“Kıldan ince kılıçtan keskin”(11)
“Kıldan ince kılıçtan keskin”(11)
İlhan Oral
İslam, kimin dinidir? İslam aidiyetinin kime ait olduğu bilinip kabul edilmeden din olmaz. Azîz ve Muntekim Allah Teâlâ’yı tanımayan, tüm değerlerini kaybeder.
Bütün değerlerini kaybeden insan Allah Teâlâ’nın gücünün, kuvvetinin ve hâkimiyetinin etkisini hissetmez olur. İnsanın duyarsızlığı bu noktada, bugünkü deyimle onu ya deist veya ateist durumuna düşürür. Artık sözün özü kendini gösterir.
Sözün bittiği yerde esas sistem olan Kur’an ifadesi başlar. Kur’an sisteminde bu insan ya kâfirdir ya müşriktir ya da münafıktır. Kendini dindar zannettiği halde bile en azından kendilerini şirkin pençesinden kurtaramazlar. Bu tür insanlar, Allah Teâlâ’yı, Onun Kitabı Kur’an’ı, O Kur’an’ın ilk muhatabı ve tebliğcisi Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’i devre dışı bırakmış olurlar. Bütün ahlâkî değerler de burada çöker.
Şimdi burada hepimiz eşyayı gören gözlerimizi ve hakikatleri gören kalp gözlerimizi rantabl çalıştırıp hayatın hem ön yüzüne ve hem de arka planına bakalım.
Günümüzde görünenlere, yaşananlara ve medya ekranında akışı kesilmeyen korkunç gelişmelere yoğunlaşalım. Saldırganlık küresel boyutları ile korkunç lavlar halinde püskürmektedir. Dolandırıcılık almış başını sel gibi akıp gidiyor.
Kadın istismarı ve cinayetleri engellenemiyor. Dünya şer güçleri yeraltı zenginliklerini gördükleri her ülkeyi ve zenginliklerini zimmetlerine geçirmeye yelteniyorlar hatta zorluyorlar. Baskı kuruyor ülkelerin yeraltı, yerüstü zenginliklerini ve sosyal dengelerini bozuyorlar. Otoritelerini çökertip savunmasız bırakıyorlar.
Şimdi tam burada en muamma bir mesele ile karşı karşıya geldik. Üzerinde yaşadığımız gezegende sekiz milyar insan var. Bu sekiz milyar insanın iki milyarı müslümandır. On dört asır sürecinde İslam devletleri en yüksek düzeyde ilmi çalışmalar yapmışlar. En bilgili toplumları yetiştirmişler. En etkin devletleri kurmuşlar. En medenî hayat standardını çok yüksek derecede sürdüregelmişler.
On dört milyon dokuz yüz seksen küsur kilo metre kare toprakları ile dünyanın en güçlü devletini hâkim hale getirmişlerdir. Bu kadar büyük devlet kurmuş on dört asır hâkimiyetini sürdürmüş bir birikim ve kuvvete sahip bu irade niçin çökmüştür?
Bu çöküşün elbette çok ciddi sebepleri vardır. Bu sebeplerin yorumlarını yapıp çeşitli açıklama yapanlar farklı taraflara yönlendirmeyi sürdürmektedirler. Fakat bunun en net sebebini yalnızca Allah Teâlâ açıklıyor. Bu açıklama tartışmasızdır.
“Onlar Allan’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde ne varsa ister istemez hepsi Ona teslimdir. Hem de Ona döndürülüp götürüleceklerdir.” (Al-i İmrân: 3/83) Bu ayet harika ve yüksek dozlu evrensel bir uyarıdır. İnsanlardan hangisi, hangi sebeple ilahî düzene karşı çıkarsa çıksın, Allah onun önüne aşılmaz bir engel koyar. Ölüm engelini aşabilen hiçbir canlı yoktur. Hiç kimsenin de haktan kaytarma imkânı ve gücü yoktur. Bundan sonra da insanın önüne Rabbimiz sarsılmaz bir müeyyide yerleştirir. Bu müeyyide müslümanları bile derinden silkeler ve uyarır.
“İyi bil ki, yalnızca halis din Allah’ındır. Onun dışında bir takım dostlara tutunanlar da derler ki, biz onlara kulluk yapmıyoruz, ancak bizi Allaha daha çok yaklaştırsınlar diye tabi oluyoruz. Şüphesiz Allah onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Gerçekten Allah ısrarla inkâr eden yalancıyı, hidayet sistemine kavuşturmaz.” (Zumer: 39/3) Gördüğünüz gibi halis dinin Kitabı Kur’an’ı “sırtlarının ardına atanlar” şirk batağına batar, zilletten çıkıp kurtulamazlar.
Bu da “kıldan ince kılıçtan keskin” ilâhî uyarıdır, hakikat ve ağır tehdittir.
Bugün bu görevi ifa etmek bizim şerefimizdir. Esselamu aleykum