Hocanın yeri
“Hocanın yeri” başlığı, herkesin algılamasında farklı çağrışıma sebep olabilir. Konunun herhangi bir yöne çekilmemesi için peşinen ifade etmem gereken, bunun çok önemli ve çok ciddi bir konu olduğudur. Önemini, ciddiyetine uygun olarak anlatmak için gayret edeceğim.
İnsanların yetiştikleri ortam, aldıkları eğitim, bağlı bulundukları inanç sistemi kişiliklerini oluşturur. Beyin güçleri ve psikolojik ve sosyolojik etkileşimleri inançlarının kapsam alanını belirler. Çevrelerinde etkilenerek oluşturulan şartlanmaları farklı açılımlar sağlar. Hemen her zaman insanlar hafızalarına yüklenen, kalplerine indirilen ve alışkanlıklarını oluşturan kalıplara göre kişiliğe bürünürler. Hiçbir zaman böylesi kişilik ile insan, pozitif olamaz ve hakikat ölçüleri kapsamında müsbet sonuca varamaz. İllaki bir yerde mantık önermelerine ters düşecektir. Şartlanmış insanlar genellikle şarlatandırlar, tefekkür etme gücü bulamaz ve her halükârda çevreye zarar verirler.
İşte burada özenle, “hocanın yerini” belirlemek gerekmektedir. Yoksa hatalar girdabında nice genç nesiller hayatlarında geri dönüşümü olmayan sonsuz boşluğa itilirler ve ebedî belirsizliklere mahkûm edilirler. O seçkin rahmanî değerler, hiçbir faydası olmayan çöp yığınları oluşturulurlar ve geri dönüşümü olmayan yerlere atılırlar.
Yıllarca iğrenç bir hoca tiplemesi oluşturdular. Yıllarca bunu tahlil etmeye çalıştım. Böylesi iğrenç bir rol ile ne yapılmak isteniyordu? Elbette hocaya, cahil, gerici, yobaz, ham softa, bilinçsiz saldırgan ve iğrenç bir kişilik veriliyordu. Devlet erkine yeni montalanmış laik düzende hoca, halkın emini olmamalıydı! O örnek ve önder olacak bir imaj sahibi olarak görülmemeli idi.
Evet, şimdi gelin “hoca”yı yerine oturtmaya çalışalım. Her halde “hoca” âlim, ârif, âdil, dakik, müşfik, hasbî, mücahit, vakûr, birleştirici ve Kur’an ehli olmalıdır. Hoca ilmi ile âmil ve toplumun iman aktivitelerini canlı tutan seçkin bir değerdir. Her Müslüman da hocaya bu gözle bakmalıdır. Burada sayılan vasıflara sahip olmadığı sanılan ya da böyle görülen kişi hakkında kanaat yürüten insanların hoca deyince aklına neler gelir? Her halde harcı âlem kanaatler zihinleri meşgul edebilir ve öncelikle zanda bulunanın kalbini kirleterek zikzaklar çizdirir. Bundan sonra saçmalama trendine girebilir. “Hocanın dediğini yap, amma yaptığını yapma” hezeyanları yayılır.
Fakat bazı İslamî sosyal ortamda, hoca, boşluk dolduran basit aksesuar olarak görülmektedir. Genelde Müslümanlarca da değeri basite indirgenen hocaları da özeleştiri ile sorgulamak gerekir. Ancak bütün bunlara rağmen özellikle insanlık tarihinde peygamberlerden sonra insanlara, en çok hizmet veren ve en çok faydalı olan ilim adamları yani hocalardır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Benim ümmetimin âlimleri, peygamberlerin varisleridir” buyurarak onların değerlerinin üstünlüğünü ifade eder. “Âlimlere ikrâmda bulununuz” derken de onlara hem manevî saygınlığı sürdürmeyi ve hem de maddî sıkıntılara maruz bırakılmamalarını öğütlemektedir. Hem bu seçkin değerler olmasa idi tarihin derinliklerinden bu güne kadar İslam sistemini bize kadar kim ya da kimler getirebilirlerdi? Bunun için mülkün ve hükmün sahibinin âlim hakkındaki beyanları esas alınmalıdır.
Âlimler hakkında Mevlâmız Allah Teâlâ, günümüz Müslümanlarını derin derin düşündürecek ve nedametlerine vesile olacak muhteşem açıklamalar yapar. Âlimin değerini gerçek yüzü ile ve muhteşem ifadelerle sahneler. De ki: “Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bunları düşünüp öğüt alırlar.” (Zümer: 39/9) Ve yine Rabbimiz: “Allah’tan kulları arasında ancak âlimler kalpleri ürpererek korkarlar. Şüphe yok ki, Allah azizdir, gafûrdur.” (Fatır: 35/28). “(İşte misâller! Biz onları insanlar için açık açık anlatıyoruz. Âlim olanlardan başkası onları anlamaz.” (Ankebut: 29/43) “Allah, içinizden iman etmiş olanlarla kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini yükseltir. Allah, ne yaparsanız ondan haberdardır.” (Mücadile: 58/11) Allah Teâlâ’nın, âlimin makamını yükselttiğini bildirdiği halde bunu kabul edip uygulamayan ne bahtsız olur! Tartışılması söz konusu olmayacak Kur’an-ı Kerim’in bu açık beyanları karşısında hangi Müslüman “vurdumduymaz” hamâkatını kabullenebilir?
Hangi hoca bu muhteşem ilâhî kimlikten sıvışıp arâzî olmaya kalkışabilir? Müslümanlardan hangisi, sosyal ve ekonomik kariyerlerini ön plana alarak Allah Teâlâ’nın açık beyanlarını “keenlem yekün” sayıp hiç yokmuş muamelesi yapabilir? Hangisi, imanının ve Kur’an’ının ehemmiyetini ciddiye almayabilir? Elbette alınmamalıdır! Netice olarak; “Sizin en hayırlı olanınız, ısrarla Kur’an öğreneniz ve sürekli öğreteninizdir” mucibince herkesin sorumluluğu nisbetinde seferber olması dileğimizle! Esselamü aleyküm.
Not: Perşembe günü AKİT medya grubuna ve Yeni Şafak’a yapılan menfur saldırılardan dolayı başta yetkililere ve tüm camiaya geçmiş olsun dileklerimi iletir ve insanlarımızın dava bilinciyle destek vermelerini arzu ederim.







