Hocalarımız biraz düşünmeli
Cumhuriyetin kuruluşu ile dünya tarihinde görülmemiş ve çok ürkütücü bir uygulama başlatıldı. Toplum asimilasyona tabii tutuldu. Eğitimde aklı kısırlaştırma uygulamaları yapıldı. İnsanların beyinlerini bloke ettiler. Bu milleti çok hırpaladılar.
İnsanlık tarihinde pek görülmemiş uygulamalarla toplumun tüm değerlerini çökertmeye ve dengelerini bozmaya gayret ettiler. Harf inkılabı ile bin yıllık medeniyet hazinesini ve bundan kaynaklanan engin kültürü yok etme programları düzenleyip uyguladılar. Toplumun atar damarlarını kurutmaya çalıştılar. Mana iklimini karıştırdılar. Bunları başarı ile sürdürmek için topluma korku saldılar, yıldırdılar. Bugün de uygulanmak istenen bunlardır. Yetmedi insanları kendi mallarının hırsızı yaptılar. Halk kendi aralarında ilginç bir kavramı, kendi malları için kullanma mizahını icat etti. Halk, kendi devletinden malını gizlemeye başladı. Vatandaş kendi malını, kendi devletinden korumanın derdine düştü. Kendi malına sirkat benzetmesi yaptı. Özellikle köylerde vergi memurları geleceği zaman koyunlarını ormanlara kaçırdılar, ineklerini dip köşede gizlemeye çalıştılar.
Bu milletin bin yıllık arşivlerini sattılar ve milleti korkudan biricik kitabını saklama zorunda bıraktılar. Yıllarca müslümanlar, ezan sesini duyma hasreti çektiler.. İftar vakti, ezan okuyan hocaları sakalından yakalayarak sürüklediler, yaşlı ve hasta hocaların kitaplarını sırtlarına yüklediler ve sorgulamaya götürdüler, kıyasıya onlara işkence ettiler. Hapishanelere attılar. Namaz kılıp camiden çıkarken takkesini başında unutan insanlara terörist muamelesi yaptılar. Camileri asker sevkıyat merkezleri ya da samanlıklara dönüştürdüler. Mabetleri kirlettiler. Din ve tarih kavramlarının yasaklandığı dönemi yaşadılar. O tarihte öylesine fikrî hadımlaştırma uygulaması yapıldı ki, yoz ve cahil bir nesil yetişti. O yüzden de fikir ve ilim adamı yetişmedi. Milletin ufkunu açacak, tabuları yıkacak, insana heyecan kazandırıp ve harekete geçirecek öncüler yetişmedi. Elbette bunun çok sebebi vardı. Evet, sebepler hem ürkütücü, hem de korkutucu idi. Bir köye bir jandarma gittiği zaman bütün köyde devlet terörü kasırga gibi etki bırakırdı. Bunlar da yetmedi sonunda milleti yokluğa mahkûm ettiler.
Dış şer güçler ve içerideki işbirlikçileri bu alanda çok mesafe kat ettiler. Millete öncülük yapacak ilim adamlarının kimini delirttiler, kimini idam ettiler. Milleti âdeta yetim bıraktılar. Sahipsiz ve idealsiz bir milletin çocukları başıboş kaldı. Terörizm prim yaptı. Hırsızlık geçer akçe oldu. Katiller sokaklarda dehşet saçmaya başladı. Aileler ufalandı. İnsanlar depresyona girdiler, panik atak oldular. Her tür hastalıklar yayıldı. Nice ana ve nice baba çocuğunun nerde olduğunu ve ne yaptığını bilmez hale geldi. Bugün her tarafta masum inşaların kanı akıtılıyor. Civanmert askerimiz, polisimiz ve halkımızdan hiç günahı olmayan insanlarımız parçalanarak öldürülüyor. Bizi, bütün maddi ve manevi değerlerimizden mahrum etmeye azimli olan dış şer güçler, din adına rol verdikleri Fetullah Gülen gibi sığıntı zalim ile can evimizden vurmaya kalkıştılar. Bütün bunlar olurken on beş temmuz şahlanışı millete yeni ve aydınlık bir ufuk açtı. Buna rağmen ciddi bir problem bizi düşündürmektedir.
Yukarıda dile getirdiğimiz nice iğrençliklere ve zulümlere karşı din adına sorumlu olanlar hâlâ meselelere duyarlı değildirler. Allah Teâlâ’nın Kitabı Kur’an-ı Kerim ve onun Mübelliği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında tutarlı değildirler. Özellikle bu medyatik hocalar ve grup mutaassıpları, İslam’ı kendilerine aksesuar olarak kullanıyor ve ustalıkla işlerini yürütüyorlar. Bununla dinî hayatı yaşadıklarını zannediyorlar. Allah ise böyle bir din kabul etmiyor. Rablerine iman, O’na tevekkül, O’nun emirlerine tabi olmaları ve namazlarını kılmaları, Allah Teâlâ’nın kendilerine verdiği rızıktan infak etmelerini istiyor. Bütün işlerinde mutlaka “meşvereti” esas almalarını şart koşuyor. “İnsanları hayra davet edecek, emri maruf ve nehyi anilmünker görevlerini yapıp yürütecek, “lider kadroyu” kurmalarını teklif ediyor. “Mümin kardeşliğini” yürekten kabul ederek “İhtilaf ettiğiniz meselelerin hükmü ancak Allah’a aittir” hatırlatmasını yapıyor. Hocalarımızın bunları düşünmeleri gerekmez mi? Biz de hâlâ “meleklerin cinsiyetini” tartışanlar gibi mi olacağız? Bu böyle gitmez, iş bitince de çare bulunmaz. Esselamu aleyküm.







