Nasıl düşman üretebiliriz
Daha yakın zamana kadar Türkiye’de İmam Hatip Liselerinde okuyan gençlerimizden niceleri okuduğu okulu söylemekten çekinirdi. Hele Kur’an kurslarında okuyanlar daha da eziklik hissederlerdi. Her halde sebeplerini hatırlarsınız. O günkü sosyal hastalık, psikolojik bunalım ve ideolojik saplantı buna yol açıyor ve ortalığı kasıp kavuruyordu. Toplumda dehşet hâkimdi.
Bizzat yaşadığım ve hatırladığım zaman üzüldüğüm bir olayla meseleye bir nebze açıklık getirmek istiyorum. Bin dokuz altmışın ilk seneleri idi. Ortaokul imtihanlarını vererek okul dışından diploma almak için Fatih’te Gelenbevi Ortaokulu’na müracaat ettik. Beraber müracaat ettiğimiz arkadaşlardan kimileri müracaatlarını geri aldılar. Kendilerince gerekçeleri, bize burada diploma vermezler idi. Ben, başladık, bitiririz kanaatindeydim. Öyle de oldu. Fakat daha müracaat ettiğim gün çok tatsız ve münasebetsiz bir olay yaşadım. Düzenlenecek evrak ile ilgili soruyu tekrar sorduğum için bir anda hakaret fırtınası içinde tutuldum. Konunun nezahetini bozmamak için hakaret sözlerini zikretmek istemiyorum. Tabii aynı tondan cevap verdim. Amma o olay benim üzerimde silinmez bir iz bıraktı. Çünkü bana hakaret eden zihniyete göre biz o zaman gereksiz bir kalabalık idik. Belki de çok tehlikeli bir düşman güruh hatta “ma’kul” olmayan vasıfsız kalabalıktık.
Toplumun büyük bir çoğunluğu bu tür muamelelerden çok sıkılmıştı ve vatandaş olarak bir kenara itilmişti. Birileri sanki bin dokuz yüz elli seçimlerinin intikamını alıyordu. Bu yüzden insan yerine bile konulmayan bu mağdur toplum yeniden içine kapandı. Bundan dolayı gizli duygu yoğunluğu yaşamaya başladı ve kendine rota belirledi. Biz müslümanız, inancı ile her alanda çalışmaya başladı. Devlet erkini ideolojileri doğrultusunda kullanıp müslüman halkı sindiren, yıldıran ve hayatını zehir eden ideolojik sapkınları, daha sonraki seçimlerde devre dışı bıraktı. Zaten altmış ihtilali nice yetkiliyi inanılmaz haksızlıklara mahkûm etmişti. Mağduriyetlerle perişan edilen bu siyasî ekip iki bakan ve bir başbakan idamı ile korkunç bir bedel ödemişti. Bu dehşet veren sosyal virane ile yetinmeyen zihniyet muhtıralarla ve ihtilallerle sosyal, siyasî ve ekonomik bunalımlarla ülkeyi virane ve halkı perişan etmişti. Bu zihniyet halkı korkutuyor, yıldırıyor ve sindirmeye çalışıyordu.
İşte böylesi karanlık tabloda halk çare aramaya başladı. Önce sosyal ve siyasî platformdaki, siyasi oluşumlarda kendilerine yer aramaya kalkıştılar. Bununla beraber yalnızca dinî alanda hizmet verme mücadeleleri ön plana çıktı. Benzeri oluşumlar, İslam adına çalışma yapmak için birçok alanda faaliyetlerini gerçekleştirmeye yöneldi. Fakat bunların arasında öylesi var ki bu durum karşısında Kur’an dışına kaynaktan kendini kurtaramadı. Allah Celle Celaluh Kitabı Keriminde; “Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah’tan hiçbir şey kalmamak üzere ilişiğini kesmiştir. Ancak onlardan korunmak için takvaya yönelmiş olasınız. Allah sizi zatından çekindirir. Sonunda gidiş Allah’adır.” (Ali İmran:3/28) demesine rağmen bunlar sınırı aştılar. Nice değerleri geride bıraktılar, şer güçlerin desteği ile dünyaya açıldılar.
Kur’an’ı kullanıp kâfirlere hizmet etmeyi yeğlediler. Kahredici bir felaketin girdabına girdiler. Tabii bunlar, Kur’an ifadesi ile “Kur’an’ı arkalarının ötelerine attılar.” Yetmedi, kâfirlerle işbirliği yaptılar. “Kâfirler birbirlerinin velileridir. Eğer siz birbirilerinizin velileri olup bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur.” (Enfal:8/73) En’am suresindeki bir ayet konuya bir açıda açıklık getirmektedir. “Onlar ki dinlerini parçaladılar tefrikaya düştüler, kendileri parça parça oldular. Ey Resûlum sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işleri ancak Allah’a aittir. Sonra onlara ne yaptıklarını Allah haber verecektir.” (En’am:6/159) Allah Teâlâ’nın bu beyanından sonra çok dikkat etmek gerekir. Çünkü Kur’an beyanlarından birinde: “Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin. Ona karşı gelmekten ittika edin namazı kılın ve sakın müşriklerden olmayın ki onlar dinlerini parçaladılar bölük bölük oldular. Evet, her parti kendi yanlarında olan değerlerle övünür sevinip avunurlar.” (Rum:30/31,32) Önceki ayetlerde, müminlerden başkalarını veli edinen, peygamberle hiçbir alakası kalmayan, tefrika yüzünden müşrik olan ve kendi yanlarında olan donelerle yetinip böbürlenen sapkınlar İslam sistemi dışına taşarak din ile Peygamber ile ilgisi kalmamış kimselerdir. Kâinat mülkünün ve İslam dininin sahibi Allah Teâlâ öyle buyurmuyor mu? “Gerçekten bu sistem benim dosdoğru yolumdur. Ancak ona tabi olunuz, başka başka yollara girmeyiniz. Sonra bu başka yollar sizi Allah’ın yolundan dağıtarak ayırır. Allah size bunları tavsiye eder. Umulur ki, ittika eder (doğru yolda kalırsınız).” (En’am:6/1539)
İşte bütün bu açıklamalar karşısında görülüyor ki, Müslümanlar Kur’an dışına çıkınca düşman olmaya başlıyorlar ve düşmanlık kendiliğinden, öldürücü virüs gibi yayılmaya başlıyor. Yoksa biz düşman üretme peşinde değiliz. İlâhî adalet uygulandıkça düşmanlık zemin bulamaz ve gelişip yayılamaz. Esselamu aleyküm







