İlkesiz Kur’an okumak
Kur’an’ı anlamanın sebeplerine tevessül etmek, onu anlamaya çalışmak, inceleyerek tefekkür ve tedebbür etmek Müslümanların savsaklamayacağı görevleridir.
Kur’an’ın âmir hükümlerini gerçekleştirmeye çalışmak ve tebliğ ederek yaymak müminlerin imanlarının gereğidir. Onun için bir müminin bunları ihmal etme, yok sayma lüksü ve yetkisi yoktur.
Bu olmazsa olmaz görevlerin tamamını ileri düzeyde anlamak, yüksek dozda bir bilinçle takip ederek yaşamak elzemdir. Bunları ciddiye almak şarttır. Bunları ciddiye almamak demek, Kur’an’a değer vermemek, saygısız davranmak ve Allah Teâlâ’ya isyan etmek anlamındadır. Kur’an okuma ilkelerinin, hepsi Kur’an ayetleri ile sabittir. Kur’an okuma ilkeleri çok manidardır. Bunları iyice anlamak gereklidir, bunları anlatmamak ise çok ağır bir vebaldir. Kur’an okuma ilkelerini aslî şekilleriyle bilmek önemlidir. Aslına uygun olarak anlatmak da bir o kadar önemlidir.
Bundan önceki yazımızda Kur’an ilkelerinden Yüsr ve Kıraat’i bir nebze açıklamaya çalıştık. Ancak kıraat, tilâvet ile değerlendirilmelidir. Genellikle her ikisi de okumak anlamında kullanılmaktadır. Kıraat, manasını anlayarak okumak demektir. Daha çok kıraat, okuyan insanın öncelikli görevidir. Buna bir örnek verelim. Bunu ifade eden şu ayettir. (Ey insan) “Kitabını oku, bugün senin nefsin, senin üzerine muhasebeci olmaya yeter.” (İsrâ:17/14)
Bu ayette oku, tabii olarak anlayarak “oku” demektir. Yoksa sözün anlamını bilmeyene oku demek hiçbir anlam ifade etmez. Hiç ses duymayacak kadar sağır bir insana, ha bire bir şeyler anlatmaya benzer. İnsana yabancı dilden bir kitap verip, okumasını istemek akla ve vakıaya aykırıdır.
Şimdi tilaveti dile getirelim. Tilavet de kıraat gibi okumak demektir. Fakat tilavet, kıraatten farklıdır. Tilavet, başkasına da, oku demektir. Bununla beraber tilavette, farklı manalar vardır. Bu açıdan bakınca tilâvetin sözlükteki, takip etmek, uymak, adağını yerine getirmek ve başkasına okumak gibi anlamları dikkate değerdir. Allah Teâlâ, Peygamberine buyurur ki;
Ey Resûlüm! Rabbinden sana vahyolunanı tilâvet et yani başkalarına oku, O’nun sözlerini değiştirecek yoktur ve ondan başka sığınacak bir kimse de bulamazsın. (Kehf: 18/ 27) Bir başka yerde Rabbi, Resûlüne üç maddelik emir vermekte ve şunları telkin etmektedir; Ey Resûlüm! De ki: «Ben Rabbimin, bu etrafını dokunulmaz kıldığı beldenin Ka’be’nin Rabbine ibadet etmekle emrolundum. Her şey O’nun içindir ve Müslümanlardan olmakla emrolundum.» Ve Kur’an tilâvet etmekle emrolundum. Her kim hidâyete ererse kendisi için hidâyete ermiş olur ve kim de sapıklığa düşerse artık, de ki: «ben ancak kötülüklerden inzar edenlerdenim. (Neml: 27/91 ,92)
Özellikle bu üç alanda dikkat çeken bu iki ayet, bütün Müslümanları ciddi olmaya ve ciddiyetle bu görevi yapmalarını ve önemine göre sürdürmeleri hususunda uyarır ve insin, cinnin Peygamberi Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme uymalarını ihtar eder.
Evet, öncelikle bizzat kendisinin ısrarla Kur’an’ı tilavet etmesi emredilir. Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu emri hep uygulardı. Bazen soruya cevap verirken, bazen birinin yanından geçerken ona Kur’an tilavet eder, onun vicdan aktivitelerini canlandırır ve yürür geçerdi.
Nice insana bunu uygulardı. İman etme niyeti ile gelen ve İslam hakkında bilgi isteyen Gifarlı Ebuzer radiyallahu anhuya da Kur’an tilavet etmişti. O da gidip o ayetleri Ka’be duvarı dibinde okumuştu. Ebuzer radiyallahu anhu bu ayetleri Ka’be duvarı dibinde üç gün okudu. Üç gün de müşrikler O’nu çok dövdüler. Sonunda öldü diye bırakıp gittiler. Üçüncü gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna vardı. Efendimiz O’na niçin böyle bir şey yaptığını sordu. O, derin bir teslimiyetle boynunu büktü ve “Ya Resûlullah imanımın güçlenmesi için buna çok ihtiyacım vardı” diyerek çok anlamlı bir cevap verdi ve Kur’an tilavetinin bedeli ne olursa olsun Müslüman’ın bunu mutlaka göğüslemesi gerektiğini yaşayarak göstermiş oldu. Radiyallahu anhu.
Böylesi güçlü imanla ve kararlı tavırla kendini İslam’a adamayanların ne denli talihsiz karanlıklara gömüleceğini Kur’an-ı Kerim haber verir. Bu sinyallerle ve korkunç ifadelerle uyarır.
Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilmiş olanlardan herhangi bir fırkaya itaat ederseniz sizi imanınızdan sonra çevirip kâfirler yaparlar. Sizler ise küfre nasıl dönersiniz ki önünüzde Allah’ın âyetleri tilavet edilip okunuyor, içinizde Resulü bulunuyor? Halbuki her kim Allah’a sıkı tutunursa o, muhakkak bir doğru yola çıkarılmıştır. (Ali İmran: 3/ 100, 101)
Hulasa, başta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere her tilavet edenle alan arasında tilavet en sağlam ahitleşmedir! Şimdi çok önemseyerek soralım, acaba Müslümanlar bunu yapmak için ne beklerler? Hazreti İsa’dan medet mi beklerler ya da Mehdi’den kurtarılma duyguları ile mi Kur’an’ın kurallarının gereklerini yapmazlar? Allah’ım! Bizi sana sımsıkı sarılanlardan eyle!
Esselamü aleyküm.







