Kur’an medeniyetinde konuşma dili
Kur’an medeniyetinde konuşma kavramları ile ilgili çok cazip ve manidar ifadeler vardır. Bu ifadeler, ilim anlayışı, iman sorumluluğu, ahlak kalitesi, gönül huzuru ve medeniyet bilinci ile doludur. Kerim söz, ahsen söz, hikmet, sedîd söz, selam söz, maruf söz, beliğ söz, meysür söz, leyyin söz, sabit söz, hak söz, fasıl söz, sakil söz, sağlam söz gibi daha nice güzel ve kıvamında kavramlar vardır ki bunlar, ruhları okşamakta ve gönülleri süsleyerek huzura kavuşturmaktadırlar. Bunlar insanlar arasında güven ortamı oluşturmaktadırlar.
Kur’an ve sünnet kapısına uğramamış gibi doludizgin konuşan özellikle din hizmeti verenlerin bunları bilmesi gerekir. Bu medeniyet çerçevesinde, konuşmalarında zaruret vardır. Aksi takdirde abur cubur konuşanları dinleyenler, aynı konuda bir başkasını dinlemişlerse şaşkına dönüyorlar. Çok iyi niyetli halkımız vardır. Halkımız bunlardan herhangi birini dinliyor, hangisine inanacağı hakkında sıkıntı çekmeye başlıyor. Bu konu genelde din alanında soğumalara sebep oluyor. Bunlar ve daha nice zararlı konuşmaların etkilerini önleme hususunda Rabbimiz dikkat çekerek muhteşem beyan ve uyarıda bulunuyor:
“Ey Resûlum! İnsanları Rabbinin yoluna, hikmet ile güzel öğüt ile davet et. O insanlar ile en güzel bir suretle mücadele et. Şüphesiz ki O Rabbin, yolundan sapanları bilir. O, hidayete erenleri de bilir.” (Nahl:16.125)
Bu ayette geçen “hikmet” nice değişmez gerçeğin özü ve nice pürüzlü meselenin hakiki yüzü, müminin son söyleyeceği sözüdür. Hikmet genel anlamı ile Kur’an’ın içeriği ve vahyin gereğidir. Kâinatın düzeni, sistemlerin işleyişi, değişmez sistemin ahengi ve varlıkların mihengidir. Konuşmada, cümlelerin uyumu ve mananın insicamıdır. Resullerin davayı sunumu, rıza makamının esas konumudur. Velhasıl hikmet, konuşanın vakarı, buna karşılık muhaliflerin duydukları karşısında Hakk’a teslimiyetidir. Aksi halde onların acziyetleridir. Bu alanda mükemmel bir örneğimiz vardır.
Tanrılık iddiasında bulunan Firavun; “Sizin en yüce tanrınız benim” diyordu. Böylesi kendini bilmezlikle çılgınlaşan Firavun şımarıklık ve şirretliği azgınlık boyutuna taşımıştı. Gittikçe çılgınlaşıyordu. Fakat Firavunun anlaşılmaz inat ve inkârla, Allah Teâlâ’ya isyan edip tanrılık iddiasında bulunması ve çevresindeki insanları köleleştirmesi korkunç olaylardı. Buna rağmen Allah Teâlâ, ona, Hazreti Mûsâ ve Hazreti Harun aleyhime-s selamı gönderdi. “Gidin ona leyyin söz ile hitap edin” diye emretti. Aslında leyyin söz, daha çok anlatıldığı gibi yalnızca yumuşak söz ile ifade etmek yeterli değildir. Leyyin söz, muhatabın karşısında kasılmadan, gerilmeden, korkmadan, eveleyip gevelemeden hak sözü olduğu gibi vakarla söylemek demektir. Üstelik karşı tarafı, germeden ve tahrik etmeden konuşma sanatıdır.
Devletlerarası görüşmelerde konuşma dili, müzakere olarak bilinmektedir. Müzakerede kullanılması gereken dil, “leyyin söz” niteliğinde olmalıdır. Çünkü Hazreti Musa ilâhî davanın temsilcisi, Firavun ise tam tersine tanrılık iddiasında bulunan putperestliğin temsilcisidir. Burada bugünkü dünya siyasetine ışık tutacak kaliteli bir bilgi verilmektedir. Bloklar arasında konuşma dili olarak leyyin söz önerilmektedir. Bunun da manidar bir genellemesi vardır: Ey Resûlum! Mümin kullarıma de ki, kâfirlere sözün en güzeli ile konuşsunlar. Şüphesiz, şeytan aralarını bozmaya çalışır. Şeytan, insan için açık bir düşmandır. (İsrâ:17/53) Evet, şeytanı devreden çıkararak konuşmak ancak Kur’an medeniyetinde konuşma dilinde vardır. Bu alanda da Kur’an medeniyeti, medeniyetlerin en üstünüdür.
Öyle üstün bir medeniyettir ki, devletlerarası hukuku, en kaliteli konuşma ile başlatır ve mükemmel düzeye yerleştirir. Hiçbir konuyu es geçmez aileyi bile sıcacık bir yuvaya ve gönül iklimi bir ortama dönüştürür. Merhamet ve muhabbeti zirveleştirir, hak ve hukuku canlandırır, sonunda asaletini kazandırır: “Rabbin, “Kendinden başkasına kul olmayın, ana ve babaya iyilik edin” diye hüküm verdi. Eğer onlardan biri veya her ikisi de senin yanında yaşlanırlarsa onlara “öf” deme. Onları azarlama. Onlara kerim söz söyle.” (İsrâ: 17/23)
Ana ve babaya “öf” bile dedirtmeyen, onları daima saygı değer görerek bakım ve hizmetini yaptıran Kur’an medeniyeti en üstün bir medeniyettir. İnşallah haftaya devamında buluşmak üzere Mevlâ’ya emanet olun. Esselamu aleykum.







