--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mukaddes çağrının önemi

İlhan Oral
İlhan Oral

Mukaddes çağrı, insan tercihlerinden, toplumun temayüllerinden, ne idüğü bilinmeyen demokrasiden, din karşıtlığı laiklikten, mezhepçilikten, din adına gelişen ve din tandanslı oluşumların hepsinden çok önemlidir.

Böylesi bir kabul, hakikatin ön şartıdır. Ve bu kabul kâinat sisteminin işleyişine aklen ve kalben katılmaktır. Her tür nefsani, beşeri ve şeytani engellerin hepsini aşmanın ilk basamağıdır.

Çünkü “Allah selamet yurduna çağırır.” Selamet yurdu öncelikle bilgi ve kulluk şuuru ile adalet ile yönetilen medeni bir diyardır. Sonra, sonsuz âlemin sonsuz nimetlerle donatıldığı ve artık mümine meccanen verildiği ebedi huzur diyarı olan Cennettir.

Ancak Cennet yolunda çok engeller ve amansız işlemler vardır. Son nefes ile başlayan ve adım başı insanın karşısına çıkan engeller, taşınmaz yükler niteliğindedir. Bu zorlu engelleri güvenle aşabilmek için ilahi gümrükler güvenliğini hak etmek, mukaddes çağrıyı kabul etmekle başlar.

Ey Resulüm! Kullarım sana Ben’den soru sordukları zaman şüphesiz, Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin davetine icabet ederim. Artık onlar da Bana icabet etsinler. Bana uysunlar. Ve Bana güvenip iman etsinler. Ki, Hakk’a icabet etmiş, olgunluğa ermiş olsunlar. (Bakara 2/186)

Cennet, ebedi selamet yurdudur. O her tür nimetin en doğalı ve en mükemmeli ile donatılmıştır. En değerli nimet, en çok emekle elde edilen nimettir. Cennet, nimetlerin en büyüğü olduğu için nice imtihandan ve nice büyük mücadeleden sonra o nimete kavuşulur. Zaten Allah Taala bu meseleyi dile getirirken çok manidar bir ayet ile canlandırır.

Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve onunla birlikte inananlar: Allah’ın yardımı ne zaman? Diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır. (Bakara 2/214)

Bunca sıkıntı ve bunca zorluk, Peygamberi ve beraberinde bulunan müminleri zorluyorsa, onları çaresiz bırakıyor ve bitkinleştiriyorsa, meselenin çok büyük bir çağrı olduğunu algılamalıdır insan.

Bunun için Cenab-ı Hakk’ın rızası istikametinde bütün müminler hep birbirinin kardeşi oldukları bilinci ile ideal ve eylem birliği içinde olmaları imanlarının gereğidir.

Eğer ideal ve eylem birliğine inanmıyorlarsa, arada korkunç bir kopukluk baş gösterir. Allah Taala’dan kopan Müslüman tandanslı insanlar, “tanrıcılık” peşinden koşuşurlar. Onlara yamanır ve onlara sığınırlar. O zaman da korkunç bir manzara ile karşılaşırlar. Bugünün Müslümanlarının bir kısmının düştüğü perişanlıklar gibi.

Kâfirler birbirinin yardımcı dostlarıdır. Eğer siz bunu yapmazsanız (yani birbirinizi dost edinmezseniz) yeryüzünde bir fitne çıkar ve büyük bir fesat yayılır. (Enfal 8/73)

Evet, Kâfirler birbirinin yardımcılarıdır. Bu hakikat karşısında, İslam ülkeleri ya da Müslüman toplumlar, şer güçlerin fitne kazanı gibi kaynamaya yüz tutmuştur. Bugün hemen, hemen bütün İslam ülkelerinin tamamına yakını böylesi bir fotoğrafı andırmaktadır. Bunun karşısında Müslümanlar, birbirinin dostluğunu yardımcılığını pek benimsemedikleri için de yeryüzünde fitne çıkmış ve korkunç fesat yayıldıkça yayılmaya başlamış demektir. Fitne fesat yayılması yetmiyor, sığınmacı trajedisi korkunç boyutlarda tehlike sinyalleri vermeye devam ediyor. Artık, “Muhacir - Ensar” yok, sığınmacı var.

Sığınmacıların ütopik bir cennete gittikleri kanaatinde misiniz? Hiç şüphelenmiyor musunuz? Ya bunlara daha rahat, daha güvenli bir hayat imajı vererek onları asimile etmeyi sağlamak için kullanıyorlarsa ve sonunda onları birer İslam ve Müslüman düşmanı yapmayı hedefliyorlarsa, Allah rızası için söyleyiniz düşünmek gerekmez mi? Bugün Müslümanlar günlük gaileler arasında pasifize oldular. Ciddi meselelere ilgi duymuyorlar. Adeta Allah Taala’nın kitabını okumaya korkuyorlar.

Müminler ancak kardeştirler. Onun için kardeşlerinizin aralarını ıslah edin ve Allah’tan itikâ edin ki, rahmete nail olasınız. (Hucurat 49/10)

Bu ayetten önceki ayet derin anlamlar içermektedir. Bu konuda da Müslümanlar, Allah Taala’yı ikinci plana attıkları ve kendi tanrıcıklarının peşine düştükleri görülmektedir.

Mukaddes çağrıyı en etkin dil ile ifade eden ayet, gelen ayettir. Burada iman kartı hedeftir.

Ey iman edenler! Allah’a itaat ediniz ve Peygambere de itaat ediniz. Ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz. Sonra bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, Allah ve Peygamberine iletiniz. Eğer siz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, O daha hayırlıdır ve de netice itibariyle en güzeldir. (Nisa 4/59) böylesi ilahi bir mesajı Müslümanlar nasıl değerlendirmelidir? Düşünelim. Hem de çok düşünelim. Esselamu aleykum. 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle