Kadına şiddeti önleyemezsiniz!
Kadına şiddeti önleyemezsiniz!
İLHAN ORAL
Aslında şiddet, yönetim sisteminin ilkeleriyle ilintili ve orantılıdır. Yalnız sistemin ilkeleri değil, yönetim kadroları da bu işin merkezinde sorumludur.
Asırlarca nice toplumları ilim, hak, adalet, merhamet ilkeler bütünü çerçevesinde yöneten İslam medeniyeti kaldırıldı. Böyle bir sistemden soyutlayıp ne idüğü henüz belirlenmemiş laik sisteme geçiş ile müslüman millet korkunç bir sarsıntıya marûz kaldı. İslam toplumu her tür maddî ve manevî değerlerinden koparılıp mahrûm bırakıldı. Bundan sonraki süreç, korkunç ve uğursuz bir döneme girdi.
Saygısızlığın, kanaatsizliğin, tatminsizliğin, ahlâkî çöküşün, kavganın ve cinayetin sokaklara, ormanlara, derelere taştığı dönemde şiddetin trendi yükseldi. Böyle bir ortamda asimile olan ve melezleşen bir toplumda şiddeti önleyemezsiniz.
Bu şiddet yüksek tepelerden kopmuş bir çığ gibidir. Önüne geçeni yıkar, yuvarlar, birbirine katar ve sonunda indiği düzlüğü de baskısı altına alır, keçeye çevirir. Altından çıkılmaz tepeler halinde aylarca bölgeyi baskı altında tutar.
Elbette o da bahar ve yaz aylarında güneşin kızgın ışınları ile erir gider. Orada yıllarca aşılmaz kalıntılar bırakır. Her şeye rağmen bu büyük olaydan önce çevre insanları azmederek iradelerini kulanmış olsalardı, bu kar felaketini önleyebilirlerdi.
Fakat aşırı cehaletle, ağırlaştırılmış cezalarla ve akıl almaz ağır ve dengesiz yaptırımlarla çığ bibi tepeden kopmuş şiddeti önlemeye kalkışmak akıl kârı değildir. Üstelik ahlâksızlığı, yolsuzluğu, dolandırıcılığı hatta soysuzluğu üreten sistem şiddetin önlenmesine engeldir. Öylesine engeldir ki, Ferhat ile Şirin’in aşk hikâyesini andırır.
İşte burada meselenin mihenk noktasına bakalım. Elbette her problemin bir çözümü vardır. Fakat böylesi problemin çözümüne, engellerin oluşu düşündürücüdür. Bu hayatî mesele çok tehlikeli olduğu halde biz müslümanlara etki etmiyor.
Eğer biz gelen Kur’an uyarılarını müminler olarak kabul edebilseydik, kadını koçası ile zıtlaştırmazdık. Soyu belirsiz nesillerin gündeme gelmesine meydan vermez ve İslam toplumunu, sahnede ki haliyle zelil ve perişan haliyle bırakmazdık.
Şimdi, akıl süzgecinden geçirerek kalp kabulü ile anlamaya çalışalım. Rabbimiz Allah Teâlâ’nın bize uyarılarına yoğunlaşalım; Bildiğiniz halde Hakkı, baatıl ile karıştırarak gerçeği gizlemeyin. (Bakara:2/42) Burada ki mesajı bir başka ayet ile beraber dile getiriyoruz; Ey ehli Kitap, niçin bildiğiniz halde Hakkı, baatıl ile karıştırarak Hakkı gizliyorsunuz? (Ali İmran: 3/71) Şimdi de neticeyi almaya yönelelim. “Bu pirincin taşını ayıklamak” üzere gelen ayete yoğunlaşalım;
“Sizin dininize tâbi olandan başkasına inanıp güvenmeyin. De ki: “Ancak hak sistem olan yol, Allah’ın hidâyet sistemidir. Size verilen şeyin benzerinin başka bir kimseye verildiğine veya Rabbinizin nezdinde aleyhinize delil getireceklerine inanmayın.” De ki: “üstünlük, şüphesiz Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Ve Allah, Vâsidir, her şeyi kuşatandır, Alîmdir, her şeyi bilendir.” (Ali İmran: 3/73)
Evet, bu sonsuz âlemden gelen hak uyarılara tabii olmadan, beşerî zaaf ve debelenmelerle yalnız kadına değil, her kese yapılan şiddeti önleyemezsiniz!
Bunun için o büyük davanın büyük Kitabı Kur’an’a bağlanmadıkça çare bulamazsınız.
Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan iyice ayrılmıştır. Artık her kim şeytanı reddeder, Allah’a iman ederse kopmaz bir kulpa yapışmış olur. Allah Semîdir, Alîmdir. (Bakara: 2/256) Bunun karşısında biz de You Tube kanalında Kur’an’ı konuşturmayı diliyoruz. Dilerse Rabbimiz, yola çıkmak niyetimiz!
Esselamualeykum