer yer falan “böyle” dedi, filan “şöyle” dedi, ifadeleri ile katılımcıların keyifleri tam gaz devam ediyor. Toplantıda ses tonuna varıncaya kadar, zamana, başkalarının haklarına, nezaket kurallarına, konuşma özgürlüğüne ve dinleme adabına ciddi bir itina gösteriliyor. Toplantıda birçok medeniyet birçok yönleri ile değerlendirildi, ballandıra ballandıra anlatıldı. 

Daha sonra söz İslâmî meselelere taşındı. İslâm medeniyeti daha çok ilgi çekti. Herkes daha yakınlık hissederek bilim adamlarını daha içten saygı ve güvenle dinlemeye başladı. Bir ilim adamı, Kur’an-ı Kerim hakkında aydınlatıcı, ümitlendirici ve uyarıcı bir konuşma yaptı. Din hakkında Kur’an’ın yeterli olduğunu başka bir bilgi kaynağına gerek olmadığını, hadis olarak rivayet edilenlerin uydurma olduğunu, fıkıh tedvininde bu rivayetlerin bilgi ve fetva kargaşasına sebep olduğunu anlattı. Bir anda salonda hava bozuldu, önceki huzur, nezahet kayboldu ve uğultular yankı yapmaya başladı. Dinleyicilerin dikkatleri dağıldı. Salonda soğuk rüzgâr esmeye başladı.

Bir hoca söz aldı ve “bu anlattıklarınızın doğruluğunu ispat etmek için bunların delillerini verirseniz en azından araştırmamıza ve incelememize yardımcı olacaksınız.” dedi. “Bilim adamı” hiç zaman kaybetmeden söze başladı ve Hazreti Ebubekir’in yanında beş yüz tane yazılı hadis vardı. Fakat doğruluğundan emin olamadığı için bunların tamamını ateşe atarak yaktı. Açın bazı kaynak eserlerde bu delili okuyun, diyerek konuyu kapatmaya yeltendi. Fakat soru soran hoca çok içerlemişti, meseleyi oldubitti ile kapatma niyetinde değildi. Öyle ise dedi, siz beni bir konuda aydınlatın. Namazda iftitah tekbiri alıyor ve subhaneke duasını okuyorsunuz. Şimdi soruyorum bu dua Kur’an’da var mı?  Eğer Kur’an’da yoksa bu duayı hangi delile dayanarak okuyorsunuz? Ya da okumuyor musun? Bundan sonra salonda uğultu artış trendine girdi. Birbirinden farklı sesler sükûneti bozdu ve toplantı nezaheti kayboldu. 

Bu hoca ve salonda bulunan diğer hocalar, inkârcı diye nitelendirdikleri bilim adamını mevcut bilgileri ile markaja almak istediler. Fakat Kur’an’dan pek haberdar olmadıkları için karşılıklı konuşmalar mugalâtaya dönüştü. Akademik kariyerler rafa kaldırıldı. Meseleyi yakinen takip edenler çok ileri düzeyde biliyorlardı ki, böylesi tartışmanın hiçbiri fayda sağlamayacaktır. Ancak hakikat seviyesinde Kur’an’a dönenenler, Kur’an’da, Kur’an’ın ve sünnetin delilleri ile hem kendileri bilgilenecek hem de başkalarını da aydınlatacaklar. Bu arada salondan bir ses yükseldi. Ben konu ile ilgili iki ayet okuyacağım. Biri şu ayettir: 

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar, Rablerinin huzuruna toplanacaklardır.” (En’am: 6/38) Diğeri ise: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah’dan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr: 59/79) Buna rağmen salonda kontrolsüz yayılan uğultu yüzünden ve sinirleri gerilen dinleyicilerin asabileşmesinden dolayı konuya pek ilgi duyan kalmadı.

Salondan agresif hareketlerle çıkan ve salondaki nahoş havadan rahatsızlık duyan sadık dinleyiciler! artık kahramanlaşmışlardı. Hem konuşmacılara ateş püskürüyorlar, hem de hayıflanıyorlar ve hem dertleniyorlardı. Diğer bilim dallarındaki konuşanlar, sükûnetle ve nezaketle konuştular, biz de huzur ve güvenle dinledik. Dinî konuşma yapan hocalara ne oldu da ihtilafa düştüler ve birbirine zıt konuşmalar yaptılar. “Şimdi ayıkla pirincin taşını.” “İslam’ı bu kadar farklı sunan hocalardan hangisine inanacağız ve hangisine uyacağız” derlendiler her biri bir tarafa dağılıp gittiler.  

Şimdi soruyu yenileyelim ve tekrar soralım; Dava adına biz neredeyiz ve davanın neresindeyiz? 

Sahi! biz neredeyiz ve dinin neresindeyiz? Kim Kur’an’ı ve sünneti ne kadar biliyor? Müminler kime ne ölçüde inanıp bağlanacaktır. Her halde dedikodunun kıskacındayız. Başka nerede olabiliriz? Olsak olsak  nerede olacağız!?  Esselamü aleyküm! 

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle