--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kim neyi niçin savunur

İlhan Oral
İlhan Oral

İslam, her alan ve her konuda ilkeleri ve beyanları kendine özgü olan müstesna bir sistemdir. Müslümanlar bu şuuru hiçbir zaman kaybetmemeliydiler, ama kaybettiler.

Hayat boşluğu kabul etmediği için, İslam toplumu batının atık maddelerini yüksek değerler olarak algıladılar, aldılar ve ilâhî değerlerden boşalan hayat iklimlerine yerleştirdiler.

Birkaç asırdan beridir tamamen batı kültür ve medeniyeti etkisi ve baskısı altına giren İslam coğrafyasının yazar ve çizerleri “uzak yerin somununu büyük görünür” vecizesinde olduğu gibi haddinden ziyade batı değerlerini şişirdiler daha büyük göstermeyi başardılar.

Uzun süre batının medeniyetinden dem vurdular, İslam dünyasının geri kalmışlığını İslam’a fatura ettiler. Bilgi yoksunu, fikir kaçkını, din düşmanı kof bir nesil yetiştirmeye yeltendiler. Kısmen de olsa başarı sağladılar.

Hiçbirinin düşüncesini, bir başkasının kabul etmediği filozoflar tasarımlarını hikmet diye yutturdular. İmanını kaybeden, Kitabını reddeden ve kendi değerlerine zıt ve düşman bir neslin yetiştirip güçlenmesine vesile oldular.

Jöntürklerin ve karanlık zihniyetin temsilcilerinin sayesinde birçok bâtıl kavram İslam âleminin ufkuna saldılar ve kara bulutlar gibi yoğun halde kasavet yerleştirdiler.

Batı medeniyeti sahipleri ve savunucuları, demokrasi, laiklik, halkların özgürlükleri temalarını işlediler. Kendi değerlerinden tamamen uzaklaştılar. Bu anlayış İslam atmosferine öylesine yerleşti ki masum milletin iman mekanizmasını karıştırdı ve ruh dünyasını kararttı.

Altı asırlık büyük ve güçlü devletimiz çöktü ve yerine “cumhuriyet” adında bir küçük devlet kuruldu. “Cumhuriyet” kavramı kurucuları ve destekçileri bununla yetinmedi, buna bir yama yapma gereği duydular. Bundan sonra bir de “laiklik” eklendi, o da yetmedi, “demokrasi” de devreye sokuldu. Bunların tadına doyamadılar “sosyal devleti” de ihmal etmediler.

Farkında mısınız? Cumhuriyet sistemi ile kurulan devlete biraz daha payanda verdiler ve daha etken (!) vasıflar kazandırmaya çalıştılar ve “demokratik laik ve sosyal hukuk devleti” diye bir kavram ile devleti şekillendirdiler.

Demokrasi gereği, particilik yerini almakta gecikmedi. Bir asra varan süreçte toplum gittikçe ayrıştı ve birbirlerine zıtlaştılar, aralarına “kırmızı çizgiler” çektiler. Aşırılaştılar birbirlerine zıtlaştılar. Birinin ak dediğine diğerinin mutlaka kara demesi zorunlu teamül haline geldi.

Pekiyi bu toplum, “komşusunun aç yatmasından” sorumlu tutulduğu ve bundan derin bir acı duyduğu bilincini nasıl kaybetti? Özellikle devleti adeta hortumlama yarışına katılmak için neden sınır tanımaz ve inanılmaz ölçülerde hırçınlaşarak kendi öz değerlerini yok sayar duruma düştüler!

Hani, bütün müminler kardeşti, hani garptaki mümin şarktaki mümin kardeşinin derdi ile ilgilenecekti. Hani, bütün müminler birbirlerini tutan ve dimdik ayakta duran bir binanın elemanları gibiydiler. Hani, kendilerinin ihtiyaçları olmasına rağmen muhtaç mümin kardeşlerini tercih edip kendi haklarından vazgeçeceklerdi. Hani bütün müminler için kanaat bitmeyen hazine olacaktı. Hani Müslüman, devlet malını kullanırken yüreği titreyip ihtiyacından fazlasına el uzatmayacaktı. Hani mümin yaptığı hizmeti yalnızca Allah rızası için yapacaktı. Hani müminler tefrikadan uzaklaşıp birbirlerini her meşru işte destekleyeceklerdi. Hani faiz alış veriş hususunda yalnızca Allah’ı ve Resulünü dinleyeceklerdi. Hani Kur’an ve sünneti vazgeçilmez ilke edineceklerdi? Hani? Hani?

Hani “karz-ı haseni” işletip mümin kardeşlerini, kahredici ihtiyaç içinde bırakmayacaklardı?

Hani “benim karnım tok olsun da başkası acından ölürse, bana ne” demeyeceklerdi?

Hani hiç kimse hiç kimseyi istismar etmeyecekti? Hiç kimse hakkaniyet çizgisini aşmayacaktı? Hani zengin çalıştırdığı insanın alnındaki teri kurumadan ücretini verecekti. Hani? Hani?

Bütün bunların temelinde kaybettiğimiz manevî değerler ve onların oluşturduğu boşluğu dolduran batı’nın zehirli atıkları ile müslümanda kişiliği yıktılar. Ondan önce de müslümanların görmezlikten geldikleri ve kulak ardı ettikleri mübarek ve muhteşem temel değerlerin ihmali vardır.

Bütün bu ifadeleri aydınlatacak ve hakikati gözler önüne serecek muazzam bir ilâhî beyan var;

Sizin aranızdan seçilen, öncülük yapan, hayra davet eden, maruf ile emreden ve kötü olan her şeyden alıkoyan bir ümmet (lider kadro) olsun (seçin). İşte onlardır o dünya ve ahiret mutluluğuna erenler. (Ali İmran: 3/140) Ya bunu kabul etmeyenler..?

Bundan sonraki yazımızda bu ayet-i kerimenin açılımı ile kimin neyi, niçin savunması gerektiği hususunu belirtmek ümit ve dileği ile, Esselamü aleyküm.

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle