--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İslâm adına aklı kullanmak! (1)

İlhan Oral
İlhan Oral

Küresel bazda tartışmaya açılan ve sürekli olarak irdelenen İslâm, hiç kimsenin tekelinde olmadığı gibi şaşmaz ve şaşırtmaz bir kaynağa sahiptir. Aynı zamanda aklı en yüksek düzeyde çalıştıran ve hakikatlere ulaştıran bir sistemdir. Bunun karşısında bulanık akıllar, hiçbir zaman netleşemez ve hikmet seviyesinde ilme ulaşamazlar. Çünkü yalın aklın kaynağı yoktur. Buna rağmen İslâm’ın ana kaynağı Kur’an’dır.

Çok ilginçtir: Kur’an, tashihi yapılmadan sunulan ve çağlara hükmeden bir kitaptır.

Yer küredeki insanlar on dört asırdan beridir Ondan etkilene gelmektedir. Bu süreçte Kur’an hiç bozulmadan tazeliğini koruyarak süregelmiştir.

Bu haliyle de insanlığın yegâne temsilcisi, en mükemmel öncüsü Emin Peygamberin de rehberi olan Kur’an, tüm kitapların en mükemmelidir.

Böyle olmasına rağmen Kur’an’ı ve Kur’an’ın öğretilerini tartışmaya yeltenenler ya da İslâm’ı yaftalamaya zorlananlar cehaletlerinin kurbanı olagelmişlerdir.

Kur’an, eşyanın ve bütün değerlerin yaratıcısı olan aklı ve aklî fonksiyonları yaratıp düzenleyen Allah Teâlâ’nın kitabıdır.

Henüz kendini tanımayan ve kendini tanımlamayan akıl, kendi kendine kaynağının ne olduğunu bulamamıştır. Bu yüzden de akıl, cüz’i bir değerlendirme mekanizması olmaktan ileri geçememiştir.

Küllî aklın kitabı olan Kur’an’ı, cüz’î aklın tartışma alanına alması normal değildir. Bir gün yok. Bir gün var ve bir gün yok olacak akıl, küllî aklı eleştirecek kapasiteye sahip olamaz.

Onun için akıl, haddini bilmesi ve küllî aklın kendine kılavuz olarak sunduğu kitabı, tabiatına uygun olarak kabullenmesi varlığının ve aklî fonksiyonlarının gereğidir.

Aksi takdirde kılavuzsuz akıl, tutarsız, hedefsiz ve seviyesiz kalır, saçmalamaktan kendini kurtaramaz ve “keenlem yekün” durumuna düşer. Kaldı ki, Kur’an’ın muhkemlerini anlayıp uygulamakla görevli olan akıl, müteşabihleri anlama kapasitesini yakalama fırsatı bulamamıştır. Beşer bazında milyarlarca akıl bir araya gelse ve çok sağlam bir iş birliği yapsa Kur’an gibi bir kitabı bir araya getirip yazmaları mümkün olmamıştır ve insanlık böyle bir neticeyi de göremeyecektir.

On dört asırlık bir zaman biriminde tüm çalışmalara rağmen bu tür istekler gerçekleşmemiştir. Buna rağmen çeşitli küresel mahfillerde, özellikle “Büyük Ortadoğu projesi” gibi saçmalıklar öne sürülerek Kur’an hakkında farklı tartışmalar sürdürülmektedir. Daha önceleri de nice fasit mihraklar tefrika çukurlarına yuvarlanmış ve Kur’an’ın karşısında direnememiş ve helak olmuşlardır.

Elastikî bir meta gibi Kur’an’ı tartışmaya açmaya çalışan her cüretkâr, saçmalamaktan ileri geçemez. Cahilâne ve indî mülahazalarla İslam’ı bir yerlere taşımaya zorlanan gayretkeşler, ya cehaletlerini izhar ederler ya da kasd-i mahsusalarını gizleyemez duruma düşerler.

Başka bir şey yapabilecek kapasiteleri olmayan bu tür hokkabazların karşısında silik şahsiyetleri yüzünden Kur’an’ın net gerçeklerini insanlığa talim etme sorumluluğu olan müslümanlar da büyük vebal altında ezilip kalmaktadırlar.

Kur’an’ın gücünü anlamayıp, Onun aleyhinde debelenen yetersizleri, Kur’an silkeler çevreye savurur ve zillet içinde perişan eder. Ne ilginçtir ki, bu vasatta en çok savrulan bahtsızlar da müslümanlar olmuşlardır! Çünkü her şeyden önce müslümanlar, Kur’an hakikatlerini kabul etmekten korkmaktadırlar. Bu korkularıyla Kur’an’ı sûretâ savunur havasındadırlar. Esasta Kur’an ilkelerinden çok uzaklarda, kendi hayal dünyalarında dolaşmaktadırlar. Yalnızca aşağıdaki, âyet meallerini içtenlikle algılayıp kabullenseler, her türlü “din” tartışmasını reddeder ve İslâm’ı, yaşama şerefini kazanırlar. Bilgilenmede ve hayatın her alanında Kur’an’a dönüşü becerebilenler, yanılma payını azaltacak ve gerçeklerle buluşarak daha mutlu olacaklardır. “Allah katında DİN, İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırı azgınlık yüzünden din ve toplumsal hayatta ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah, hesabı çabuk görendir.” (Al-i İmran: 3/19)

Bu âyette, derin hikmetler vardır. Ne mutlu anlayıp uygulayanlara!

Bu konuyu devam etmek umut ve dileği ile, Selamlar. 

İlhan Oral Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle