İslâm adına aklı kullanmak!(2)
“Allah katında DİN, İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırı azgınlık yüzünden din ve toplumsal hayatta ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah, hesabı çabuk görendir.” (Al-i İmran: 3/19)
Dikkatlice okuyup inceledikçe bu âyette, derin hikmetler akıl yüklü kalbe dolmaya başlar.
Dinin muteber olanı Allah katında olanıdır, beşeri değerlendirmeler, din dışıdır.
Din, ancak İslâm’dır, İslâm’ın dışındaki her türlü iddia, din olmaktan uzaktır. Bu hükme tüm ayrılıkçı anlayışlar dâhildir.
Hikmet içerikli ilim, Allah Teâlâ’nın âyetleridir. Hikmet ayrılık kabul etmez. Onun için Allah Teâlâ da dinde ayrılığı reddeder.
Sonuç olarak; Allah Teâlâ’nın âyetlerini kulak ardı edip ayrılık çıkararak fesadı yayanların hesabını Allah Teâlâ çabuk görecektir.
Konu ile ilgili her türlü açıklamayı yapan Allah Teâlâ, mutlaka gerekli uyarısını da yapar.
“Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa hepsi, O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülecektir.” (Al-i İmran: 3/83)
Bu âyete yüzeysel bile baktığımız zaman hikmet dolu uyarılar görürüz.
Allah Teâlâ’nın gönderdiği İslâm dininden başka bir yol aramaya yeltenenler kınanmaktadırlar. Ayrıca burada tutarsızlıkları sebebiyle kötü halleri sahnelenmektedir.
Doğum, büyüme, hastalık, rızık, yaşlılık ve ölüm gibi olaylarda herkes ancak, Allah Teâlâ’nın kanunlarına bağlıdır. Hiç kimsenin ilâhî kanunlar dışında bir tasarruf yetkisi ve hak arama şansı yoktur.
Eninde sonunda herkes evirilip çevirtilip O’na götürülecektir. O’nun huzurunda hesap verecek ve bu hesap vermek ona hiç de kolay olmayacaktır.
Öyle ise aklı olan ve geleceğini düşünebilecek herkesin O’na uyması ve itirazsız O’na teslim olması icap eder. Zaten bu da insanın lehine olan muhteşem bir olaydır.
“Kim İslâm’dan başka bir din (bir yol, bir sistem, bir düzen) ararsa, bilsin ki o aradığı, ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.
İman ettikten, Resul’ün hak olduğunu gördükten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâr eden bir topluma Allah nasıl hidayet verir? Allah, zalim kavme hidayet vermez.
İşte onların cezası: Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.” (Âl-i İmran sûresi: 3/19, 85-87)
Bu âyetlerde uyarının şiddeti ve tonu artmaktadır. Aynı zamanda tehlikenin boyutları gözler önüne serilmektedir.
İslâm’dan başka bir din aramanın saçmalığı ihtaren bildiriliyor. Öncelikle kabul edilmeyeceği duyurusu yapılıyor.
İslâm’dan başka bir din aramanın ahiretteki bedeli tablolaşıyor ve böylelerinin ne denli sefil, zelil ve müflis oldukları tablolaşıyor.
Önce iman edip, Resul’ün hak peygamber olduğunu görüp, kendilerine gelen açık delilleri öğrenip özellikle İslâm hakikatini inkâr etmenin vahameti dile getiriliyor.
Bunların zalim olduğu vurgulanıyor, hidayet dininden nasip alamayacakları pekiştiriliyor.
“İslâm’ın netliğini, sadeliğini, yeterliliğini kabul etmeyerek yalpalayanların, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrayacakları ihtar ediliyor.
Bir tarafta yukarıdaki derûnî açıklamalar yapılırken yanı başında meseleyi berraklaştıran ilâhî ilkeler sahneleniyor.
“…Bugün sizin dininizi ikmal ettim, size din nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı vererek ondan razı oldum…” (Maide: 5/3)
Son hüküm âyeti olarak geldiği bildirilen yukarıdaki ilâhî beyanda Cenab-ı Hak, İslâm’ın mükemmelliğini, eksisi artısı olmayacak şekilde tamamladığını ve son durumu ile bu dini rızası çerçevesinde kullarına verdiğini anlatıyor. Yeryüzünde dinin en yüce ve en mükemmel örnek öncüsü olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme talimat veriyor ve nasıl olup, nasıl örnek olması gerektiğini öğretiyor.
Bununla ilgili açıklamayı önümüzdeki yazımızda yapmak üzere burada yazıyı noktalıyorum ve gelecek yazıda çok önemli ve önemli olduğu kadar da çok ciddi bir meseleyi dile getirmek üzere selam ve saygılar.







