“Kıldan ince kılıçtan keskin”(12)
Halis din ancak Allah’ındır, kıldan ince kılıçtan keskindir. Kur’an bunun ispatıdır. İnsanda bunu anlama kumanda merkezi, ancak ve ancak mutmain kalptir.
İnsan ve cinlerin peygamberi Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati, veciz bir ifade ile anlatıyor; “İyi bilin ki, vücutta bir et parçası vardır. O düzelirse bütün vücut düzelir. O bozulursa bütün ceset bozulur.” İşte bu açıklama konuyu Kur’an’a bağlıyor. Muhteşem ve herkesi bağlayıcı bir ayet manidar açıklama yapıyor;
Ey Rasûlüm, de ki: “Ben, Allah’a, O’nun dininde ihlâsla ibadet etmekle emrolundum. Ve bana müslümanların öncüsü ve örneği olmam emredildi. De ki; gerçekten ben Rabbime bunları yapmayarak isyan edersem, o büyük günün azabından korkarım. De ki, ben dinimde, ihlasla Allah’a ibadet ediyorum. (Zumer:39/11-14)
Hadisi şerifte de gördüğümüz gibi ihlasın merkezi kalptir. Kalbin ihlas kıvamı kazanabilmesi şarttır. Bu kıvam ancak kalp eğitimi ile gerçekleşir. Kalp, eğitimi yapılmadığı takdirde ancak kalp “emme basma tulumbası” görevi yapar. Yaratanının kanunu gereği eğitimi yapılmayan kalp mutmain olamaz ve asla hedefini bulamaz.
Yaratanının kanunu gereği üzere eğitimi yapılmayan kalp, beynin dengelerini ve fonksiyonlarını ayarlayamaz. Ona pozitif enerji üretemez. İkisi de denge kaybeder.
Bugün insanlığın cahilliği, vefasızlığı, ahlâksızlığı, dolandırıcılığı, saldırganlığı ve her tür iğrençliği bundan kaynaklanır. Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir. Bugün bütün dünya böylesi karmaşayı kalbi bozuk yönetici kadrolarda görmektedir.
Şimdi hep beraber konuyu anlayıp kavramaya yoğunlaşalım. Onlar ki, Allah›ın zikri ile kalpleri mutmain olduğu halde iman etmişlerdir. İyi bilin ki, kalpler ancak Allah›ın zikri ile mutmain olur. (Ra’d:13/28) Bakın Yaratan, Yaşatan ve sonunda öldüren Allah meselenin “püf” noktasını netleştirerek nasıl açıklıyor?
Kâfirler derler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilmiş olmalı değil mi idi?” Burada kâfirlerin peygamberler sistemini örtülü ifadelerle delilsiz gösterme, tutarsızlıkları sırıtmaktadır. Tutarsız kâfirleri Allah teşhir ediyor ve buyuruyor ki,
De ki: “Gerçekten Allah dilediğini saptırır ve kalbi ile Hakk’a yöneleni de kendine hidayet eder.” Cenab-ı Hak burada kâfirlerin hilelerini teşhir ediyor. İnanmış kullarına umut mesajı veriyor. Hem de mümin kullarını kalp eğitimine yönlendiriyor.
İslam tarihinde kalp eğitimini ihmal eden ya da farklı yorumlayıp uygulayan fırkaların tevhid ruhunu kaybettikleri bilinmektedir. Tevhidin ruhunu kaybettikleri gibi gücünü de yitirdiler. Tabii beşerî yorumlar devreye girdi, Allah’a rağmen Onun öğretileri âdeta reddedilerek uygulanmaz oldu. Sonuçta bugünki hâle geldiler.
Beşerî zafiyet ve tefrika sebebiyle müslümanlar, yüzlerce çeşit tarikat kurdular. Yüzlerce tarzda güyâ zikir icraatları yürütmeye yeltendiler. Amma aslına ters düştüler. Zikir ibadetinin aslı; Bilmediklerinizi size nasıl öğretti ise Allah’ı öyle zikredin’dir.
Bakara suresi iki yüz otuz dokuzuncu ayette Rabbimiz böyle buyurur. Demek ki, zikir, ancak Allah Teâlâ’nın emrettiği gibi yapılan ibadettir. Onun emrettiği dışında yapılan sözde zikirler, Batı terminolojisinde olduğu gibi ya ritüel ya da çeşitli danslardır. Allah Teâlâ’nın emrettiği ibadetler “taabbudîdir,” ancak öyle yapılır.
Mümin müslümanlara Allah’ın emrettiği zikir manidardır. İlginç kavramlar ile ifade edilmektedir; Ey müminler! Allah’ı çok ve ısrarla zikredin. Ve Onu sabah akşam tesbih ederek devam edin. (Ahzab:33.41-42) “Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” İşte burada biz de “sözü,” Onun “sözüne” uygun söylemediğimiz takdirde;
Halimiz bugün olandan farklı olmaz! Esselamu aleykum.