Kur’an karşısında şaşkınlar
Birçok Müslüman, ilim adamı yetiştirmek için gayret etti. Başarıya ulaşmak için daha çok çalıştılar. Âlim yetiştirme mücadelesi veren hasbî öncüler biliyorlardı ki, bir cemiyette âlim kalmazsa cahiller simsarlaşır ve boşluğu doldurma hususunda zafiyet göstermezler..
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi şerifinde buyurur: “Allah ilmi, kullarından söküp alarak yok etmez. Ancak, âlimleri kabzeder, öyle ki âlim kalmaz, insanlar cahilleri üstad edinirler de onlara sorarlar, onlar bilmedikleri halde cahilâne fetva verirler. Hem kendileri sapar, hem de insanları saptırırlar.” İşte bugün İslam ümmeti bu haberin acı ve feci neticesini yaşıyor. Birileri, “Kur’an bugün gelseydi nasıl olurdu?” temasını işleyen kitap yazmaya cür’et gösteriyor. Bir başkası Hazreti Âdem’e baba bulma derdine düşüyor. Bir başkası delile ihtiyaç hissetmeden “Kur’an’ın ilk zaman belli bir bölgeye geldiği bir gerçektir” diyor. Devam ediyor. Kur’an’da bir devlet modeli yoktur. Müslüman bir şey yapacaksa birey olarak yapmalıdır. Dinde birinci delil Kur’an değil, kitaptır. Hadis delil değil, delil sünnettir. Hazreti Aişe demiştir ki, “Peygamber şimdi olsaydı, öyle yapmazdı böyle yapardı.” Bu iddiaları ileri sürerken hiçbir delile gerek duymuyor. Bir başkası, “aslında iddia edildiği kadar hadis yoktur” iddiasını ileri sürüyor. Hele bir bakar mısınız bu bilge zevata, neler biliyorlarmış? Bundan elli sene önceydi hocalarımdan rahmetli Sadreddin Yüksel hoca efendiye bu konu ile ilgili bir soru sormuştum. Soruma “Halif tu’ref” diye cevap verdi. Türkçesi; aykırı ol ki tanınasın. Rahmetli hocam ne kadar haklıymış şimdi daha iyi anlıyorum.
İlimde gerçeklik ve kalite önemlidir. Gerçeklik, hakikat ve hikmet düzeyinde olmalıdır. Hakikati ve hikmeti olmayan sistem, anormal insan üretir. Bu tür gelişme ile yetişmiş insan, güvensiz, huzursuz ve karamsardır. Hatta genelde ruh hastası emaresi sergilemektedir. Bu kanaatin gerçekliğini nasıl ifade edebiliriz. Özenle ifade etmeye çalışıyorum. Evet, suçlamak kolay, ispatı zordur. Fakat iyi anlamak ve ciddi boyutlarda tefekkür etmek gerekiyor. İslam düşmanı müsteşriklerin âdeta sözcülüğünü yapar görünümü veren yerli uzantılarına, delilleri hatırlatarak ne yaptıklarını düşündürmek daha isabetli olur. Bu görevi yapmayan “dilsiz şeytan” durumuna düşer. Hem bunları mesnetsiz eleştirip hakikatten kaçarak birçok gerçeği saklamak da doğru değildir, hatta bu ilgisizlik haramdır.
Yanlış anlamaları ve yaftalamaları bir kenara koyup Kur’an’a baktığımız zaman, mevcut Müslümanların, kötü gelişmelere zemin hazırladığı gerçeğini unutmamalıyız. Hemen hemen herkes bilir ve söyler. “İslam’ın ilk emri oku’dur”. Buna rağmen adı lazım değil yazar kalkıyor, Kur’an’ı incelemeden “Kur’an bugün gelseydi nasıl olurdu?” adında kitap yazıyor, saf zihinleri ifsat ediyor. Bununla saçmaladığının farkına bile varamıyor. Fakat Kur’an insanları ciddi olarak uyararak diyor ki; “Ve o gün her ümmet için de aleyhlerinde kendilerinden birer şahit göndereceğiz. Ey Resûlum seni de bunların üzerine bir şahit olarak getirdik ve sana kitabı her şey için apaçık bir beyan ve bir hidâyet ve bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olmak üzere indirdik.” (Nahl: 16/89). Bundan dersini alabilecek sorumlunun iyice okuyup tefekkür etmesi uygun olacağı kanaatindeyiz.
İslam’ın bölgesel olmadığını çok açık bir anlatımla Cenab-ı Hak beyan eder; “Ey Resûlüm, biz, seni ancak bütün insanlara cenneti müjdeleyici, azabı haber verici olarak peygamber gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Sebe: 34/28). İslam’ın devlet modeli olmadığını iddia etmek, Kur’an’ın içeriğinden habersiz oluşun açık delilidir. Kur’an ve onun tebliğcisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ilk icraatlarından bir kaçını dile getirelim. Vatandaşlık anlaşması, imar çalışmaları, ziraî ve ağaçlandırma, Yemen’e vali tayini, sağlık işleri, mabet inşası, eğitim, adalet, savunma, aile hukuku, miras hukuku, arazi hukuku, ticaret hukuku, fütuhat, itaat ilkeleri, meşveret, adalet, lider kadro gibi devlet ilkeleri vardır. Kaldı ki, başlangıçtan bugüne kadar gelen devletlerin ilkleri, İslam ilkeleri idi. Şeriat kavramını kullanmayan, İslam devletini nasıl anlayabilir? Diğer meseleleri delilleriyle beraber bundan sonraki yazılarımızda açıklamak üzere… Esselamu aleyküm.







