İlahi çağrıyı duyabilmek
Bir insan düşünün. Bu insan kolları ve bacakları hissizleştirilmiş, hareket yeteneği sıfırlanmış. Gözleri şaşı, kulakları sağır, kalbi hasta ve algılama gücü kalmamış biri olsun. Aynı zamanda bu insan temyiz gücünü kaybetmiş ve ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda bulunsun. Hatta bu insanın dostları ile iletişim kurma imkânı da olmasın.
Bu insan, birçok menkul değerler sahibidir ve geniş de gayrimenkul serveti var.
Şimdi hep beraber düşünelim. Bu insan hayati fonksiyonlarını nasıl ve ne kadar gerçekleştirebilir? Kendini nasıl koruyabilir, mal varlığını nasıl yönetebilir? Her şeyi yapmak istediği halde hiçbir şeyi yapacak imkânı elde edemiyor.
Bugün İslam dünyası, bu insanın misali durumundadır. Müslümanlar genelde manevi bağları koparmış, birlik idealini kaybetmiş, birbirleri ile iletişim krizine girmiş, duygusuz ve duyarsız kalmış, dünya taktik savaşlarına yeteri kadar ilgi gösteremez olmuş ve esasında kendi aralarında güven duygusunu zedelemişler. Hangi güce dayanacakları hususunda karar verme krizine yakalanmış ve tarifi gayrikabil bunalıma girmişlerdir.
Şu anda İslam ülkelerinde mahiyeti bilinmeyen, niçin ihdas edildiği şüpheli olan, neden sürekli kan döktükleri anlaşılmayan ve gittikçe vampirleşen Kuran’dan ve Sünnetten uzak fitne odakları vardır. Bunların Kuran ve Sünnete uygun şer’i birer örgüt olduklarını kabul etmek mümkün değildir. Bunların hemen, hemen tamamına yakını kanlı katil imajını vermektedir.
Cenabı Hak, Enbiya suresinde; “Andolsun, size, içinde Zikri’niz (bütün hayati değerleriniz) bulunan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Enbiya 21/10)
Şimdi biraz daha ciddiyetle mütalaa edelim. Andolsun size içinde Zikri’niz (bütün hayati değerleriniz) bulunan bir kitap indirdik, açıklamasını yapan Hâkimi mutlak Allah Taala, bu ifadeyi kullanırken rast gele bir söz mü söyledi? Yoksa bütün müminleri titretecek, yüreklerini hoplatacak ikaz sinyalleri verdi de hayati bir uyarıda mı bulundu? Bu meseleyi çok iyi anlamak için A’raf suresi ilgili ayete yoğunlaşarak dikkatlice okumak bizleri aydınlatacaktır.
Allah’tan başka yaranıp, yalvarıp sığındığınız şeylerin hepsi, şüphesiz tıpkı sizler gibi yaratılmış varlıklardır. Haydi, onları çağırın da dualarınızı kabul etsinler! Eğer doğru söyleyip yaptıklarınızda doğru iseniz! (A’raf 7/194)
Allah Taala’dan başka güvenilecek kimse olmadığına göre müminin yalnızca O’na inanıp güvenmesi gerekir. Allah Taala kendisine inanıp güvenenler için harika haber vermektedir.
Eğer Allah size yardım ederse artık size galip olacak kimse yoktur. Ve eğer sizi yüzüstü bırakıp yardım etmezse artık ondan sonra size yardım edecek kimdir? Ve müminler ancak Allah’a tevekkül edip dayansınlar. (Ali İmran 3/ 160)
Burada da önemle yine Allah Taala’nın kanununa kulak vermek gerekirse O’nun yardım etmesi için şartı vardır. O’na inananlar mutlaka şarta uymak zorundadırlar. Müminler şarta uymadıkları takdirde kaybedenler mutlaka kendileri olacaklardır ki, bugün yeryüzünde yaşanan da bundan farklı bir durum değildir. O halde Allah Taala’nın şartı nedir diye merak edersek mesele çok açıktır. O’nun şartı, müminlerin yapmaları gereken uyarıları kabul edip yerine getirmektir.
Ey inanalar, eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder. Ayaklarınızı sabit tutar. (Muhammed 47/7) Bu şart kuru bir iddiadan ibaret değildir. Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz. Müslümanlar ya buna gerçekten inanır, mümin olarak Allah’ın vaadine nail olurlar. Ya da mevcut hallerine razı olur, yaşadıkları hayatlarının karşılığını görürler. Buna karşılık müminler Allah Taalaya inanıp güvenirlerse bu konuda da Rabbimizin müjdeli haberi vardır.
Sonra Biz, Peygamberlerimizi ve müminleri kurtarırız. Bu, Bizim üzerimize bir haktır ki, müminleri kurtuluşa erdiririz. (Yunus 10/103)
Allah Taala kendi üzerine bir hak olarak belirlediği, müminleri kurtarma beyanı ciddiye alınmazsa, dinden imandan bahsetmek hayali bir çırpınıştan başka bir iddia değildir. Hz Yunus kavmine kızdı. Onları terk etti. Balık karnında bunaldı. Rabbine sığındı da dua etti. Sonra “Arık Biz de onun duasını kabul ettik de onu sıkıntıdan kurtardık. Ve müminleri de böylece kurtarırız.” (Enbiya 21/88)
Bütün bunları görüp, duyup, öğrenen Müslümanların inanarak Rahman ve Rahim Allah’a dönmeleri ve büyük çağrıya uymaları ne muhteşem olur. “Eğer biz bu Kuran’ı dağ başına indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz onları, insanlar düşünsünler diye anlatıyoruz.” Esselamü aleyküm.







