--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Neden ilk sırada değiliz”

İlhan Oral
İlhan Oral

21 Nisan 2016 tarihli gazetemizde bir yazı okuyordum. Nedense okuduğuma göre anlayarak okuyayım diye içimde bir his var. Bu duygu ile yazıyı dikkatlice okuyorum.

Yazımın sonuna doğru yaklaşmıştım. Bir cümlede yoğunlaştım. Çünkü o cümle ilgimi çekmişti. Yazı ikinci sayfada Ali Erkan Kavaklı’nın “Gönüller Sultanı’nı (SAV) iyi tanımalı ve örnek almalı” idi. Fakat yazının devamında Kur’an-ı Kerim’i okuma meselesi üzerinde yoğunlaşarak devam ediyordu.  Hatta ara başlık “okumamak Allah’a isyandır, okumak ibadettir” ibaresi de dikkatimi çekmişti. Aslında önce inanmak gerekir. Kur’an’ı okumak bir başlangıçtır. Okumaya başlamadan önce Kur’an okuyacak insanın “yüsr, kıraat, tilavet, tertil ve müks” kurallarını öğrenip iman etmiş olması şarttır. Daha sonra ileri düzeyde yine Kur’an okuma ilkeleri vardır. Onları da bilip iman etmiş olması elzemdir. Okutacak insanın da bunları çok iyi bilmesi önemlidir. Buna ek olarak, hocanın Kur’an’ı niçin okuttuğunu bilerek anlatması şuur düzeyinde okutması çok önemli görevidir. Aksi takdirde Kur’an’ın fonetiğini ileri geçmek mümkün değildir.

Esas benim ilgimi çeken bir cümle bu yazıyı yazmam için yeteli oldu. O cümle: “O halde dünya okuma istatistiklerinde neden ilk sırada değiliz” idi. İstatistikler benim ilgimi çekmez. Ancak benim ilgimi çeken Müslümanlarca Kur’an’ın kabul edilip edilmediğidir. Bu cümle birçoklarını rahatsız edebilir. Rahatsız olanlar için şimdilik peşinen şunu söyleyebilirim; birkaç asırlık süreçte Müslümanlar Kur’an gibi bir Kitabı aksesuar olarak kullandılar. Bununla da ilgisizliklerini ve bilgisizliklerini kamuflaja kalkıştılar. Bugün ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi önemli ve büyük bir teşkilatımız vardır. İl ve ilçe müftülüklerimiz ve yüz binin üzerinde din hizmeti veren hocamız vardır. Birçok gönüllü müteşebbis bu hizmet için gayret etmektedir. Nice ana baba ve nice bireysel hamle bu işin peşinde koşturuyor.

Bütün bunlara rağmen arzulanan netice sağlanamıyor. Bunun sebeplerini hiç düşünmeyiz. Yeri gelir hayıflanırız, dertleniriz, bazen de birilerini eleştiririz. Pekiyi neden işin özüne inmeyi hiç düşünmeyiz? İşte işin çözüm noktası buradadır. Fakat bunun da pek farkına varıldığı kanaatinde değilim. Çünkü Kur’an hizmeti gibi bir hizmet bile tefrikaya alet edilmektedir. Bunun mücadelesini verdik ondan dolayı iyi biliyorum. Daha önceki yazılarımda yazdığım bir meseleyi bir daha dile getirmem gerekiyor. M Ü. İlahiyat Fakültesi’nde altı senede on bin insanımıza üç günde Kur’an okumaya başlattığımızı dile getiriyorum. Bu TİYEMDER’in kayıtlarında ve fakültedeki hocalarımızın bilgisi dâhilindedir. Halkımızın büyük ve coşkulu teveccühü ümit verici nitelikte idi.

Diyanet İşleri Başkanlığı ilgili dairesinde iki defa sunum yaptığımız üç günde “Kur’an okumaya başlatıyoruz” çalışmamızı takdirle ve memnuniyetle karşıladılar.

Davet edildiğimiz vakıflarda aynı ilgi ile karşılaştık. Fakat görebildiğim, işin sırrı hiç de olumlu değildi. İşin sırrı da her alandaki ilgilinin tavrı; “benim yaptığım en iyisidir” anlayışıdır. Hep dua ediyorum. Bir insanın bir diğerine Kur’an kelimesini bile hatırlatması önemli bir hizmettir. Rabbim, hizmet veren herkesten razı olsun. Buna rağmen, Müslümanların Kur’an’ın beyanlarını kabul etmedikleri gerçeği ile karşı karşıyayız. Elbette Kur’an’ın ihya edici ve toparlayıcı ilkeleri kabul edilmelidir. O ilkeler doğrultusunda ve şuurla hizmet verilmelidir.

Bunu kabul edebilmek için iki önemli ilkeyi kabul etmek gerekiyor. Biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün insanlığa hatta cinlere gelmiş bir peygamberdir. İkincisi Kur’an, O peygamberin uyguladığı eksiksiz kanunlar kitabı evrensel hidayet rehberidir. Şimdi herhalde anlaşılmıştır; “O halde dünya okuma istatistiklerinde neden ilk sırada değiliz”. Bunun yegâne sebebi her şeyde olduğu gibi birlik halinde hizmet vermek istemeyişimizdendir.

Bu millet, Kur’an’ın ilkelerini olması gerektiği gibi uyguladığı zaman ilimde, adalette ve medeniyette zirvede idi. Şimdi bu kadar imkân karşısında Kitabımızı okumada bile sıkıntı çekiyoruz. Ancak Müslümanların yeniden ihtiyaç hissetmeleri halinde Kur’an toplayıcı, bütünleştirici ve ihya edici özellikleriyle elimizdedir. Onu bütün özellikleriyle kabul etmek bize aittir.

Şimdi işin özüne dönelim. Kur’an öğretimi için onun kolay öğrenildiğini kabul etmelidir ve buna mutlaka inanmalıdırlar. Kur’an’ı niçin okuduklarına karar vermelidirler. Kur’an’ı öğretecek ehil öğretici arayıp bulacaklar, güvenip destekleyecekler. Kur’an’ın temel ilkeleri hakkında bilgilenecekler. Sonra Kur’an’a inanarak seferber olacaklar. Onun ilmine yönelecekler, gençlerden en yetenekli değerleri seçecekler ve özellikle Kur’an’ı anlayıp tebyin ve tebliğ edecek nitelikli elemanlar yetiştirecekler. Aslında çok imkânımız var. Fakat imkânı kullanacak yeterli ve yetenekli eleman sıkıntımız var. Farklı bakış açısı işbaşındaki insanları yanlış istikametlere yönlendirmesi gerçekten düşündürmekledir. Esselamu aleyküm.

 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle